13.02.2017

Nymphomaniac: Bir Türlü Dolmayan Boşluklar

Tolga DEMİR

Trier sinemasını bir tık yukarı taşıyor ama bir başyapıt değil

Aylardır beklenen, ortaya çıkan ilk görselleriyle dahi çok konuşulan, birer dakikalık kesitler halinde yayınlanan trailer’ları ile beklentiyi çokça yükselten ve şimdiden yılın olay filmi denebilecek Nypmhomaniac, ülkemizde ilk olarak !f 2014 programında gösterildi. Dünya prömiyerini Berlinale’de yapan filmi Almanya’da izleyenler methiyeler düzmüştü. Yönetmenin başyapıtı olduğu söyleniyordu. En kötü yorumlar ise, Trier sinemasını bir tık yukarı taşıyan ama bir başyapıt olmadığı yönündeydi.

 Film, bizde de bütün dünyada olduğu gibi iki bölüm halinde gösterildi. Filmin kendisi ise sekize bölünmüş. Bu sebepten ilk ve ikinci bölümleri ayrı ayrı düşünmek çok yanlış olmaz. Nypmhomaniac, seks bağımlısı değil ‘nemfomanyak’ olan Joe’nun hikayesini anlatıyor. Genç halini Stacy Martin’in ve yaşlı halini Charlotte Gainsbourg’un canlandırdığı Joe, hayat hikayesini Stellan Skarsgård’ın canlandırdığı Saligman’a anlatmaya başlıyor. Yaklaşık dört saat süren bu hikaye sanki psikolojik düzeyde hasta-doktor ilişkisi üstüne kurulmuş gibi duruyor. Bu ilişki ilerledikçe derinleşse de daima seviyesini koruyor. Joe’nun hayata bakışı, durumuna getirdiği yorum ve bunun üzerine kurduğu hayatı onun ağzından dinliyoruz. Bir nemfomanyak olarak içindeki huzursuzluğu gidermek ve içindeki boşluğu doldurabilmek adına yaşadıklarını anlatırken hemen hemen bütün cinsel fantezilere de dokunuyor. Çok eşlilik, sadomazoşizm, çoklu ilişki, pedofili… Her birinden dem vururken çok rahatsız edici ve çoğunlukla katlanılmaz olabiliyor.

Lars Von Trier ve onun sineması hep tartışılır

Lars Von Trier ve onun sineması hep tartışılır. Konulara ve karakterlere yaklaşımı ile onları ele alış biçimi pek kimse tarafından kolaylıkla kabul edilmez. Bu kadar konuşulan ve tartışılan bir yönetmen olmanın cefasını da hep çekmiştir. Gerçi bu durum biraz da onun karakterinden kaynaklanıyor desek yanılmayız. Nypmhomaniac da bu çizgide seyreden ve etkisini uzun süre devam ettirecek bir film. Trier’in sinemasının tipik örneklerini taşıyan, hatta birçoğunu da biraraya getiren Nypmhomaniac bu tartışmaları hiç olmadığı kadar körükledi.

Filmimiz ilk anından itibaren kendi düzenini ve ritmini oluşturuyor. Daha sonra hikayeye paralel olarak ortaya konan anolojiler filme tahmin etmesi zor bir derinlik katıyor. Adeta entelektüel bir seviye yaratıyor. Böylece film devamı için kendine sağlam bir zemin oluşturuyor. Saligman karakterinin filmdeki ağırlığı bu analojilerde kendini gösteriyor. Trier’in çizdiği bu entelektüel çizgi tamamen Saligman’da birleşiyor.Diğer karakterler, hikayenin yan elemanları olmaları gereği filmde oldukça kısa yer alıyorlar. Shia LaBeouf’un canlandırdığı Jerome karakteri dışında çoğunun hikayede çok önemli bir yeri yok. Uma Thurman’ın kısa ama muhteşem performansı, yine Willem Defoe’nun çok kısa ama gülümseten sahneleri filme renk katan sahnelerdi. Özellikle Uma Thurman’ın devleştiği sahne her açıdan kusursuza yakın.

Eğer ki filmi Trier’in başyapıtı olarak tanımlayacaksak bunu filmografisinin tamamına yaptığı göndermeler vesilesiyle söyleyebiliriz. Özellikle ilk bölüm bu göndermeler açısından çok zengin ama bu seyir zevkini düşürmüyor. Çünkü bu filme bir yerden tutunamamışsanız size dal uzatıyor, tutunmuşsanız da sıkıca sarılıyorsunuz.

İki bölümü kıyaslarsak, ilk bölümün birkaç adım önde olduğunu çok rahat söyleyebilirim. Filmin genel atmosferi ve Saligman’ın bağlantıları ilk bölümde çok daha kuvvetli. İkinci bölümde ise, Joe’nun hikayede yaşlanması dolayısıyla daha olgun ve durağan bir hava var. İlk bölüm daha çok genç ve doyumsuz bir havada sürerken, ikinci bölüm ise sakinleşen ve bazı yerlerde monotonlaşan bir havaya bürünüyor gibi. Anlatıcı Joe’nun ruh hali de bundan etkileniyor. Gençlik yıllarını anlatırken tıpkı o zamanki gibi hoyrat, bencil ve heyecanlıyken, hikayeyle birlikte büyüyor ve sonunda kendi muhasebesini yapar hale geliyor. Aynı karakterin farklı yaşlarını canlandıran oyuncuların bariz farklılığını hiç mi hiç önemsemeyen bir yönetmenin bu konuda böyle ince davranması da bana hep enteresan gelmiştir.

Sonuç olarak, bölümleri kıyasladığımız da ilk bölümün daha sürükleyici ve sarsıcı olduğu ortada. Bir bütün olarak da tam bir Trier işi olan film bu bağlamda beklentiyi büyük oranda karşılayacaktır. Nypmhomaniac, kurgusunun ve senaryosunun etkileyiciliğine ek olarak yönetmenin imzası niteliğindeki sonuyla tam bir Lars Von Trier filmi.