07.11.2017

O AN: Kosmos

“İnsanların da, hayvanların da başlarına gelen şey aynıdır. Topraktan gelip toprağa giderler.”

Reha Erdem’in Zirvesi

Her yönetmenin ulaşması gereken zirve noktası var ise Reha Erdem bu noktaya Kosmos filmi ile ulaşmış, biz seyircileri ihya etmiştir. Yerli sinemamızda eşine az rastlanır, sayılı yapıtlardan biri olan Kosmos, derin felsefesi, yarattığı nevi şahsına münhasır karakterleri, sinematografisi, ses kullanımı ve en önemlisi de başarıyla kotarılan entelektüel kurgusu ile adeta bir sinema dersi verir izleyenlerine. Peki, sadece sinema dersi mi verir? Alt metnine imtina ile yerleştirilen din, kültür ve bunlara bağlı olarak Türk toplumunun yapıtaşı Şamanizm, insanlığın modernizim adı altında aslında kendisinden hiçbir farkı olmayan hayvana yaptığı soykırım ve daha neler neler…

– Yüreğim şimdi bak, parmaklarımdan damlayacak. Şimdi bak, içimin oynaması benden rüzgâr çıkaracak. Sen, sen, senin adın var mı?

 – Adım, Neptün olsun.

 – Senin adın Neptün olsun, benim de Kosmos. Sol elin başımın altında olsun, sağ da beni kucaklasın.

Kuşkusuz film, üzerine derin analizler, uzun makaleler, felsefi tartışmalar yapılacak bir vaha. Lakin bu konuları başka bir yazıya bırakarak filmden asla aklımdan çıkmayan, her izlediğimde daha da anlamlanan, ete kemiğe bürünen bir sahneyi sizlerle paylaşmak isterim. Başkarakter Kosmos (Sermet Yeşil) ile Neptün’ün (Türkü Turan) aşklarını tüm gerçekliğiyle, tüm saflığıyla yaşadıkları sahne hem şaşırtıcı hem büyüleyici bir o kadar da düşündürücü anlara ev sahipliği yapar.

İlk gördükleri andan itibaren birbirlerine tutulan bu iki toplumdan ayrışan karakter birbirleriyle münasebetlerinde sözlerin anlamının olmadığının ayırdına ilk andan varırlar. Karakterlerimiz toplumdan ayrışan ortak yönlerinden dolayı sürekli şehirde birbirlerini bulur münasebetlerini geliştirirler. İlk tanıştıklarında hiç konuşmayan çiftimiz, sonra kendilerine yeni adlar takarak tanışır, üçüncü de bir kuş gibi adeta sevişir, aşkı tanır, mutluluğu tadarlar. Bu sevişmede asla tensel dokunuş, herhangi bir münasebet yoktur elbette. Son görüşmelerinde ise artık iyice özlerine dönüp zincirlerinden kurtulup, özgürce aşklarını yaşarlar. Fakat aşklarını yaşarken kendilerini ait hissettikleri ruhta yaşarlar bu aşkı. Yani kuş gibi…

Kanatlanan Bir Aşk…

Yazının başında da bahsettiğim gibi Kosmos, Şamanizme ait güçlü mesajlar taşıyan bir film. Şamanizimde kuşların ne kadar önemli olduğu hatta Şaman Anaların tasvir edilen bedeninin kuş şeklinde olduğu gibi birçok detay bilinmektedir. Karakterimiz Kosmos’un da özellikleri (berduş, şifacı, anlatıcı gibi…) onu bir Şaman olarak görmemizi kuvvetlendiren sebepler. Onun bu yönlerini görüp, ruhuna dokunabilen Neptün’ü de onun müritlerinden biri olarak görmekte sakınca yok kuşkusuz.

İşte modern dünyanın dejenerasyonuna uğramamış iki aşığın kırmızı ojelerle el ve ayaklarına kuş pençeleri yaparak etrafta uçuşmaları, uçuşurken de aşklarını muhteşem bir ahenkle öterek dillendirmeleri tek kelimeyle büyüleyicidir. Öyle ki bu baş döndüren dakikalarda yaşanılan münasebetin değme sevişme sahnelerinden de daha tahrik edici olduğunu da inkâr edemeyiz. Müzik kullanımı, birbiri ardına gelen plan sekansları, sıra dışı (parçalara odaklanan) kadrajları ve yine tersine kamera açılarıyla zaten fazlasıyla etkileyici olan sahne akılları baştan alarak yerli sinemanın unutulmazları arasında yerini alır.