28.09.2016

Modern Klasik: Brazil

brazilDistopik filmlerin her zaman gizemli bir çekiciliği vardır. Onları izlerken öyle ya da böyle bugünkü zamanı, geçmişi ve geleceği akıl süzgecinden geçirip sorgularız. 1985 yapımı Brazil belki de dünya sinema tarihinde yapılmış distopik filmlerin en yaratıcı olanıdır. İzleyicisinde ücretsiz bir bilinç arttırma seansı etkisi yaratır. Yönetmen Terry Gilliam, George Orwell’in 1984 adlı romanından (kısmen de olsa) esinlendiği bu filmde sadece senaryonun ve çekimlerin değil, müziklerin, dekorların, oyunculukların… kısacası filmin tüm atmosferinin kıvamını ustalıkla tutturmuştur.

Bürokrasinin ve politikanın baş döndürücü sıkıcılığına odaklanan film, bu sayede kötü yönetilen bir devletin ve makineleşen dünyanın karanlık taraflarını sorgular. Ve bunun en iyi yöntemi, bu sisteme sıkışmış bir memuru anlatmaktır belki de. Sam Lowry (Jonathan Pryce) gibi… Film, tv’de gösterilen bir boru reklamı ve ardından bir sineğin, birbirine iç içe geçmiş borularla bağlanmış gibi olan teşkilatların birinde, bilgi edinme teşkilatındaki bir yazıcıya girmesi ve tutuklanması gereken Tuttle adlı kişinin adını Buttle’a ( Türkçesi uşak olarak çalışmak) çevirmesi ile başlar. Sam Lowry ise, devletin sadece işleyişi değil, adları bile trajikomik olan kurumlarından birinde çalışmaktadır. Sam, bir yandan çalıştığı yerdeki ufak(!) sorunlarla ve terfi edip daha iyi bir mevki sahibi olmasını isteyen annesi ile uğraşırken, bir yandan da gördüğü uçarı ve romantik rüyalarının kadınını bir sineğin yarattığı tesadüf sonucu bulur. Bu tesadüf hem reelde dış dünyada, hem de Sam’in hayatında ilk adımları çoktan atılmış bir başkaldırıyla sonuçlanacaktır.

Birbirinden ilginç ve hayli zengin bir aklın ürettiği belli olan detayları fark ettikçe daha da güzelleşen filmde kanımca en dikkat çekici sahneler rüya sahneleridir. Gilliam, bu sahnelerde baş karakterini, filme adını veren Brazil şarkısı eşliğinde, melek kanatları takmış, kendisini çağıran kadına (ki burada belli ki bu kadın arzuların temsilidir) uçarak giderken gösterir. Ancak Sam bu rüyalarda ya mekanik, Asya kökenli canavarlarla savaşır; ya da bir anda önünde yükselen devasa gökdelenler yüzünden kadını kaybeder. Bu sebeple bence karakterin kahramansı bir yapıya büründüğü rüya sahneleri, dış dünyadaki sıkışmışlığından kaçışı değil, umutsuzluğu sembolize eder. Hem de dünyanın gidişatına ciddi bir taşlama niteliğindedir. Bunun yanında filmde yapılan çeşitli tarihsel göndermeler de önemlidir. Bürokrasinin yanında özellikle faşizmi, teknolojinin getirdiği kurumsal ve bireysel paranoyaları, 80’ler ve 90’larda bir hayli popüler olan estetik operasyon merakını doğrudan eleştirir film.

brazil2Estetik açıdan benzerlerinden üstte olduğunu rahatlıkla iddia edebileceğimiz Brazil, absürt komedi hissiyatı yaratan güldürü öğeleri ile tüm kara mizahlardan da fazlasını sunar. Çünkü filmdeki mizah, neşelendirme amacından çok zihni genişletip, sınırlarını zorlamak içindir. Eve gelen tamircilerin bir belge eksikliği yüzünden krize girmesi, Harry Tuttle’nin (Robert De Niro) nefret ettiği kağıtların saldırısıyla yok olması, estetik cerrahın gerdirme operasyonunda iki mandal ve yapışkan folyo kullanması, devlet memurlarının sergilediği tutumlar… bu sahnelerin hepsinde güldürü, filmin grift yapısı ile ahenk içinde, izleyiciyi düşündürtmesi açısından katalizör konumdadır.

Tüm bunların yanında bence filmin günümüzde değeri daha da artmıştır. Aslında Terry Gilliam’ın yer yer gerçeküstü bir dille yarattığı film, filmdeki yüksek olasılıkla devlet destekli terörist eylemler, bombalamalar günümüzde, özellikle yaşadığımız coğrafyada gerçekleşmekte ve normal(!) bireyler tıpkı filmde restorandaki patlamadan sonra insanların yemeğine devam etmesi, ya da çalgıcıların, yüzleri toz içinde, müziği çalmayı sürdürmesi gibi neredeyse tepkisiz kalmakta, birkaç gün sonra olağan hayatlarına geri dönmektedir. Aslında bu filmdeki dehayı kanıtlamaz; çünkü bu durum öngörülebilir bir durumdur. Ancak bu detay, filmin kült olarak nitelendirilmesinin ne kadar haklı olduğunun bir göstergesidir.

Yönetmen ve dağıtımcı Universal Stüdyoları arasındaki anlaşmazlıktan dolayı biri yaklaşık 140 dk, biri 95 dk olmak üzere birbirinden farklı iki versiyonu bulunan Brazil (iyi ki uzun versiyonu izleme şansına erişmişiz) içerdiği hemen her öğesiyle hayal gücünün sınırlarını zorlayan, verdiği mesajlar ile unutulmaması gereken bir başyapıt. Özellikle evrak işlerinden sıkılmış olanlar için kafa açma özelliğine de sahip. Bence izlediğiniz günü takvime işaretleyin ve her yıl en az bir doz alın.