17.01.2018

Mother!: Dağınık, Biçimsiz, Travmatik Bir Kaos

Beklenmedik Bir Yabancı ve Önlenemeyen Bir Travma

Son yıllarda Bir Rüya İçin Ağıt, The Fountain, Black Swan gibi önemli filmlere imzasını atan yönetmen Darren Aronofsky bu sefer olay yaratan yeni filmi Mother! İle beyaz perdeye geri dönüyor. Filmin oyuncu kadrosunda Jennifer Lawrence, Javier Bardem, Ed Harris, Michelle Pfeiffer gibi önemli isimler yer alıyor. Senaryosunu bizzat kendisi yazan Aronofsky, bu sefer izleyicilere farklı bir hikâyeyi sunmayı amaçlıyor.

Prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan Mother! filmi izleyenleri ikiye böldü. Eşiyle toplumdan uzak sakin bir hayat süren kadın (Jennifer Lawrence), eve gelen davetsiz bir misafirle gerilim dolu bir ortamın içinde bulur kendisini. Kadının eşi (Javier Bardem) davetsiz misafire karşı olumlu bir tavır sergilerken, karısı adama şüpheyle yaklaşır.

Davetsiz misafir olan adam, eşini de yanına çağırınca ortaya bir aile draması çıkar. İç içe geçmiş hikayelere tanık oluyoruz filmde. Aile içinde yaşanan bu drama, birtakım travmatik sonuçlar doğurur ve ev sahibi olan kadın bu durumdan fazlasıyla etkilenir. Bu olaydan sonra film bambaşka bir yöne doğru sürüklenir.

Mother! filminde olaylar tek mekânda gerçekleşir. Bu durum filmin boğucu bir atmosfere sahip olmasına neden olmuş. Filmin genelinde kadın karakterinin bakış açısını yansıtmıştır yönetmen. Kamera açılarına baktığımız zaman kadının gösterildiği anlarda kamera kadrajının oldukça dar olduğunu görürüz. Oysa eşinin görüldüğü sahnelerdeki kamera kadrajları oldukça geniştir. Bu durum kadının sıkıntılı halinin yansımasıdır. Aronofsky, kadına yönelik yakın plan çekimler kullanarak onun yaşadığı içsel sıkıntıyı ifade etmeye çalışır.

Aronofsky’nin filmin genelinde soluk ve yer yer koyu renkleri tercih ettiğini görüyoruz. Bu durum filmin sancılı hikayesini yansıtıyor belki de. Filmin sıkıntılı olduğunu söylemek mümkün. Çözülemeyen sıkıntılar daha büyük sıkıntıları da beraberinde getiriyor zamanla. Kar topunun gittikçe büyümesi gibi filmde yaşanan sorunlar da ilerledikçe işin işinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Jennifer Lawrence oyunculuk anlamında başlangıçta yavan bir profil çiziyor. Yaşanan travma sonrasında performansında gelişme kaydediyor. Özellikle travma anındaki hislerini izleyiciye yansıtma konusunda başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Aynı şey Javier Bardem için söylemek çok zor. Filmin genelinde umursamaz, sevimsiz, gereksiz, sinir bozucu bir koca profili çiziyor kendisi. Lawrence ile karakter bağlamında uyumsuz bir birlikteliğe ortak olmuş. Yan roldeki Michelle Pfeiffer’nin oyunculuğu bile Javier Bardem’den oldukça iyi bir şekilde yansımış filme.

Hayran Kültürünün Birey Üzerindeki Etkisi

Aronofsky bu filminde birey üzerinden toplumdaki hayran kültürünü eleştirmektedir. Bu hayran kültürüne sahip yabancı insanların bir süre sonra kontrollerini kaybedip Vandalizm’in etkisine kapıldıklarını görüyoruz filmde. Yabancı kavramının insan hayatındaki yerini sorgulatıyor bizlere yönetmen.

Filmin ilk yarısı oldukça yavan ve isteksiz bir şekilde geçiyor. Ortalarına doğru ise büyük bir yükselme yaşadıktan sonra ortalamanın altında bir sonla noktayı koyuyor Aronofsky.

Genel havasındaki boğucu atmosfer izleyicilerin filme olan dikkatini olumsuz bir şekilde etkileyebilir. Sıklıkla bahsedilen gerilim ve dram kendini fazla hissettirmiyor bu filmde. Gereksiz dram sahneleri filmin inandırıcılığını baltalıyor adeta.

Anneliğin kutsallık olgusunu tamamen değiştiğini görüyoruz filmde. İnsanların hamile kadına olan bakış açısının beklenmedik bir şekilde farklı bir davranışa sebep olduğuna tanık oluyoruz. Her toplumda kabul gören anneliğin kutsallığı ve annenin dokunulmazlığına ilişkin genel geçer kuralı yıkmak istemiştir. Bunu yaparken acımasız yönünü ortaya koymuş.

Aronofksy aslında iyi bir film yapmayı amaçlamış ancak bu amacını gerçekleştirme konusunda pek başarılı olamamış gibi görünüyor. Birdenbire patlak veren kaos, filmin buhranlı atmosferini yerinden etse de daha sonra kafa karıştırıcı bir perspektifle baş başa bırakıyor bizleri. Olayların hızlı bir şekilde bambaşka bir duruma evrilmesi filmin dengesiz bir ruh hali içinde olduğunu kanıtlar nitelikte adeta.

Yönetmenin metaforları sıklıkla kullandığını söyleyebiliriz. Bu metaforlarla çeşitli olgulara işaret etmekte. Kaos ortamına tanık olmak zorunda kalan kadının yaşadığı psikolojik buhran başarılı bir şekilde yansıttığını söyleyebiliriz. Olayların tek mekânda geçmesi filmin sinematografik anlamda olumsuz yönde etkilemiştir. Yönetmenin bu açıdan eksik çalıştığını söyleyebiliriz.

Beklentinin Altında Bir Film

Yönetmenin filmde kullandığı eril hegemonya kadının isteklerini sınırlandırmıştır. Sürekli erkeğin dediğinin yapılması veya erkeğin sözü geçmesi kadının arka planda kalmasına neden olmuş. Dışarıdan mutlu bir çift olarak görülseler de aslında aralarında büyük bir iletişimsizlik olduğunu görüyoruz filmde. Kadın anlaşılmak için çaba sarf ettiğini ancak adamın inatla gizemli kalmayı ve kadına karşı mesafesini korumayı tercih ettiğini görüyoruz. Kadının ev hakkındaki pozitif düşünceleri bir süre sonra adamın etrafına karşı takındığı rahat tavırlar yüzünden anında yok olur. Kadın evi cennete çevirmek isterken adam evi kaos ortamına dönüştürmek ister. Kadının geçirdiği histerik krizler filmin yapısına uyum sağlasa da cevaplanmayan soruları da beraberinde getirir.

Black Swan ile birlikte etkileyici bir çıkış yapan Aronofsky, Mother! filmiyle hayal kırıklığı yaşattı adeta. Neresinden bakarsanız bakın beklentinin altında bir film ile karşı karşıyayız. Ne doğru düzgün senaryo var ne de sinematografi var. Karakter derinliği bile yok. Olay örgüsü bir süre sonra koptuğu için artık isteseniz de adapte olamıyorsunuz filme. Yaşanan kaos ortamın baştan savma ve aceleci bir yapısı var. Yönetmen bu noktada alışılmışın dışına çıksa da bu durumu başarılı bir şekilde yansıttığını söylemek çok zor.

İddialı bir kadroya sahip olmasına rağmen Mother! ne çok iyi ne de çok kötü bir film. İzleyende sadece ‘’Ben şimdi ne izledim?’’ sorusunu sormaktan başka bir şey katmıyor ne yazık ki. Black Swan’da kusursuzlukla harmanlanmış sağlam yapı bu filmin kıyısından bile geçmiyor. Filmi izlemek için şans verilebilir ancak çok da beklentiye kapılmamakta fayda var.