23.06.2020

O An: A Little Romance

Simla GÜRAN

A Little Romance, çok naif ve samimi bir aşk hikâyesi ile seyirciyi kalbinden yakalıyor.

Her yaştan insana hitap eden bir sevgi hikâyesi görüyoruz filmde. Ortaokul çağındaki Daniel Michon (Thelonious Bernard) ve Lauren King (Diane Lane) Paris’te, Vaux-le-Vicomte Şatosu’nda tanışırlar. Lauren Amerikalıdır ve üvey babasının işi dolayısıyla bir süredir Paris’te yaşamaktadır. O gün annesinin yönetmen arkadaşı George de Marco’nun (David Fukes) filminin çekimlerini izlemek için şatoda bulunmaktadırlar. Daniel ise Fransızdır ve okul gezisi sebebiyle oraya gelmiştir. Daniel sinema tutkunu bir çocuktur; sinemanın hayatındaki önemini filmde pek çok kez görürüz. Bu sebeple Daniel kendini doğru zamanda, doğru yerde bulmuştur. Ancak filmlerden daha çok ilgisini çekecek olan biriyle karşı karşıya geleceğinden habersizdir. Çekimleri görür görmez arkadaş grubundan ayrılarak gizlice çekim alanına giderek gözlemlemek ister. Çekim alanında Lauren’ı görür ve her şey o zaman başlar. Lauren’ın ismini duyduğunda da filmin en sembolik diyaloglarından biri gerçekleşir. Daniel, hayranı olduğu bir dönemin ikonik çifti olan Lauren Bacall ve Humphery Bogart’a tekrar hayat vermek istercesine Lauren’a seslenir.

“Lauren! Lauren! Bana Bogie de! 
Lauren Daniel’i fark eder, şaşkınlıkla sorar “Neden?”
“Çünkü birbirlerine aitler. Lauren ve Bogie. Lauren Bacall, Humphery Bogart.”

Sımsıcak bir aşk hikâyesi böylece başlar. Kahramanlarımız hikayelerinde çok önemli bir rol oynayacak olan Julius (Laurence Olivier) ile tanışırlar. Julius orta yaş üstü, sempatik, şakacı ve romantik bir karakterdir. Fakat bir sırrı vardır. Kendisi yılların profesyonel hırsızıdır. Julius, Lauren ve Daniel’e kurguladığı bir efsaneden bahseder. Eğer aşıklar gün batımında, Vedenik’te ki Bridge of Sighs (Ahlar) Köprüsü’nün altından gondolla geçerken öpüşürlerse hayat boyu ayrılmayacaklardır. Lauren yakın zamanda babasından Amerika’ya geri dönmeyi planladıklarını duymuştur ve Daniel’den ayrı kalacağı için çok mutsuzdur. Bu sebeple hikâyeyi duyar duymaz çok heyecanlanır ve Venedik’e gitmeye karar verir. Daniel’i de ikna eder ve böylece macera başlar. Julies’da yardım etmek için onlara katılır. Fakat talihsizlikler peşlerini bırakmayacak, Lauren’ın kaçırıldığını düşünen ailesi polisle peşlerine düşecek, Julius sabıkalı bir hırsız olduğu için fark edilmeleri kolaylaşacak, Venedik’e giden treni kaçıracak ve daha bir sürü aksilikle boğuşacaklardır. Yine de her şeye rağmen pes etmeden, bir daha hiç ayrılmamak için amaçlarına ulaşmaya çalışacaklardır.

Filmin son sahnesi ise hem üzen hem de gülümseten, karmaşık duygular hissettiren, hikâyenin en etkileyici sahnelerinden biridir. Amerika’ya dönecek olan Lauren onu uğurlamaya gelen Daniel ve Julius’a veda eder. Genç çift sarılır ve birbirlerini öperler. Arka planda Georges Delerue’nun film için bestelediği özel bir parça (Farewell For Now) çalmaktadır.

Vedalaştıktan sonra Daniel aralarındaki espriyi yineler:

Bana Bogie de!”
Lauren utanarak “Ben nasıl cevap vermiştim? Unuttum…”
 
Daniel: “Sen ‘Neden?’ diye sormuştun. Ben de dedim ki…”
Lauren cümleyi tamamlar: “Çünkü birbirlerine aitler!”

Vedalaşma sona erer. Lauren arabaya binip oradan uzaklaşırken Daniel arabanın arkasından koşarak el sallamaya başlar. Lauren’da arabanın arka camından Daniel’e el sallamaktadır. Git gide birbirlerinden uzaklaşırlar. Daniel’in önüne bir araba geçer. Boyu yetmediği için zıplayarak önündeki arabanın boyunu aşmaya çalışıp Lauren’ı görmeye çabalar. Birkaç kez zıplar ve yeterince yükseğe zıplayabildiği bir anda sahne donup kalır. Daniel gülümsüyordur. Belki de Lauren’ı son defa görüyordur. İşte “O An”, tek bir an, çocuksu masumiyetin ekranda donduğu, gerçek ve saf sevgiyi tek bir karede ifade eden unutulmaz bir sahne olarak zihne kazınır.