21.03.2018

Modern Klasikler: Being John Malkovich

Being John Malkovich: Acayip Bir Film Olmak

 

Genel hatlar

Being John Malkovich, 1999 çıkışlı bir Spike Jonze eseri. Jonze, fantastik bir kara mizah senaryosunu dramaya yediriyor ve ortaya özellikle “acayipliğiyle” bilinen bir film çıkarıyor. Bu acayipliği, David Lynch tarzı sembolik ve anlaması güç bir anlatıyla değil; sıradan, küçük harfli ve sakin bir süreçle inşa ediyor. Jonze’nin tarzını Lynch’le birlikte anmamın sebebi, “acayip film” dendiğinde günümüzde akla gelen belki de ilk ismin David Lynch olması. Bunun haricinde bu 2 yönetmen arasında anlatısal, kurgusal ya da teknik bir benzerlikten kesinlikle söz edilemez, bu nedenle sinema dilleri de ancak bir yere kadar karşılaştırılabilir. Yalnızca Jonze de Lynch (ya da Aranofsky, Buñuel hatta bazen Resnais) gibi anlaması güç, film esnasında ve sonrasında insanda ilginç tatlar bırakan bir film yapmayı tercih etmiş. Daha dramatik bir anlatı tercih ettiği Her (2013) ile Being John Malkovich arasında bir benzerlik ararsak, sanırım ikisinde de yalnızlık korkusunun bireyi ittiği arayışlarının irdelendiği söylenebilir. Being John Malkovich’te bu arayış kelimenin tam anlamıyla “bir başkası olmak” şeklinde pekala sürreal denebilecek bir karşılık bulurken; Her, bireyin bu sıkışmasından doğan arayışa fütüristik ve çok daha tozpembe bir cevap sunuyor.

Ne anlatılıyor, nasıl anlatılıyor?

Filmin ismi için yaptığı doğal ve açık tercihin aksine filmini gizemli ve anlamlandırması zaman zaman güç bir şekilde kuran Jonze, filmi izlemeye başlamamızdan itibaren çok kısa bir süre içinde biz izleyiciyi ekrandaki pek çok sıradışılığa alışmış bir hale getiriyor. Bu ilginçlikleri kanıksamamızın yegane sebebi de Jonze’nin teknik tercihleri. Renk paleti ya da kurgusal teknikler bakımından alışılagelmişin dışına çıkmayı tercih etmeyen yönetmen, bu acayip hikayeyi sıradan ve sakin bir şekilde sahneye koyuyor. Bu nedenle kendimizi bir süre sonra acayiplikleri sorgularken değil, karakterleri analiz ederken bulabiliyoruz. Çünkü anlatılan şey ne kadar acayip olursa olsun, filmin temposu ancak ve ancak yönetmenin izin verdiği kadar yükseliyor: ritmik geçişler ya da renk paleti üzerinde oynamalar gibi değişimler tercih edilmediği için de tempo, yönetmen tarafından bile isteye sınırlanıyor. Bu da bu acayip filmi hiç de acayip olmayan bir sinema diliyle izlememizi sağlıyor. Zaten film de gücünü bu zıtlıktan alıyor.

Neden bir başkası olmak istenir?

Filmdeki her karakter, sanki en farklı, en acayip olmak için mücadele eder gibi. Alışılmışın aksine Jonze, filmin baş karakteri denebilecek olan Craig’i (John Cusack) izleyiciye sevdirme amacı gütmüyor; tartışmalı bir karakter yaratıp filmin en başında kısmen sempati beslememizi sağladıktan bir süre sonra aldığımız bu kararı kendi içimizde tartışmamızı sağlıyor. Sorgulamamızın nedeni de, Craig’in “bir başkası olma” arayışının karakter gelişimi hususundaki etkileri. Filmin başında bir başkası olmayı pek az tercih eden Craig’i film ilerledikçe kendinden kaçışa iten sebepler de psikolojik ve ekonomik. Arzuladığı kadından karşılık almak isteyen Craig, uzmanlık alanı olan kuklacılık uğraşını John Malkovich olarak daha geniş kitlelere ulaştırabildiğini keşfettiğinde artık kararını vermiş oluyor. Kendi bedeninde yaptığı iş ne kadar çığır açıcı olursa olsun sokak gösterilerinden ileri gidemeyen Craig’in, John Malkovich’in bedeninde aynı gösterilerle dünyanın bir numarası haline gelmesi de klasik bir şekilde yorumlayacak olursak, işi “hayat acımasızdır” düsturunu tekrar etmeye getiriyor; daha politik baktığımızda ise esasında modernizm ve tüketim toplumuna dair mizahi bir eleştiri olduğu görülebilir.

Son söz

Filmdeki akıcı gizemi; bilinçaltı sahnesi, Charlie Sheen cameosu ve başarılı mekansal tercihlerle soslayan Jonze, ortaya çığır açıcı güçte olmasa da absürd sinema için önemli bir film çıkarıyor. Bu yazıdan çok daha derin okumalara konu olabilecek nitelikteki Being John Malkovich, sıradışı bir 2 saat geçirmek isteyenler için doğru tercih olabilir. Filmin ardından hissedilen sırt ağrısı ise sakın paniklemenize sebep olmasın, muhtemelen psikolojiktir; elbette bir plazanın 7.5’uncu katında çalışmıyorsanız…