07.05.2016

Mr. Robot: Siber Kahraman

Demokrasimiz hacklendi”

Sistem eleştirisi ve anti-kahraman son yıllarda izlediğimiz Amerikan dizilerinde konusu geçen belli başlıklardan ikisi. Tüketim çılgınlığı, kapitalizm ve sosyal medyadaki samimiyetsizlik hemen hemen hepimizin şikâyet etmesine rağmen vazgeçemediği bağımlılıklar. Yanlış yönleri ve zaafları olan karakterlerle, iyilik timsali olan kahramanlara nazaran daha kolay empati kurup, kendimizi özdeşleştiriyoruz. Pilot bölümü internete geçtiğimiz hafta sızan Sam Esmail’in yarattığı “Mr. Robot”, bu iki popüler kavramı temel alarak yola çıkan ve ilk bölüm itibariyle çok şey vaat eden bir yapım.

Dizinin başrolünü oynayan Elliot siber güvenlik şirketinde çalışan asosyal biridir ve geceleri adeta süper kahraman gibi başka bir kimliğe bürünür: ‘hacker’. Elliot bu işi para ya da zevk için yapan benzerlerinden farklı olarak, kendi adalet duygusuna göre yapar. Çocuk pornosu yayınlayan, ya da farklı kimlikler kullanan kişilerin gerçek yüzünü açığa çıkaran Elliot, kurbanlarını çevresinden, ya da önem verdiği insanların çevresindeki kişilerden seçer. Önem verdiği kişiler deyince yanlış anlaşılmasın, çünkü liste o kadar da kabarık değil. Çocukluk arkadaşı Angela ile psikoloğu Krista, Elliot’ın çevresinde iletişim kurabildiği kişiler.

Elliot’ın çalıştığı şirketin en büyük müşterisi/işvereni E-Corp, kendisinin pek de haz etmediği şirkete gelen siber saldırı üzerine devreye girip sorunu çözer. Ancak bu saldırının asıl amacının gizli bir hack grubunun kendisine ulaşmak olduğunu görür. Artık önünde iki seçenek vardır; ya bu çağrıyı görmezden gelip E-Corp ve benzeri sistemi yöneten azınlık için çalışacak, ya da bu gruba dâhil olup savaşı başlatacaktır. Pilot bölümü Elliot’ın savaş için düğmeye başlamasıyla biten Mr. Robot’un hikâyesi, E-Corp/Hack grubu/Elliot üçgeni arasında şekillenecek gibi.

Dizinin bu kadar ses getirmesinin sebeplerine gelirsek… Başta yönetmen Niels Arden Oplev’i söylemek lazım. “Ejderha Dövmeli Kız” filmini yöneten Danimarkalı yönetmen, İskandinav dizi/filmlerindeki kapalı, kasvetli atmosferi ve durağan, mimiklere odaklı çekimleri aynen “Mr. Robot”a taşımış. Oyunculuklar da dikkat çekici! Özellikle asosyal başrolümüz Elliot’u canlandıran Rami Malek, donuk bakışları ve bölüm içindeki iniş çıkışlarıyla karakterin ruh halini seyirciye aktarıyor. Dizideki (benim için) en olumlu kısmı ise bilgisayar terimleri ve hack sahnelerindeki gerçekçilik. Benzeri polisiye ve bilim-kurgu yapımlarından farklı olarak kullanılan terimlerin hepsi iyi araştırmanın sonucu seçilmiş. Elliot’ın şirketi hack ve saldırıdan kurtarma sahnelerinde, kişi ya da klavye görmek yerine, ekranı görmemiz de pek rastlamadığımız bir durum. Bize alıştırılan rastgele klavyenin tuşlarına basan karakter yerine ilgi alanı olan insanların anlayabileceği türde bir anlatım olmakla beraber, ilgi alanı olmayanlar için de merak uyandıran kod satırları var. Hatta internet sitelerini de buna göre düzenlemişler ve ortaya muazzam bir iş çıkmış. (http://www.whoismrrobot.com/)

Olumsuz gösterebileceğimiz ufak tefek şeyler de yok değil tabii. Çoğu dizide karşımıza çıkan “sorunlu başrolün kendisini anlayan yakın arkadaşına aşkı” klişesi Mr. Robot’ta da mevcut… Özellikle Elliot’ın seçimini yaparken Angela’nın etkisinde kalması kusursuz denebilecek pilot bölümündeki yegâne hataydı.

Mr. Robot’ta başka dizilerden esintiler de görmek mümkün. Mesela Elliot’ın, kurbanlarını CD arşiviyle beraber saklaması ve monologlar ile Dexter’ı, hikâyenin temeli ve psikologla olan görüşmesine ait monologlar ile “Fight Club” (Dövüş Kulübü) ve felsefesini, karşısına çıkan ve yapmak zorunda olduğu seçim ile de Matrix/Neo’yu anımsatıyor. İlk sezonu on bölümden oluşacak diziye başlamak için nedenler saymakla bitmiyor. Eh o zaman neyi bekliyorsunuz? İyi seyirler…