11.05.2016

Modern Klasikler: Fight Club

Her yönde yarım milliğine yalnızlık…

Chuck Palahniuk’un yeni bir yüzyıla evrilmeden evvelce kaleme aldığı Kargaşa Projesi’nden (Project Mayhem) bir alıntılamadır Fight Club (Dövüş Kulübü). 1999 yılının sonbaharında sahne aldığı kadim dostu Matrix’le beraber ortaya karışık anti-ütopik, biraz da anarşik muhabbetler yapar. Alien 3 fiyaskosundan sonra bir dip dalga, tek porsiyonluk bir yemek gibidir Fincher için. Karakterler odakla sonsuz arasına yerleştiğinden; tüm görünenler ters, sanal ve suretinin suretinden büyüktür. Sıralı bir kurgu yoktur. İstediğin yerden kesip yapıştırır, yeni ve çok başka bir film elde edersin. Bu filmi, istenilen yerden izlemek serbesttir ayrıca. Karanlık ve yağmurlu bir zihin koridoru vardır film boyunca. Bu sayede analitik düşünme ve matematik güdüsü kontrpiyede bırakılır. Yoğundur. Mantıklı ama fazlasıyla ütopik fikri bombardımanlar ile seyirci ikiye bölünür: sevenler ve nefret edenler. Arası yoktur. Hatalar için bir geri dönüşüm kutusu bile düşünülmemiştir. Hikaye; tüketim, faydacılık, bireyselcilik üçgeninin iç açılarını hesaplayan bir fayda/maliyet analizi niteliği taşır, bu konuda kapsamlı bir literatür taraması şeklindedir. İflas, mülkiyetsizlik, çulsuzluk vadeder adeta. “Sahip olduğun her şeyi kaybet ki kendini bulasın, çünkü umudunu kaybetmek özgürlüktür.” gibi düşünen, tasavvuf ehli insanların da dikkatini çekmiştir zamanında.

Brad Pitt’in en özgür olduğu filmdir. En az Bruce Lee kadar başıboştur bu filmde. “Arzu edilebilirlik” oynanacaksa bu kendi çağında Pitt’den başkası değildir. 12 Maymun’dan sonra çok fazla çaba harcamasına gerek bile kalmamıştır. Bu yüzden Edward Norton’un, film için harcadığı eforun bir kademe daha fazla olduğunu söyleyebiliriz. Fincher, Se7en için kullanmış olduğu karanlık ve yağmur atmosferini buraya da taşımıştır. Romanda tasvir edildiği gibi kavgaların yer aldığı ortam; karanlık, nemli, küflü ve soğuktur. Her ne kadar kadına yönelik ağır bir eleştiri olsa da, orta yaş, zengin, beyaz Amerikalılar arasında geçen bir hikâyeyi düşündüğümüzde; bu durumu arka plana sarkan –ama önemli- ikincil bir “sanrı” olarak konumlayabiliriz. Meditasyon veya kişinin yaşadığı kış uykusu (hibernasyon) sayesinde kendi gerçekliklerini daha iyi ve yakinen görebileceği bir alanda her şeyi berbat eden bir kadın figürünü anlamak; mağarasından çıkamayan insanın keşfi ile aynı şey. Filmin ‘intro’su, zihin koridorlarında bir mağara olarak bu denkliğe tekabül eden bir eşitlik değil midir?

Tyler gibi görece zengin ve gözde erkeklerin profesyonel ve kişisel hayatlarındaki hayal kırıklıklarının üstesinden gelmek için bir Dövüş Kulübü kuruyor olmaları, filmin “açık anlamı” olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada; bu tip bireylerin, zafere giden yolda, ne kadar ileri gidebileceğini, hiçbir kural ya da sınır tanımazlıklarından anlayabiliyoruz. Hikâyenin örtük anlamı ise, tüketim toplumuna reddi bir cevap şeklinde tezahür ediyor: “Şiddet kullanarak dövüşmek, toplumdaki özgürleşmenin bir yoludur.” Bu mücadelede kavga modeli, toplumda bireyi kurtarmak için iyi bir alternatiftir. Eşya kötüdür, çünkü belli bir süre sonra, sahip olduklarınız size sahip olmaya başlar. Örtük anlamda daha geniş bir otopsi yapıldığında ise; Amerika Birleşik Devletleri çok zengin olmasının yanında çok savurgan bir ülkedir. Marta Stewart gibi rol modeller, büyük ölçüde reklam ve pazarlama teknikleri ile tüketicilerin gözlerini boyamaktadır. Yapımcılar filmlerin içerisine mümkün olduğunca çok sayıda bu tarz anlamları çağrıştıran materyaller koymaktadır… Tüket, tükettikçe daha çok öl. Açık, örtük veya semptomatik olsun, bu kavganın her anlamı çok önemlidir ve üzerinde durulması gereken önemli konulardır.

Tyler Durden, her şeyi kaybedip eşitlenme, arınma (yıkanma, temizlenme) sonrasında tekrar devam etme gibi, döngüsel bir süreç olarak tanımladığı “adil” bir ideanın savunucusudur. Bir iç sestir. Olmak istenilen insanı oynar. Nihilizm (hiççilik) ve egzistansiyalizm (varoluşçuluk) ile beslediği hikâyesini, piyasaya arz ederken cimri davranır. Zira “adalet anlayışı”nda esneklikler, boşluklar olmalıdır. Mesela, iç yağdan sabun üretilmesi ve insanlığın bu sabunları kullanarak temizlenmesi gibi nedenler, eşitlenme sürecinde sadece recycling (geri dönüşüm) modeli olabilir. Dövüş Kulübü kurallarından birinci ve ikincisinin*  ihlal edilmesi hususu bu çevrimin bir sonucudur.

Kapitalizmin çöküşü, film içinde de yıkılan ikiz kuleler için bir sonuç göstergesi olabilir. Bu tür kümülatif halüsinasyonların toplamıyla beraber aslında seyirciye vadedilen şey, kuralsız bir dünyadan başkası değildir. Ancak bunun ve dahasının anlaşılabilmesi için, Tyler ve anlatıcı arasında kaypak olmayan, daha güvenli bir yol bulmak gerekiyor, ki bu da ortalama bir seyirci için çok da kolay bir şey değil. Zira film için, suya sabuna dokunmaktan daha fazlası gerekiyor.

*Dövüş Kulübü’nün birinci kuralı… Dövüş Kulübü hakkında konuşmayacaksınız.
Dövüş Kulübü’nün ikinci kuralı… Dövüş Kulübü hakkında KONUŞMAYACAKSINIZ.