02.07.2018

O AN: A Quite Place

Film, En Vurucu Anını En Başta Yapıyor

John Krasinski’nin ilk yönetmenlik deneyimi olan A Quite Place, post apocalyptic bir evrende geçen bir korku filmi. Bu post apocalyptic evrende tehdit unsuru, gözleri görmeyen, avını keskin duyma yeteneği ile algılayan yaratıklardır. Nereden geldiklerini bilmediğimiz bu yaratıkların dünyayı da ne hale getirdiklerini bilmeyiz. Yani film ne geçmiş ile ilgili ne de Abbott ailesinin yaşadığı kulübe ve çevresi dışında şu anda neler olup bittiği hakkında bir bilgi verir. Krasinski, sadece şu ana ve sadece mikro ölçekte insanlığı temsil eden Abbott ailesine odaklanmamızı ister. Ormanın derinliklerine sığınan ve evlatlarını yaşatmak dışında bir amacı olmayan Abbott ailesine. Tüm bunların yanında sese duyarlı yaratıklardan korunmak için karakterlerimizin sessiz olması gerektiğini de unutmayalım. Zaten filmin en özgün yanı da bu olur.

Korkuyla çığlık atmayan, tedirginlik içerisinde fısıldaşmayan, acısı nedeniyle hüngür hüngür ağlamayan karakterler var karşımızda. Duygularını ya mimikleriyle ya sessizce yanaklarından süzülen gözyaşlarıyla ya da işaret diliyle anlatmak zorundalar. İşaret dili filmde büyük çocuğun duyma engelli olmasından dolayı da zaten kullanılan bir iletişim şekli. Tabii tüm bunlar filmi izledikçe şahit olup öğreneceğimiz şeyler. Bunların hiçbirini bilmeden izlemeye başlanılan A Quite Place, prolog sahnesiyle seyirciyi afallatan, tabiri caizse şok etkisi yaratan anlara ortak eder. Prolog sahnesi filmin en unutulmaz anlarına ev sahipliği yapar desek hiç abartmış olmayız hatta.

Oyun Oynamanın Büyük Bedeli

Talan edilmiş bir süpermarkette büyük bir sessizlik içerisinde rafların arasında dolaşarak ihtiyaçlarını alan Abbott ailesini görmemiz ile başlar sahne. Anne ve babanın dışında üç çocuk olduğunu ve çocuklardan ortanca olanın hasta olduğunu anlarız. Tabii bir de konuşmadıklarını, hiç ses çıkarmamaya çalıştıklarını. En küçük çocuğu ise raflardaki oyuncak arabalardan birini almaya çalışırken görürüz. Ablasının dikkati olmasa yere düşecek bu oyuncak arabanın tüm ailenin kaderini değiştireceği elbette tahmin edilmez pek. Pillerle çalışan ve ses çıkaran bu oyuncak arabayı yanlarına almalarının mümkün olmadığını ona anlatan babası arabayı orada bırakması gerektiğini söyler. Fakat ablasının piller olmadan almasına izin vermesi ile kafası karışan ufaklık, pilleri de herkesin görmez yanından almakta bir sakınca görmez. Fakat bir çocuk olarak en büyük ihtiyacı olan oyun oynama isteği ne yazık ki yaşadıkları evrende ölümün karşılığı olur.

Çıplak ayaklarla tek sıra halinde yürüyen ailenin en sonunda bulunan çocuk, pilleri takarak arabayı çalıştırır ve büyük bir keyifle anın tadını çıkarmaya başlar. Bu anlardan sonra sesi duyan babanın can havliyle oğluna doğru koşması, annenin acısını haykırmamak için elleriyle ağzını kenetlemesi, büyük çocuğun hiçbir şey duyamadığı için ne olduğunu anlamayan şaşkın bakışları gelir perdeye. Ve ne yazık ki oldukça hızlı hareket eden yaratıktan kurtulamayan çocuk ile ondan daha çok üzüldüğümüz çocuğunu kurtaramayan babanın yüz ifadesi kalır geride. Adeta parmaklarının ucunda olan evladını çekip alamayan baba, film boyunca bir daha asla böyle bir şeye izin vermeyecektir.