06.02.2018

Modern Klasikler: Blood Simple

Coen Kardeşler Nasıl Coen Kardeşler Oldu?

“Olur da bir şeyler ters giderse, Texas’ta yalnız başınasın.” diye başlıyor Blood Simple. Bu cümle, bizi filmde pek çok şeyin ters gideceğine dair uyarıyor; karakterler için ise sanki bir hatırlatma: “Kan dökülecek, hazırlıklı olun” misali. Zaten hangi hikâye Texas’ta geçmiş ve içinde ölüm olmadan bitmiş ki? Hal böyleyken, Coen Kardeşlerin birlikte yazıp yönettiği bu modern ve kaotik “kara film”e de Texas’tan daha iyi ev sahipliği yapabilecek bir yer düşünülebilir mi? Bunlar konuşulurken, biz de Coen Kardeşler sağolsun, açılışta gösterdikleri Texas fotoğraflarıyla bu hayli meşhur eyaleti kafamızda iyice çiziyoruz, hemen ardından kendimizi kara film atmosferine pekala uygun olan yağmurlu bir akşamda ana karakterlerden ikisiyle bir yolculukta buluyor ve filmin dünyasına resmen giriş yapıyoruz.

Blood Simple, Coen Kardeşlerin ilk uzun metrajlı filmi. Hatta Joel Coen, Blood Simple’ı çekerken hayatında ilk kez büyük ölçekli bir film setine girdiğini belirtiyor, setteki pek çok görevlinin de benzer durumda olduğunu ekliyor. Zaten filmi izlerken zaman zaman kamera arkasındaki heyecanı da hissetmek mümkün. Blood Simple, kara film evreninin bazı karakteristik özelliklerini içeriyor ve Coen Kardeşler bu özellikleri kendi sinemalarıyla sosluyor. Bu açıdan film Kardeşler için özel bir yer tutuyor olsa gerek.

Ters giden cinayet planları

Kelime anlamı olarak “cinayetten sonra içinde bulunulan ruh hali” manasına gelen Blood Simple’da hikâye, ters giden cinayet planları üzerine inşa ediliyor. Filmde, edebi dilde “Çehov’un Silahı” denen tekniği gözlemlemek mümkün. Çehov’un Silahı, anlatıda verilen küçük detayların ileride kritik bir öneme sahip olması prensibidir. Blood Simple’da Marty ve Dedektif sohbet ederlerken ansızın çakmağa yapılan close-up’ı hayli ilginç bulmanız olası, meğerse Coen Kardeşlerin bu çakmak için planları varmış ve bu close-up aslında bir nevi foreshadowing görevi icra ediyormuş. Sonradan görülüyor ki ait olmadığı bir yerde kalan bu çakmak hikayeyi şekillendirmede büyük bir role sahip. Benzer şekilde içinde yalnızca üç kurşun olduğu iki kez vurgulanan silah da filmdeki dört ana karakterin sırayla ellerine değiyor ve her karakter tarafından ateşlenmeye çalışılıyor. Bunun esere bir hayli akıcılık kattığını düşünüyorum. Aynı obje, farklı kişiler tarafından farklı zamanlarda tamamen farklı amaçlarla kullanılıyor. Bir karakter için hayata tutunmak için son umut haline gelen bu silahın o an ateş almaması ama bir başka karakter için yanlışlıkla ateş alması sanki Coen Kardeşlerin izleyicilerine kamera arkasından gülümsemesi gibi.

Filmde eser miktarda mizahi unsurlar da var. Özellikle Fargo’da bu zaman zaman kara mizaha da kayan Coen Kardeşlerin şahsına münhasır anlatım tarzı iyice oturuyor. Blood Simple’ın bu hususta büyük önem taşıdığını düşünüyorum. Nasıl ki bazı filmler kimi yönetmenlerin sonraki, ve doğrusu daha iyi olan, filmleri için laboratuvar görevi gördüyse (örneğin Jean Vigo’nun Taris, roi de l’eau ve L’Atalante’ı veya Christopher Nolan’ın the Following ve Memento’su), Blood Simple da sanıyorum ki Coen Kardeşler için bu görevi yerine getiriyor. Blood Simple’daki anlatım tarzı zamanla gelişip, üstünde daha çok düşünülüp daha büyük bir bütçeyle ortaya Fargo’yu çıkarıyor.

Blood Simple, çok ama çok hoş ayrıntılarla bezeli bir film. Coen Kardeşlerin hikayelerinde böyle hoş ayrıntılar büyük yer tutar, Blood Simple’da da, bir ilk film olmasından mütevellit, bu anlatım tarzının en saf hallerinden birini görmekteyiz. Filmin başında perdesiz odasında huzurla uyuyabilen Ray’in filmin sonunda perde kullanmadığı için Abby’e sinirlenmesi tam da Coen Kardeşler tarzı bir karakter gelişimi. Benzer şekilde psikolojik olarak “blood simple” döneminde olan Ray’in, tam da Marty’nin vurulduğu pozisyonda oturması bir başka güzel ayrıntı, hatta belki ufakça da bir psikanalitik okumayı dahi mümkün kılabilecek nitelik taşımakta.

Karakter derinliği üzerine

Filmin kuvvetsiz kalan tek yanı karakter derinliği. Hiçbir karakter hakkında yeterince bilgimiz yok. Abby ile Marty’nin neden problemli olduğunu, Ray’in Abby’den nasıl hoşlanmaya başladığını ya da Dedektif’i Marty’i vurmaya iten nedenin aşıklara duyduğu anlık merhamet mi yoksa pragmatizm mi olduğunu anlamamız mümkün görünmüyor. Bu eksikliği, Blood Simple’ın bir ilk film olmasına ve Coen Kardeşlerin daha epeyce tecrübesiz olmalarına bağlamak mümkün. Fakat bunun bir başka nedeni de olabilir. Unutulmamalı ki, film Texas’ta herkesin yalnız başına olduğuna dair bir monologla başlıyor. Belki de Coen Kardeşler hiçbir karakter hakkında bile isteye fazla bilgi vermiyor ve izleyiciyi karakterlerin yalnızlığına kendi kararları uyarınca dahil etmiyor. Burası Texas ve burada herkes yalnız başına, kimseyi anlamaya çalışmayın dercesine.

Filmin, David Lynch’in Lost Highway’iyle (ne kadar Lost Highway daha sonra çekilmiş olsa da) özdeşleşen yol sahneleri içerdiğini de belirtmekte fayda var. Gayet başarılı ve atmosferik olan bu sahneler, gerginliği izleyiciye hissettirmeyi başarıyor. Blood Simple, evdeki o çok gergin final bölümü, epeyce bilinen 13 dakikalık cesetten kurtulma sahnesi, etkileyici geçişleri, kaliteli diyalogları ve anlatısıyla Coen Kardeşler filmografisinde önemli yere sahip bir film. Her ne kadar klasik bir kara film dokusu yalnızca zaman zaman hakim olabilse de, bu türün özellikleriyle de yer yer beslenmiş ve güçlenmiş. Fargo’yu beğenmiş olan hemen herkesin Blood Simple’dan da büyük keyif alacağını düşünüyorum.