03.06.2017

!f Bağımsız Film Festivali: Miguel Llanso ile Röportaj

Crumbs filmi !f Bağımsız Film Festivali’nde gösterilen Miguel Llanso ile yaptığımız röportaj

Neden Etyopya’yı seçtiniz? İspanyol kökenli olmanıza rağmen, Etyopya’da geçen bir post apokaliptik film çektiniz; Etyopya ile bağlarınız mı var?

Don Kişot’un kahramanlık serüvenleri kitapları okuya okuya kendisini şövalye sanması gibi, ben de Herzog’un filmlerini izleye izleye “Film ile Macera” arasındaki bağı keşfettim. Etyopya, ana medyada lanse edildiği gibi üzgün bir ülke olamaz diye düşünüyordum ki zaten öyle bir ülke değilmiş. Çok enteresan ve güzel bir ülke Etyopya. 2008 yılında Addis Ababa’ya İspanya Elçisi olarak atandım. Bu, Etyopya’yı tanımam ve orada arkadaşlıklar kurmam için fırsat oldu. Şu anda Madrid’de yaşamama rağmen hâlâ sık sık Addis’e gidiyorum.

Geçmişte hep “Kısa Film” tecrübeniz var. ilk uzun metrajlı film deneyiminiz nasıldı? Kısa filmden farkı neydi? Sizin deneyiminizden yararlanmak isteriz.

Aslında, aralarında çok fark yoktu. Önemli olan filmin yoğunluğu hatta keskinliği. Uzun metrajlı bir filme kalkıştığınızda aylar boyunca fokusunuzu kaybetmemeniz gerek. Adeta uzun mesafe koşmak gibi. Gücünüzü korumanız gerek. Ve sonunda bitirdiğinizde, hayatınız iyi yönde veya kötü yönde tamamen değişmiş oluyor.

Gerçeküstü bir post apokaliptik bilim kurgu çekmek, gerçek hayattan hikâyeler anlatmaya göre daha zor bir tercih. Belki de kendi hayatınızdan bir hikâye veya gerçek insanlar hakkında bir öykü anlatmak yerine neden bu türü seçtiniz?  

Bu türü seviyorum çünkü adeta rüya görmek gibi… Rüya görürken, kolayca diğer gezegenlere gidebilirsiniz. Ben de, başka tür bir gerçekliği portrelemek istedim. İkinci bir neden ise, bilim kurgu veya fantastik filmler çekerken, dünyadan başka bir uzaklığa ulaşıyorsunuz. Değişik türde elementleri izole edip, bunları farklı bir gözle yansıtabiliyorsunuz. Yeryüzü ile insan arasında veya objeler ile insan arasında, farklı bir bağ kurabiliyorsunuz. Bu bağlar yolu ile de, değişik anlamlara ulaşabiliyorsunuz. Sadece metaforlar veya semboller de değil. Bazen değişik bağlantılar yaparak, dünyaya farklı bir gözle bakıp, farklı yorumlar getirmek mümkün. Bu yeni anlam ve yorumlar, kendi dünyamızı anlamak adına yeni bir perspektif kazanmamızı da sağlıyor.

Filminiz Etyopya-İspanya-Finlandiya ortak yapımı. Afrika hakkında bir hikâyesi olmasına rağmen, izleyicileri Dünya’nın farklı ülkelerinden. Filminizin Afrika’da vizyon şansı bulacağını düşünüyor musunuz? Afrikalılar, kendilerini filme yakın hissedecekler midir? Ve, sizce CRUMBS Afrika sineması üzerinde bir etki yaratacak mı?

Crumbs şimdiye kadar Etyopya ve Güney Afrika’da gösterime girdi. “Afrikalılar” derken neyi kast ettiğiniz anlayamıyorum çünkü ben, böyle bir kimlik oluşturamıyorum. film, etyopya ya da dünyanın başka bir bölgesi hakkında bir şey söylemeye çalışmıyor. Evet, oyuncular ve çekilen yerler Etyopya’dan ama biz, Etyopya kültürü hakkında bir söylem geliştirmiyoruz. Söylediklerimiz, global kültür üzerinden verdiğimiz mesajlar. Bu nedenle filmin “milliyeti” hakkında pek bir hissiyatım yok. Aidiyet kavramı yaratmak için uğraşmadım. ortak bir yapım. uluslararası bir dili var. Arkadaşlarım ile küreselleşmenin ortak dili ve küreselleşmenin bankalar ya da uluslararası şirketler tekelinde olmadığını söyleyen bir film yaptık. Evet, Afrika’da çok ilginç bir “Afro-Futurism” (siyahi gelecekçilik) insiyatifi var. Geçen Ekim ayında Johannesburg’da bazı sanatçılar ile Afrika Gelecekçiliği üzerinde konuştuk. Afrika’dan bakınca Dünya diye bir kavramdan bahsedebiliriz ama Afrikalılık üzerinden filmi değerlendiremeyiz. Bu blok bir bakış açısı olur. Kimse Afrikanın sesi olamaz. Öyle bir ortak ses yok.

!f Film Festival’inde beklentileriniz neler? Filminizin KEŞ!F yarışması kapsamında gösterilmesine ne diyorsunuz? Biliyorsunuz !f ilk uzun metraj deneyimlerini yaşayan yönetmenlere kucak açıyor ve sinemanın sınırlarını zorlayan, yeni stillere ve eğilimlere yer veriyor. 

!f gibi festivaller, bence küçük adalar, bahçeler… Çürümüş dünya onlara “Bir kazanç sağlayabilir miyim?” gözü ile bakıyor. Bu tür festivaller, yalnız ruhlu, değişik türde sanatçıları bir araya getiriyor. Günümüzde bu bir mucize ve hâlâ neo-liberallerin bu festivalleri yok etmek için spotları üzerlerine çevirmemiş olmaları beni şaşırtıyor. Ortak zevkleri paylaştığımız bu alanda, benim beklentim, güzelliklerin, sanatın keyfini çıkarmak ve yeni dostluklar kurmak…

!f izleyicisi açık fikirli ve yeni tecrübeleri seven bir seyirci. Filminizin onlara ne hissettirmesini istersiniz? 

Filmi izleyenler alışılmışın dışında bir post apokaliptik dünya ile karşılacaklar. şimdikine benzer ama hayal gücümüzün ötesinde bir yer yaratmaya çalıştım. Bunu yaparken, Etyopya’nın inanılmaz doğal güzelliklerinin, yetenekli aktörlerinin ve filmi benimseyen, filmde çalışmak isteyen insanların yardımını gördüm. Fakat, “Kırıntılar” olarak adlandırdığımız bu yeni dünya kesinlikle Etyopya değil, aslında küreselleşmeden doğan global kültürümüz.

Aklınızda yeni bir proje var mı?

Hali hazırda yine Etyopya’da 1960larda geçen bir bilim kurgu senaryosunu tamamladım. İmparator  Haile Selassie ve Rus ajanlarını konu alan bir uzay programı hakkında olacak. Robotlar da var. Bir Uzay gemisi bile var. “Ahit Gemisi”nin gizeminden bahsedecek. Rastafariyanlar (Afrika kökenli bir inanç sistemi) ve öğrenci ayaklanmalarının da rolü var senaryoda. Olaylar da Addis Ababa’da geçecek. Başrolde yine fetiş kadar bağlı olduğum Daniel Tadesse oynayacak. Fakat bu sefer Jean Claude van Damme de ona eşlik etsin istiyorum. Tabii bu benim hayalim. Bildiğiniz bir yapımcı var mı?

Röportaj: Haktan Kaan İÇEL