04.09.2017

O AN: Ayneh

Aynadaki Yansımanın Kırılması

İran sinemasının en önemli ve rejimin en çok baskısına maruz kalan yönetmenlerinden Jafar Panahi’nin kariyerinin ikinci filmi Ayneh, bir küçük kız çocuğunun peşinden sürükler bizleri. Okuldan çıkan Mina, annesi onu almaya gelmediği için koskoca Tahran sokaklarında kendi başının çaresine bakmak zorunda kalır. Bir başına evinin yolunu bulmaya çalışan Mina, kendisine yarım yamalak yardımcı olan büyüklerden de gereken desteği bulamadıkça keşmekeşin ortasında sürüklenip durur. Bir an bile peşinden ayrılmadığımız Mina, kolu alçılı ve tedirgin haliyle bizleri içine düştüğü duruma öylesine kaptırtır ki hissettiği korkuyu, çaresizliği iliklerimizde hissederiz adeta. Lakin bir an gelir ki her şey bambaşka bir boyuta taşınır. Filmin ortasında bizleri karşılayan sahne, bir kez daha İran sinemasına ve Panahi evrenine hayran kalmamıza sebep olur.

Mina, kendisine yardımcı olmaya çalışan büyüklerinin arasında ecel terleri dökerken birden biz seyircilere yani kameraya bakmaya başlar. Ardından da Panahi’nin Mina’yı kameraya bakmaması için uyaran sesini duyarız. Lakin ne çare… Mina, baştan itibaren film ekibi ile birlikte bir nevi oynadığı oyundan sıkılmış, adeta arkadaşlarıyla oynadığı oyunda mızıkçılık yapma misali oyun dışına çıkar tüm hiddetiyle. Artık oynamak istemediğini söyler tüm özgüveni ve kararlılığıyla. Bir sonraki sahnede öğreneceğimiz sebeplerle Mina, gerçeğin aynada yansımasının, yani gerçek hayattaki yaşantının kamera vasıtasıyla kurmacaya dönüştüğü anı kırarak tekrar gerçeğe dönüşmesine sebep olur.

Rejime Bir Kafa Tutuş, Bir İsyan…

Bu anlarda birden 35 mm’lik kamera görüntüsü hand cam’e dönüşürken, ışık, diyafram, açı ve kadraj kurallarının hepsi ters-düz olur. Sallanan tekinsiz kamera hareketleri, bütüne değil de gelişi güzel parçalara odaklanan açılar artık o kurmaca dünyayı tamamen unutturur. Karşımızda pat diye başlayan ve seyirciyi tabiri caizse afallatan bir belgesel vardır. Hemencecik kendimizi toparlayıp, hiç hazırlıklı olmadığımız bu belgesel anları izlerken bir yandan biraz önce izlediklerimizin bir film olduğunu tüm çıplaklığıyla hatırlar bir yandan da artan tekinsizlik duygusu ile baş etmeye çalışırız. Zira Mina, bundan sonra gerçekten Tahran sokaklarında evini tek başına aramaya başlayacaktır.

Locarno Film Festivali’nden Altın Leopar, İstanbul Film Festivali’nden de Altın Lale ödülünü kazanan, kurmaca ile gerçeğin iç içe geçtiği bir nevi film içinde film diyebileceğimiz Ayneh, filmin ortasındaki bu kırılma sahnesiyle akıllara durgunluk verecek bir iş başarmıştır hiç kuşkusuz. Tüm benliğini ele geçirdiği seyirciyi aniden dışarıya itekleyen film, elbette Mina’nın muhteşem performansına çok şey borçlu. Zira gelmiş geçmiş en başarılı çocuk performansının sahibi olan Mina, kadına hiç değer verilmeyen bir ülkede, elbette Panahi sayesinde de perdede devleşip herkese posta koyar tüm kadınlar ve çocuklar adına. Hem neden bu sahneyi bin bir türlü baskıya maruz kalan İranlı kadınların onları yönetmeye çalışan, belirli kurallar içerisinde tutmaya çalışan rejime bir kafa tutuşu olarak okumayalım ki? Ayna kırılır, maske düşer ve kadınlar en önce cesurca yol alır.