30.11.2016

O AN: Laurence Anyways

laurence-anyways-3

Görsel ve işitsel bir şölen

Sinemanın dâhi çocuğu Xavier Dolan’ın yönetmenlik kariyerinin üçüncü filmi olan Laurence Anyways, kuşkusuz filmografisinin en iyilerinden. Dolan’ın sinematografi anlamında tam olarak bir mucize yarattığı, abartısız bir görsel ve işitsel şölen olan filmin elbette tek artısı biçimi değil. Film, oyunculuk, karakter yaratımı, yönetim, senaryo, görsellik, müzikler, kurgu yani kısacası bir filmde olması gereken niteliklerin hepsinin altından şaşırtıcı bir ustalıkla kalkan bir yapımken bir de tüm bunların yanında aynı gururla durabilecek mesajıyla da takdiri hak ediyor.

laurence-anyways-4

Büyük ve samimi kararın ilk günü…

Her filminde belki biraz da kendi kimliğinden dolayı LGBTİ bireylerin yaşantısına değinen Dolan, Laurence Anyways’de de odağına bir trans bireyi ve onun çetrefilli hayat hikâyesini alıyor. Laurence Aila (Melvil Poupaud) adlı bir adamın otuzlu yaşlarındayken, hayatına az çok yön vermişken kendini asıl tanımaya başlaması ve buna yönelik radikal kararlar alması çok da alışılagelmiş bir durum değil elbette. Kariyerinde bir yere gelmiş, evlenmiş bir adam bir gün aslında erkek bedeninde bir kadın ruhunu taşıdığını anlıyor. Hayatının bundan sonrasına trans olarak devam etmek istiyor. İşte Laurence’nin bu büyük ve samimi kararını uygulamaya başladığı ilk gününe iş yerinde şahit oluyoruz öncelikle. Bu, toplumun büyük bir kesimine oldukça sıra dışı gelecek sahne Laurence’nin sınıfa girmesiyle başlıyor.

laurence-anyways-2

Büyük ve anlamlı bir devrim.

Laurence, tedirgin adımlarla girdiği sınıfta, tepedeki insanlık adına büyük devrimleri başlatmış önderlerin fotoğraflarının altına gelip durur. Bir nevi onlar gibi büyük ve anlamlı bir devrimin öncülüğünü yapıyordur çünkü o da. Akademisyenlik kariyerini trans olarak devam ettirmek, hala birçok şeyi kafalarda aşamamış bir dünya için ne de olsa büyük bir eylem, anlamlı bir adımdır. Hocalarını gören öğrencilerin kısa bir süre devam eden çıldırtıcı sessizliği sonrasında gelen soru ile bozulur. Böylesine cesur bir girişten sonra gelecek soru tıpkı Laurence gibi biz seyircilerin de yüreğini ağzına getirir. Fakat o soru, işte o soru… Laurence, bu sorudan önce hala kararını veren ama kelepçelerinden kurtulamayan bir tutsakken, sorudan sonra her şey değişir. Kameranın hızlıca ona yaklaşması ve sonrasında okul koridorlarında yürüyüşü muhteşem bir duygu tırmanışı yaratır. Her adımda daha da kendine güvenen, her adımda daha da özgürleşen bir Laurence görürüz. Her biri ayrı anlamdaki bakışların altında adeta tüm insanlığı, tüm zamanları geçip deviren bir Laurence izleriz. Böylesine anlamlı bir yürüyüşün Headman’in Moisture parçası eşliğinde, Dolan kamerası ile nasıl da daha da bir anlamlandığını nasıl da daha coşkulu, iddialı olduğunu anlatmak yerine izlemeniz gerektiğini söyleyerek, sizleri o anlarla baş başa bırakıyorum.