29.05.2016

Modern Klasikler: In the Mood For Love

In the Mood for Love

Tanımadığı yeni bir hikaye çıktı karşısına. Onun olmadan ona ait bir hikaye. Bir an, bakışlarını aynadan ayırmak, hikayesini dinlemiş olduğu yabancıyla göz göze gelmek için dayanılmaz bir istek duydu. Sonra vazgeçti. Yabancı, yaşadığı anları titizlikle saklamak, anlamını kaybedip soyunun tükenmesine fırsat bırakmamak istiyordu. “Bu anıyı saklamak istiyorum” diyordu, “bakışlarımı kaybetmeden, bu anıyı saklamak istiyorum.”

On altı yıl önce, milenyumda izleme fırsatı bulduğumuz In the Mood for Love (Türkçe adıyla Aşk Zamanı) tıpkı ilk çıktığı zamanın adı gibi görkemli, hatta sihirli bir şaheser. Hong Kong’lu ünlü yönetmen Wong-Kar Wai, namı diğer WKW’nin şüphe götürmeksizin en iyi eserlerinden olan film, birçok aşk filmi gibi direkt karakterlere odaklanıp duygularını somut olarak biçimlendirmeye çalışmak yerine hareketlerinin, hayallerinin, hislerinin ve en önemlisi iki karakter arasındaki boşluğun anlamını arıyor. Tek başımıza hayal edebileceğimizi düşünmenin en büyük hayalperestlik olduğunu düşünen yönetmen, bizim hayallerimizin ardında başkalarının vesile olduğu rastlantıların gizli olduğunu söylüyor. WKW, bir sinema sihirbazı gibi, birbiriyle etkileşen insanlar arasındaki boşluğu, bu boşlukta birer imge haline dönüşüp akan duyguları, cinselliği, anlamların birbiri içine sızma halini açığa çıkartarak zihnimizde resmedebilmemizi sağlıyor. Tüm bunlara tam da istediği gibi bir ivme kazandırarak hem de.

Aynı apartmanda yan yana iki daire kiralayan Bay Chow ve Bayan Chan, bir rastlantı eseri eşlerinin kendilerini aldattığını öğrenir. Bu tesadüf, ikilinin yakınlaşmasını ve hüzünlü, provalarla dolu bir oyunu beraberinde getirir. Oyunun sebebi aslında hemen her insanda olan bir duygu, bizim dışımızda yaşanan bir hayatı kaçırma korkusudur. Bay Chow ve Bayan Chan, zamanın ve mekanın değişmediği, sadece kendi gölgeleriyle savaş verdikleri bu oyunu, kaçırdıkları hayatın kendi hayatları olduğunu fark ettiklerinde sonlandırır.

In the mood for love

“Amacım ilk başta tekrarlarla filmi kurgulamaktı. Müziği tekrar ettik, çekim açısını tekrar ettik. Her zaman aynı saat ve aynı merdivenler vardı; çünkü bu iki insanın duyguları dışında hiçbir şeyin değişmediğini vurgulamak istedim.” Böyle diyor WKW filmden sonra. Belki ilk okuduğunuzda gerçeklikten uzak, bir hikaye anlatmak için kestirme bir yol gibi gelebilir. Sadece iki insanın adımlarıyla yankılanan merdivenler… Ama düşününce aldatan eşlerin yüzlerinin bile barınmadığı, rastlantıların meydana getirdiği olasılıklarla, imgelerle dolu bir boşluğun anlatımı da böylesine şiirsel olmalı. Bu, yalnızca bir duvar kovuğuna anlatılmak üzere saklanmış bir hikaye ve bizlere, hikayeye tanıklık edenlere kılavuz olan bir sır. WKW’nin filmin adını ilk başta “Sırlar” olarak düşünmesine şaşmamalı bu yüzden.

Hayalle gerçeğin ayrıldığı bir sınır vardır. O sınırda tüm saatler durmuş, mevsimler unutulmuştur. Karakterlerimiz bir lambanın ya da parmaklığın önünde, sanki oradan hiç ayrılmayacakmış gibi beklerken bu sınır gözle görülür hale gelir. Acaba başlangıçta birbirlerine daha emin adımlarla gitmedikleri, daha gözü kara olmadıkları için mi yoksa sonrasında bir nevi suçluluk duygusuna kapıldıkları için mi ilişkileri devam etmedi? Hangisi daha ağır bastı? Bu belki biz izleyicileri için filmdeki en büyük gizem. WKW’nin bu gizemi sürdürmek için yaptığı çekimler de, örneğin karakterleri bir pencerenin, nesnelerin ya da demir parmaklıkların ardından, yüzlerine düşen, belki de tüm yüzünü kaplayacağını korktukları gölgelerle birlikte göstermesi filmin anlatımının en incelikli taraflarından biri.

Filmin büyük bir titizlikle planlanmış sahnelerinden bahsetmişken duyguları şaha kaldıran fon müziği (Yumeji’s Theme) ile bütünleşen slow motion çekimlerin de oldukça etkileyici olduğunu söylemek gerekir. Öyle ki, bence tüm sinema tarihinde bu tekniğin en iyi kullanıldığı örneklerden biri In the Mood for Love’dır. Bununla birlikte restoran ve otel sahnesinde çalan Nat King Cole’dan ‘Aquellos Ojos Verdes’ ve Bay Chow’un filmin zirve noktasında gelen itirafının ardından oluşan ihtimalleri simgelemek adına seçilen ‘Quisas Quisas Quisas’, bir filmde müzik seçiminin etkisini anlamak adına bizlere şaşırtıcı derecede güzel bir örnek sunuyor.

In the mood for love -2

Çekimleri yaklaşık on beş ay süren filmde, çekimlerin yarısında görüntü yönetmeni Christopher Doyle ayrılmak zorunda kalmış, WKW başka bir görüntü yönetmeni ile çalışmıştı. Bu ilginç duruma rağmen filmin estetiğinde değişim olmaması yönetmenin başka bir sihri tabii ki. Mekanların, ışık, renk ve kostümle uyumu yukarıda saydığım diğer öğelerle birleşince büyüleyici bir sinema dilini bizler için görselliyor. Ancak filmin can alıcı noktası, (tabii teknik-içerik uyumu küçümsenmemeli) karakterlerin birbirine doyasıya güldüğünü, birbiriyle temas kurduğunu, sürekli beraber vakit geçirdiklerini gördüğümüz aşk filmlerinin aksine, WKW’nin filmde, aşkın içindeki hüznü, cinselliği ve tüm duygusal girdapları karakterlerden bağımsız aşkın bir parçası, birbiriyle etkileşim halindeki insanların arasındaki boşluğa saklı bir sır olarak nitelemesi. Filmin en büyük başarısı da burada; böylesine bir anlatımın sinemada bir ilk olduğunu söyleyebiliriz.

Wong-Kar Wai’nin filmin sonlarına doğru Hong Kong’da yaşanmış politik olaylara da bir ayrıntı olarak değinmesi bütüne baktığımızda amacına ulaşmamış bir çaba -en azından uluslararası çapta- olsa da filme farklı bir değer katmaya çabaladığı kesin. Yönetmenin bir başka seçimi olan, başroldeki Maggie Cheung ve Tony Leung’un ise filme değer katmak bir yana, filmin ruhunu mükemmel yansıtan bir performans gösterdiklerini, zorlu çekim sürecinde yönetmene de destek olarak WKW’nin verdiği en iyi kararlardan biri olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım. Bunlar dışında ne dersek diyelim, sözler belki bu filmin tercümesine yetmeyecek ama filmin uyandırdığı duygu ve düşüncelerin, bir süreliğine de olsa, tıpkı sihirbazın şapkasına sıkışıp kalan tavşan gibi aklınızdan çıkmayacağı kesin.