15.08.2017

ANALİZ: Citizen Kane

Yener Kök

“Citizen Kane”den genel olarak bahsetmeye sanırız gerek yok. Sight & Sound dergisinin 1952’den itibaren her on yılda bir yaptığı (ve dünya çapında pek çok sinemacı ve eleştirmeni kapsayan) ankette, 2012’ye kadar sinema tarihinin en iyi filmi hep o oldu (2012’de Hitchcock’ın “Vertigo”su birinci). Yalnızca söz konusu anket değil, bugüne kadar yapılmış benzer tüm seçkilerde hep en üstlerde yer aldı “Citizen Kane”. Kuşkusuz bunu, sinema gramerine ta 1941 yılında getirdiği sayısız yeniliğe borçlu ve böyle bir yazıda filmin pek çok sahnesine yer verilebilir. Biz bu seferlik onlar arasından belki de ‘gelmiş geçmiş en iyi evlilik sekansı’ olan bölümü ele alacağız.

Film, mülti milyarder iş adamı – medya patronu – siyasetçi Charles Foster Kane’in ölmeden önce ağzından çıkan son kelime olan “Rosebud” üzerine Thompson isimli bir gazetecinin başlattığı araştırmayı ve bu süreçte Kane’in eş-dostu ile yaptığı görüşmeleri anlatıyor. Elbette mezkur kelimenin sırrına erebilmek için Kane’in evlendiği eşleri, gazetedeki ortakları, siyaset dünyasındaki rakipleri vs. herkesle konuşması gerekiyor Thompson’ın. Film bu sahneleri ‘geri dönüş’lerle ve etkileyici bir kurguyla anlatıyor.

‘Evlilik sahnesi’nin başında, Kane’in hayattaki en yakın arkadaşı olan ve an itibarıyla bir huzur evinde ikamet eden Jedediah Leland (Joseph Cotten), eski dostunun ilk evliliğini anlatmaya başlar: “İlk birkaç aydan sonra Charles ve Emily birbirini kahvaltı dışında hiç görmez oldu. Onların evliliği de.. herkesinki gibi bir evlilikti.”

Ardından çiçeği burnunda çiftimizi o söz konusu ‘ilk birkaç ay’da küçük, samimi bir kahvaltı masasında görürüz. Charles smokini içinde adeta bir garson gibi Emily’ye hizmet eder, onu öper ve iltifatlar yağdırır. Karısının kendi kendisi hakkında memnuniyetsizlik belirten (cilve amaçlı) tüm sözlerine hemen pozitif bir cevap verir ve onun yüzünü güldürür. Arada “Bir gazeteciyle evlenmemeliydin, denizcilerden bile kötüdür onlar” cümlesini duyarız ağzından ama işe gitmeden önce Emily ile geçireceği birkaç ‘güzel’ ekstra dakika için gazeteye geç kalmayı bile göze alır. Emily’nin “oh.. Charles” dediğini duyarız ve hızlı bir çevrinme (swishpan) olur.

Charles ve Emily başka kıyafetler içinde, bu kez daha büyük bir masada ve daha ciddi bir ses tonuyla konuşarak kahvaltı edip gazete okumaktadır. Emily “dün akşam beni ne kadar beklettiğini biliyor musun, gecenin bir yarısı gazetede ne yapıyordun” diye sorar. Charles ise “senin tek rakibin (Kane’in gazetesi) Inquirer’dır hayatım” der. Hızlı çevrinme.

Bu kez daha büyük bir masa ve ateşli bir tartışma. Emily sadece kocasının gazetede geçirdiği vakitten değil, amcası (ABD başkanı) John hakkında Inquirer’da yazılanlardan da şikayet etmektedir. Charles’ın burada ABD başkanı hakkında söyledikleri, onun karakterinin genel anlamda ne kadar değiştiğini net bir şekilde gösterirken Emily’nin “ama başkan o, sen değilsin” çıkışına “bu, yakın zamanda düzeltilecek yanlışlıklardan biri” şeklinde cevap verir. Hızlı çevrinme.

Daha büyük bir masa, daha ciddi kıyafetler ve konuşma tonu. Hızlı çevrinme.

Daha büyük bir masa, Emily: “Ama Charles, insanlar ne düşünür?” Kane: “Ben ne düşünmelerini söylersem onu!” Hızlı çevrinme.

Daha büyük bir masa ve artık birbiriyle hiç konuşmayan bir çiftimiz var. Kane Inquirer okur, Emily ise onu sinsice süzerken elinde (Inquirer’ın en büyük rakibi) Chronicle’ı tutmaktadır. Kamera zoom-out yapar ve masanın iki ucunda, çiftin birbirinden artık fersah fersah uzak olduğunu göstererek sahneyi bitirir.

Yirmi beş yaşında, tiyatrodan gelmiş ve ilk filmini çekmekte olan gerçek bir dâhi, salt görüntülerin gücünü ve ‘saf sinema’yı kullanarak uzun yıllara dayanan bir evliliği, sadece iki dakika içinde ve bilmemiz gereken her şeyi göstererek anlatmıştır. Tek kelimeyle büyüleyici.