14.05.2018

O AN: Jackie

Hafızanın Derinliklerine Dalmak…

Amerikan başkanı John F. Kennedy Jr.’ın ölümünün ardından karısı Jacqueline Kennedy’nin bir gazeteciye süreç ile ilgili röportaj vermesi üzerinden şekillenen bir film Jackie. Pablo Larrain, birkaç saatlik röportaj üzerinden başkan Kenndey’e gerçekleştirilen suikast ile başlayıp cenaze ile devam eden süreci perdeye yansıtır. Lakin Larrain, Jackie’nin yaşadığı süreci birebir gerçekten olduğu gibi aktarmaktansa onun yaşadığı hissiyata odaklanmayı tercih eder. Larrain, zaten kameralar önünde yaşanmış, konuşulmuş, yazılmış, belgeselleri çekilmiş bir süreci tekrar perdeye yansıtmayı değil sürecin Jackie’de yarattığı etkiyi gözlemlemeyi amaç edinir. Bu nedenle de bir nevi Jackie karakterinin beyninin içine, hafızalarının katman katman derinliklerine yol alır. Bu anlamda da Jackie filminin tıpkı hafızadaki anılar gibi olduğunu, lineer bir kurgusunun olmadığını belirtmek gerek. Birbirini takip etmeyen olaylar silsilesi, iç içe girmekte, birbirlerini sarıp sarmalamaktadır. Larrain’in özellikle bir sahnede yaptığı şey tam olarak karakterin beyninin kıvrımlarının içine girmesiyle eş değerdir adeta.

Yaşadığı ağır şoku hem atlatmaya çalışan hem de cenaze sürecini organize etmeye çalışan Jackie, bir peder ile görüşür. Dinden, Tanrı’dan en çok koptuğu bir dönemde hem de. Baştan itibaren birebir kendi ağzından dinlediğimiz birçok şeyin gerçek olmadığını, Jackie’nin yaptığı davranışların çoğunun performans olduğunu, yaptığı ya da söylediği şeylerin neredeyse hepsinin ardında başka niyetlerin olduğunu öğreniriz bu konuşmadan. Jackie, fazlasıyla dürüst bir şekilde belki de o zamana kadar kendisine bile itiraf etmediği gerçekleri, niyetini, hislerini paylaşır pederle. Bir nevi günah çıkarır. Bir Kennedy olmanın günahını üstünden atmak ve tamamen özgürleşmek ister.

Kennedy Olmak…

Fakat bu günah çıkama ne kilisede ne de Jackie’yi sürekli yapmacık bir performans sergilemeye mecbur bırakan Beyaz Saray’da gerçekleşir. Güneş ışığının delip geçici bir etkiye sahip olduğu –burada bu delip geçici ışığın Jackie’nin hafızasını açık ettiğini de düşünebiliriz- ucu bucağı görünmeyen, sınırsız bir derinliğe sahip bir yolda gerçekleşir. Bu arka plandaki derinlik de yine Jackie’nin hafızasını tasvir eder aslında. Jackie’nin önce kocasının cenaze sürecini oradan da kocasının öldüğü anı hatırlayarak anlattığı anlarda ilginç bir şey olur: Daha önce örneğini çok da görmediğimiz bir şekilde flasback içinde flashback gerçekleşir. Jackie, cenaze törenini hatırlarken aynı zamanda kocasının dizlerinin üzerinde can verdiği anları hatırlar.

Tüm film boyunca oradan oraya savrulup duran anılar, bu sahnede adeta matruşka gibi iç içe girmiş bir yapı oluşturur. Tüm bu baş döndürücü yapısının, büyüleyici atmosferinin, hayran olunası oyunculuk performansının (Natalie Portman)yanında özellikle bahsettiğimiz sahnede müziğin ne kadar önemli olduğunu belirtmeden geçmek olmaz. Jackie’nin anlattıklarına eşlik eden ses bandı öylesine büyük bir yer kaplar ki sahnede. Müzik anlatılanların hissiyata dökülmesini sağlayan en önemli etkenlerden biri olur. Kamera ise Jackie’nin anlattıklarına paralel olarak kimi zaman aşağıdan çekim yaparak onu yüceltirken kimi zaman da daha üsten bir yerden bakarak zavallılığını gözler önüne serer. Tanrısal bakış açısından izlediğimiz birçok anın ise gerçek cenaze töreni görüntüleri olduğunu dikkatli bakınca fark etmemek imkânsız.