28.05.2017

FİLMEKİMİ: Le Meraviglie: Mucize Bunun Neresinde?

Hasan Nadir Derin

Filmekimi programında bu sene Cannes’da yarışmış pek çok film var. Mucizeler bu filmler arasında Cannes’da Grand Prix alması ile öne çıkan bir yapımdı (Cannes’ı yakından takip etmeyenler için bu ödülün ikincilik ödülü ile eşdeğer olduğunu söyleyebiliriz). Doğrusu pek çok ünlü yönetmenin iddialı filmlerini geride bırakarak bu ödülü alması şaşırtıcı olmuştu ve filmi merakla beklememize yol açmıştı.

Mucizeler, İtalya’nın kırsal bir köşesinde arıcılık ile uğraşmakta olan bir aileyi anlatıyor. İtalyan anne, Alman baba ve dört kız çocuktan oluşan bu ailenin hayatlarında arıcılık dışında çok fazla bir şey yok. Bölge halkı da zaten benzer işlerle hayatını kazanıyor. Aile belki dışarıya kapalı, özellikle işleri ile ilgili belli kurallara sıkı sıkıya bağlı (örneğin bal arıtma cihazının altındaki kova zamanı geldiğinde ne olursa olsun değişmeli) ama bir yandan da özgür bir hayat yaşıyorlar. Bu durum tezat gibi görünebilir ama bu özgürlüğe örnek olarak bağıra çağıra eğlenen kızlarından sessiz olmalarını isteyen bir adama babanın cevabını verebiliriz. Baba burada benim kızlarım özgür, istedikleri gibi eğlenebilirler diyor.

Filmimiz bu ailenin yaşamını anlatsa da merkeze ailenin büyük kızı Gelsomina’yı koyuyor. Ülkemizde de çoğunlukla gördüğümüz gibi bu tip bir işle uğraşan ailelerde erkek çocuk varsa sorumluluk genelde ona verilir. Bu ailede dört kız çocuk olunca tüm sorumluluk Gelsomina’da kalmış. Her ne kadar babanın erkek çocuğu olmadığına pişman bir tavrı olmasa da kızlarına, en azından iş konusunda erkek çocuğu gibi yaklaştığını söylemek mümkün. Gelsomina ve kız kardeşlerinin hayatları bu şekilde devam edecek gibi görünürken dışardan gelen iki etkiyle olaylar değişmeye başlıyor. Gelsomina’nın yavaş yavaş çocukluktan kadınlığa geçtiği bir dönemde bir sosyal sorumluluk projesinin parçası olarak ailenin yanına verilen Alman erkek çocuğu onun ilk kez karşı cinse dair bir şeyler hissetmesine neden oluyor. Ormanın içinde çekim yapmakta olan bir televizyon ekibi ve ekibin ilgi kaynağı olan bir masal prensesine benzeyen Milly karakteri ise onun dış dünyanın farkına varmasını sağlıyor. Ancak aile kavramına daha eleştirel bakan kimi filmlerde olduğu gibi bu dış etmenler ailenin kökünü dinamitlemekten çok bir katalizör görevi görüyorlar, yani kaçınılmazı hızlandırıyorlar.

Yönetmen Alice Rohrwacher’ın geçmişini incelediğimizde filmin otobiyografik yanları olduğunu fark ediyoruz. Tıpkı filmdeki gibi Alman bir baba ve İtalyan bir annenin kızı. Üstelik onun da çocukluğu arıcılıkla uğraşarak geçmiş. Filmdeki anne karakterini de ablası Alba Rohrwacher’ın oynadığını düşünürsek bu durum iyice belirgin hale geliyor. Benzer otobiyografik hikâyelerde karşımıza çıktığı gibi filmdeki bize çok şey ifade etmeyen bazı anların, yönetmen için çok daha derin anlamlar içerdiğini düşünmek yanlış olmaz.

Doğrusunu söylemek gerekirse kazandığı ödülün yarattığı beklentiyi karşılayamayan bir film Mucizeler. Ödülden bağımsız düşündüğümüzde ise benzerlerini izlediğimiz, eli yüzü düzgün ve iyi oynanmış ama çok fazla ayırt edici özelliği olmayan bir film kalıyor elimizde. İyi oynanmış derken Gelsomina’yı oynayan Maria Alexandra Lungu başta olmak üzere tüm çocukların gayet başarılı olduğunu vurgulamak lazım. Diğer oyuncular da öyle ama bir tek kendisine hayran bırakacak masal prensesi olarak Monica Bellucci kağıt üzerinde çok doğru bir tercih olmasına rağmen perdede nedense o etkiyi veremedi..