27.08.2018

Mystery Train: Gizem Treni

Burak ALICI

Elvis’in Kenti Memphis’e Yolculuk

Tren istasyona yanaşır, Memphis’ in içinden geçer, tren şehirden uzaklaşır. Bu cümle, Kült yönetmen Jim Jarmusch’un 1989 yapımı Mystery Train filmini aslında özetliyor. Film, Elvis Presley anısına ülkemizde ilk defa vizyona girdiğinden, izlememek olmaz diyor; 1989’da Cannes Film Festivali’nde En İyi Sanatsal Katkı Ödülü aldığını hatırlatıyoruz.

Jim Jarmusch, Elvis Presley’in kenti Memphis’i arka plana alarak iki saate varan bir tren yolculuğu vadediyor.

Mystery Train; Jarmusch’un her filminde olduğu gibi sıradan, nahif ve tamamıyla hayatın içinden diyaloglarla ilerliyor. Karakterler şehri dolaşıyor, kahve içiyor, uyuyor, sevişiyor, kavga ediyor ve şaşaası sönmüş Memphis sokaklarını arşınlıyorlar. Jarmusch’ un filmlerine genellikle yolculuk teması hakim olur. Bu yolculuklarda, nereye gidildiği ve ulaşılan yer çok önemli olmaz. Karakterler değişeceklerini düşünürler, başka biri olmak için çabalarlar ve hayal kırıklıklarıyla, ayrılıklarla baş başa kalırlar. Yönetmenin yine başka bir filminde söylediği gibidir yolculuk: “Cennetten de Garip.”

Far From Yokohama (Yokohama’dan Uzakta)

Tren, Memphis İstasyonu’na yanaşır. Far From Yokohama yazısı belirir ekranda. İlk bölüm başlar böylece, şirin Japon çift Jun ve Mitzuko ile tanışırız. Amerikan rüyasını Kral Elvis’in kalıntıları ardından ararlar eski havasını yitirmiş şehirde. Uzun bir sopayla ucundan tuttukları kırmızı valizleri eşlik eder onlara ıssız sokaklarda dolanırken. Sanki onlardan başka kimse yoktur şehirde, Elvis’in anısına şehri görmeye gelenler de olmasa, Memphis öylece yok olup gidecektir. Sinemalar kapanmış, Elvis’in de ilk kaydını yaptığı stüdyo müze haline gelmiştir.

A Ghost (Bir Hayalet)

İkinci bölümün adı A Ghost adını taşıyor. Roma’ya kocasının cenazesini taşıyan Lusia’nın (Nicoletta Braschi) uçağı arıza yapınca Memphis’ e zorunlu iniş yapar. Kadın, Arcade Hotel’de geceyi geçirmek isteyince, sevgilisinden ayrılan ve şehri terk etmeye çalışan Dee Dee ile odayı paylaşmak zorunda kalırlar.

Elvis’in Hayaleti

Film boyunca adını sıklıkla duyduğumuz, duvarlarda portrelerini gördüğümüz, hakkında anlatılan hikayelerin şehir efsanesine dönüştüğü Kral Elvis’ in hayaleti görünür Lusia’ya. “Pardon, yanlış yere geldim galiba.” diyerek kaçıp gider oradan. Şehrin anısını yaşattığı Elvis bile orada olmak istemez, herkes Memphis’ e oradan ayrılmak üzere gelmiştir. O kadar inandırmıştır ki bizi Jarmusch, Lusia gibi hayranlıkla izleriz perdede beliren Kral’ın hayaletini, varlığını yadsımayız.

Lost in Space (Uzayın Derinliklerinde)

Amerikan Gecesinden Boşluğa

Üçüncü bölümde uzayın derinliklerine çekiliriz, ama Houston’daki uzay üssünden değil, Memphis’ teki Arcade Hotel’ in döküntüye dönmüş odasından. Saçlarından başka bir şeyi benzemediği halde Elvis diye çağrılan Johnny (Joe Strummer), berber Charlie (Steve Buscemi) ve Wil Robinson üçlüsü; izbe bir barda takılır, kırmızı kamyonette içer ve bir bakkalı silahla vurup Arcade Hotel’e sığınırlar. Johnny işini kaybettiği için sevgilisi Dee Dee terk etmiştir onu, Johnny hır gür çıkarır barda, sevgilisinin abisi Charlie ve arkadaşı Wil teselli etmeye çalışır onu, Dee Dee ile aynı otelde sabahladıklarını bile bilmezler.

Zamanın parçalara ayrılması ve bağlantılar

Jim Jarmusch bu üç bölümü, büyük bir ustalıkla, sıradan bir otelin içinde televizyonu bile olmayan eski odaları arasından bağlar birbirine. Yaşananlar, Paramparça Aşklar ve Köpekler ya da Trafik filmindeki gibi keskin çizgilerle birbirine bağlanan olaylar değildir. Hayatın içinden, her gün karşımıza çıkan sıradan olaylardır bu bağlantılar.

Japon çift sevişmektedir anons başladığında, sevişme seslerini işiten Luise ve Dee Dee yan odadır. Radyo açılır ve Tom Waits Radyo Dj’ i olarak çıkar karşımıza, Kral’ ın “Blue Moon’’ şarkısını anons eder. Diğerleri aynı anonsu kırmızı kamyonette dinlerler, geçip giden trenin altından geçerken. Aynı zamanı üç bölümde yaşarız, üç kere duyarız Tom Waits’in çatallı sesini. Yönetmen zamanı parçalarına ayırır böylece. Farklı hayatları, hayatların iç içe girdiği geceyi, gecenin karıştığı Memphis bir olur. Her şey aynı anda olup biter, tren geçip gider taşradan. Ne karakterler orada olmuştur sanki ne de şehir oradadır artık. Koca bir hayalete dönüşmüştür şehir, uzayın derinliklerine akarak Elvis’in hayaleti gibi kaybolmuştur.

Not: Elvis’in anısına ülkemizde ilk defa vizyona giren filmin gösterimi bazı salonlarda devam ediyor. Filmi perdede görme şansınız varken kaçırmayın.