01.06.2016

Messi: Messi’den Bir Maradona Olur Mu?

Yeşil sahaların günümüzdeki en iyi oyuncularından olan Messi’yi anlatan bir belgeselin hazırlanması kimseyi şaşırtmamalı fakat henüz 27 yaşında ve kariyerinin yarısında ve yaptıkları kadar yapamadıklarıyla da konuşulan Messi için belgeselin zamanlaması biraz sürpriz oldu. Şark kurnazlığıyla alelacele hazırlanan bir çalışma olmasından doğan eksiklikleri bu zamanlama hatasına yorup bir kenara attığımızda ise, geriye pazar akşamları gerçekleştirilen futbol sohbetleri tadında ve keyifli bir çalışma kalıyor. Bu futbol sohbeti havası, belgeselin biçimine de sirayet etmiş durumda; Messi’nin mahalle arkadaşları, ilkokuldaki öğretmenleri, altyapıda birlikte top oynadığı ve çalıştığı kişilerle Piqué, Mascherano, Iniesta gibi takım arkadaşları, milli takımdan hocası Alejandro Sabella, Barcelona’nın Barcelona olma sürecinde oyuncu ve antrenör olarak kritik bir öneme sahip Johan Cruyff gibi isimleri ‘’bir akşam yemeği’’nde buluşturup Messi’ye dair anılarını ve görüşlerini alan yönetmen Alex de la Iglesia, biçim ve içerik olarak edebiyattaki sohbetin sinemadaki karşılığını kullanıyor.

Belgesel Messi’nin çocukluk yılları, hormon tedavisi gördüğü süreçte ve erken yaşta Rosario’dan kopup Barcelona’ya gelişi esnasında yaşadığı sıkıntılar, Barcelona içerisindeki yükselişi gibi belli başlıkları ele aldıktan sonra herkesin aklındaki kıyaslamaya geçiyor; biz de yazının diğer hususlarına noktayı koyup bu kıyaslama üzerinden devam edeceğiz, bunu yaparken de net bir fikir elde edebilmek için Emir Kusturica’nın birkaç yıl boyunca Maradona’yı adım adım takip ederek gerillavari bir taktikle kotardığı Maradona by Kusturica belgeselini model olarak kullanıp, bu eserde olanlar ile Messi belgeselinde olmayanlar üzerinden ilerleyeceğiz.

Maradona by Kusturica’ya baktığımızda karşımıza saha içi performansından ziyade saha dışındaki eylemlerinden güç alan, her başarısı stadyumdan taşan bir Maradona profili karşımıza çıkıyor; 86’ Dünya Kupası’nda İngiltere’yi attığı sansasyonel iki golle alt edip kupa yolunu açan veya Napoli’yi tek başına şampiyon yapan bir adam olarak değil, Arjantin’e İngiltere’den Falkland’ın intikamını aldırtan ve Napoli’nin, Güney’in sefil köylü çocuklarının, Kuzey’in sosyetesine karşı büyük bir zafer kazanmasını sağlayan bir general olarak resmedilen Maradona’yı sadece rakamlarla veya kupalarla açıklamanın mümkün olmadığını görebiliyoruz. Futbol temelli sonuçları bir kenara bıraktığımızda Bush’a karşı kampanya yürüten, Hugo Chavez ve Evo Morales ile seçim çalışmalarında bulunan, Küba ziyaretlerini ihmal etmeyen veya FIFA’ya savaş açıp organizasyonun kendisini mafya olarak niteleyen bir Maradona ile karşılaşıyoruz ki bu personayı ev hasretiyle başa çıkmakta zorlanan, ilk idmanında takım arkadaşları tarafından alay alınan, kötü geçen bir milli müsabaka sonrası ıslıklanan Messi portresiyle karşılaştırmaya kalkmak bile bir anda Pepee seviyesine inmemize neden olabilir. Bunların yanında hala bir Dünya Kupası kazanamamış, Barcelona dışındaki bir takımda nasıl performans göstereceği meçhul olan Messi’yle her anlamda ikon olmuş Maradona arasındaki dağlar kadar farkı görebilmek için uzaklara bakmaya gerek yok, Messi’yi anlatan bir belgesel de bile Maradona’nın devasalığına dakika başı rastlıyor oluşumuz gerçeği tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.

Nihayetinde Messi çarpıcılıktan yoksun bir özneyi ele alıyor olmasının yarattığı boşluğa rağmen keyifli ve doyurucu bir eser olmayı başarıyor; Messi’den niçin Maradona olamayacağını kalp kırmayan bir üslupla anlatmanın yanında futbolseverlere güzel bir 90 dakika sunmayı beceren bu belgeseli kaçırmamakta fayda var. Ayrıca bir bakmışsınız Messi’nin Playstaiton’da maç yaparken başına gelenleri anlatan çarpıcı bir eser çekilivermiş, her şeye hazırlıklı olmak lazım değil mi?