18.08.2020

O An: Call Me By Your Name

Oliver ve Elio… Geçtiğimiz yıllarda sinemaseverlerin kalbinde en çok iz bırakan aşk hikâyelerinden birinin kahramanları…

Luca Guadagnino’nun 2017 yapımı filmi “Beni Adınla Çağır” (Call Me By Your Name) vizyona girdiği dönem büyük ses getirmiş ve bağımsız sinema alanında kalıcı bir yer edinmişti. André Aciman’ın romanından uyarlanan film James Ivory’e “En İyi Uyarlama Senaryo” Oscar ödülünü kazandırmıştır. Timothée Chalamet ise sinema dünyasında parladığı bu rolle “En İyi Erkek Oyuncu” Oscar ödülü adaylığına henüz 21 yaşındayken sahip olmuştu. Filmin ayrıca “En İyi Film” ve “En İyi Orijinal Müzik” dallarında da Oscar adaylıkları bulunmakta. İkinci bir devam filminin çekileceği ise netleştirilmiş, yine André Aciman’ın kitabından uyarlanacak olan “Find Me” (Beni Bul) isimli yapımın hazırlıklarına başlanacağı duyuruldu.

Film 1983 yazında İtalya’nın Lombardy bölgesinde geçmektedir. Elio (Timothée Chalamet) ve ailesi yazlarını orada bulunan on yedinci yüzyıldan kalma villalarında geçirmektedirler. Yemyeşil, muhteşem bir arazide bulunan bu villa son derece nostaljik ve romantik bir atmosfere sahiptir. Elio, zamanını bol bol kitap okuyarak, bahçesinden topladığı tatlı meyvelerin tadına vararak, yüzerek, piyano çalarak ve ailesi ile keyifli sohbetler yaparak geçirir. O yaz, profesör olan babasının stajyeri ve doktora öğrencisi Oliver (Armie Hammer) bir süreliğine onlarla kalmak için Amerika’dan İtalya’ya gelir.

Oliver’ın gelişi ikisinin de hayatlarında unutulmayacak günlerin yaşanmasına vesile olacaktır. Henüz on yedi yaşında olan Elio cinselliğini keşfedecek, âşık olacak ve daha önce farkında varmadığı pek çok duyguyu tadacaktır. Fakat Oliver kısıtlı süreyle oradadır ve ayrılacak olmaları kaçınılmazdır.

Mükemmel bir baba figürü olarak Mr. Perlman

Herkesten gizlediklerini sandıkları bu tutkulu aşkı fark eden Elio’nun babası Mr. Perlman (Michael Stuhlbarg), Elio’nun kendini en çaresiz hissettiği anda yanında olacaktır. Bir babanın oğlunu yargılamadan, ona koşulsuz sevgisini gösterdiği ve içtenlikle öğüt verdiği o an hayranlık uyandırır. Chalamet ve Stuhlbarg yan yana oturdukları ve sakince konuştukları bu sahnede harikalar yaratırlar ve kurgulanmış bir hikâye izlediğinizi unuttururlar. Evin görünmez misafiri gibi hisseder, kendinizi fark edilmemek için nefesinizi tutarken bulursunuz.

Mr. Perlman, oğlunu utandırmamaya çalışarak ve içine kapanmasından çekinerek cümlelerini dikkatlice seçer.

“…Doğa hiç beklemediğimiz bir anda çeşitli kurnazlıklarla en zayıf noktamızı bulur. Sadece yanında olduğumu unutma. Biliyorum şu anda hiçbir şey hissetmek istemiyor olabilirsin. Bu konuları benimle de paylaşmak istemiyor olabilirsin. Ama hisset, her ne hissettiysen.

Oliver ile çok güzel bir arkadaşlığınız oldu, belki arkadaşlıktan da öte bir şey… ve sana imreniyorum. Biliyorum, benim yerimde başka bir baba olsa; bu ilişkinin hemen bitmesini ya da oğlunun bir an önce aklını başına toplamasını isterdi. Ama ben öyle bir ebeveyn değilim.

Bizi yaralayan şeyleri gereğinden önce iyileştirebilmek için kendimizi parçalıyoruz, böylece otuz yaşına gelmeden tükeniyoruz ve yeni tanıştığımız kişilere kendimize dair sunabileceğimiz şeyler her sefer daha da azalıyor…

Kendine, istemediğin şeyleri hissetmemek için hiçbir şey hissettirmemek… ne büyük bir kayıp!…

Haddim olmadan mı konuştum?”

Elio, gözleri yaşlı bir şekilde “hayır” dercesine başını sallar. Oğlunun onu dikkatle dinlediğini gören Mr.Perlman ağlamaklı ve çatlamış ses tonuyla cümlelerine devam eder.

O halde bir şey daha söyleyeceğim. Yaklaşmış olsam da asla ikinizin sahip olduğu şeye sahip olmadım. Bir şey beni hep tuttu. Ya da engel oldu. Hayatını nasıl yaşadığın seni ilgilendirir. Sakın bunu unutma. Kalbimiz ve bedenimiz bizlere bir kereye mahsus verilmiştir. Sonra bir de bakarsın kalbin yorgun düşmüş. Bedenine gelince de, yanına yaklaşılmasını bırak kimsenin bakmadığı bir noktaya gelmiş. Şu anda keder var. Acı var. Onları yok etme, aynı şekilde hissettiğin sevinci de…”