01.05.2018

O AN: Phantom Thread

*Bu yazı filmin en büyük sırrını açık ettiği için izlemeyenlerin okuması tavsiye edilmez.

Duvarları Kırarak İçerdeki Çocuğa Ulaşmak

Paul Thomas Anderson, Reynolds Woodcock isimli 50’lerin Londra’sında ünlenmiş bir terzinin kız kardeşi ve sevgilisi Alma ile olan hayatını perdeye yansıtır son filmiyle. Gotik romans türüne oldukça yakın duran Phantom Thread, aynı zamanda da türün birçok klişesini alaşağı ederek dengelerle oynamaktan da imtina etmez. Zira her ne kadar ihtişamlı bir malikâneye Reynolds (Daniel Day-Lewis) gibi orta yaşı geçmiş karizmatik bir adam tarafından adeta hapsedilmiş Alma’nın (Vicky Krieps) durumu çok klasik bir rota izlese de zamanla durum değişir. Oldukça centilmen ama aynı zamanda bir diktatör olan Reynolds’un sevgisinden çok hakaretlerine, ilgisizliğine değer görülen Alma, konulduğu kaleden kaçmayı değil kalarak savaşmayı tercih eder. Burnundan kıl aldırmayan bir diktatörü, dize getirerek kendine muhtaç birine dönüştürür Alma. Üstelik tüm bunları oldukça naif ve kendinden emin bir şekilde yapar. Alma’nın bu mücadelesinin son hamlesi ise unutulmayacak sahneler arasına girecek türden.

Alma, ilk günden aç adam olarak tanıdığı Reynolds’un hedef alınacak en yumuşak yerinin midesi olduğunu çok iyi bilir. Aynı zamanda Reynolds’un etrafına ördüğü kalın duvarlarının içinde aslında anne şefkatini arayan, kırılgan bir çocuk olduğunu da. Zira doğrudan Reynolds’un ağzından annesine ne kadar düşkün olduğunu, ceketinin içinde annesinin saçını ve fotoğrafını taşıdığını dinlediği için kalenin içinde yaşayan hedefin kırılganlığından adeta emindir. Reynolds, Alma’nın da anladığı üzere henüz sütten kesilememiş, kendini gerçekleştirememiş bir erkektir. Reynolds’un yemeğe olan düşkünlüğünün sebebi de budur zaten. Memesini emerek avunabileceği bir anne olmayınca boşluğu yemek ile doldurmayı deniyordur Reynolds. Tüm bunları daha önceki denemelerinde de fark eden Alma, kale duvarlarını kırıp içerdeki çocuğa ulaşmak ister. Bunu da ancak mideden geçerek yapabilir.

Biraz Yola Gelmen Gerekiyor Sadece

Alma, ormandan imtina ile topladığı mantarları hazırlamaya başlar. Bu esnada çizim yaparken arada kafasını kaldırıp Alma’yı izleyen Reynolds, bir şeylerden huylanmaya başlar. Alma ise asla yaptığından kuşku duymadan adeta bir ritüel havasında mantarlı omleti yapmaya devam eder. Reynolds’un işkillendiğini anlaması bile tedirgin etmez onu. Alma’nın tereyağı, mantar, margarin ve yumurtayı tavada buluşturduğu anlar ile Reynolds’un çizim yaptığı anları paralel kurguda verir Anderson. Yumurta kabarıp kıvama geldikçe Reynolds, çizimini tamamlar. Sofraya arz-ı endam eden omlet, gerilimi, imalı bakışmaları, soru işaretleriyle dolu göz süzüşmelerini daha da arttırır. Fakat ne Alma’nın geri adım atmak gibi bir niyeti ne de Reynolds’da korktuğunu belli edecek göz vardır. İlk lokma ağza alınır ve çiğnenmeye başlanır. Zehrin vücuda geçmesi başladıktan sonra Alma konuşmaya başlar:

“Senin, yataklara düşmeni… Aciz, hassas, açık olmanı… Ve yalnızca benim yardım edebilmemi istiyorum. Sonra tekrar güç bulabilmeni istiyorum. Ölmeyeceksin. Ölmeyi dileyecek belki ama ölmeyeceksin. Biraz yola gelmen gerekiyor sadece.”

Alma’nın bu son söylediği söz, tam da bir annenin çoğuna söyleyeceği türdendir. “Biraz yola gelmen gerekiyor.” Öyle de olur. Reynolds’un içinde taşıdığı zehir bir nevi mantarın zehriyle akıtılır. Zehirli mantar aslında Reynolds’un panzehiridir. Alma’nın söyledikleriyle yüzündeki tüm kuşku bulutları dağılan, rahatlayan hatta mutlu olan Reynolds, hiç tereddüt etmeden yutar ağzında gevelediği lokmayı. Çünkü Alma’dan daha çok kendi ister yataklara düşerek özlediği anne şefkatini görmeyi. Hayaletiyle avunan annesinin yerine onu en az onun kadar koruyup kollayacak, sevgisiyle besleyecek bir kadının kollarında avunmayı. Böylece Reynolds, sütten kesilerek kendini de gerçekleştirmiş olur Alma sayesinde. Alma, hem kendini hem de sevdiği adamı özgürleştiren bir kadındır. İşte tam da bu sebepten gotik romans türündeki alışılagelmiş kadınlardan çok farklıdır. Son olarak filmin düğüm noktası olan bu sahnede Alma ile Reynolds kadar önemli bir karakter mantarsa diğeri de Jonny Greenwood’un icra ettiği muhteşem müziklerdir.