01.06.2017

O AN: Repulsion

İçinde Yaşadığım Rahim

Roman Polanski’nin Polonya dışında çektiği ilk film 1965 yapımı Repulsion’dur. Sansasyonel hayatı ile de çektiği filmlerle de oldukça dikkat çeken Polanski, Apartman üçlemesinin bu ilk filmiyle nevrozları arasında sıkışıp kalmış bir genç kadının cinselliğe duyduğu tiksintinin öldürücü eylemlere kadar varan yıkıcı sürecini anlatır. Tüm zamanların en iyi psikolojik gerilim filmlerinden biri kabul edilen Repulsion, metaforlardan fazlasıyla beslenen, genelde kapalı mekânlara izleyeni hapseden, düş ile gerçeğin birbirine karıştığı bir akıl oyunudur. Filmin nevrozlu karakteri Carol’un artık tiksintisini eylemlere dönüştürdüğü ilk sahnesine değinecek olursak…

Sahne Carol’un her zamankinden daha gergin olduğu bir anda zilin çalınmasıyla başlar. Carol, bir önceki sahnede o lanet olası aile fotoğrafına bakmış ve bütün bu tiksintisine sebep olan kaynağı tekrar hatırlamıştır. Bu olayın üzerine çalan zil ve arkasından duyulan erkek sesi Carol’un o an duymak isteyeceği en son şeydir elbette. Carol oldukça ürkek bir şekilde kapıdaki dürbünden gelenin kim olduğuna bakar. Biz de onun gözünden görürüz kimin geldiğinin… Ve çok iyi biliriz ki gelen kişi Carol’dan fazlasıyla hoşlanan, duygusal bir ilişki yaşamak için elinden gelen çabayı sarf eden Colin’den başkası değildir. Fakat Carol için kapıdaki kişinin tek karşılığı erkektir. Onun için erkeklerin hepsi aynı şeyi ifade ediyordur. Maalesef Carol’u bizim kadar tanımayan Colin, kapı açılmayınca kırmaya çalışır. Çünkü Carol’un evde olduğuna ve kapıyı açmadığından emindir. Colin’in kapıyı kırmaya çalıştığı anlarda Carol’un da tedirginliği, korkusu gittikçe artar. Kapıya vurulan her darbe gerilimi tırmandırır. Sonunda kapı kırılır ve Carol’un kendini güvende hissettiği, daha doğrusu saklanmaya çalıştığı korunaklı bölge hem de bir erkek tarafından ihlal edilmiştir. Carol’un kendini kapattığı bu evi ana rahmi olarak düşünebiliriz. Zaten duvarlara dokunduğunda el izlerinin kalması, stresi arttığında duvarlarda çatlakların oluşması, taşan sular vs. hepsi bebek taşıyan bir rahimde yaşanılan şeylerdir. Yani Carol, doğduktan sonra geldiği dünyadaki tehlikelerden kurtulmak için bir nevi kendini tekrar ana rahmine kapamıştır. Ve zaten sürekli tehdit edilen bu yaşam alanına ilk büyük eylem gerçekleşmiş; Carol’ın hanesine tecavüz edilmiştir. Elbette Carol buna göz yummayacaktır; daha Colin kapıyı zorlarken kendine seçtiği silahı (şamdan) kuşanmış olarak bekler. Colin, her ne kadar özürler dilese de Carol bunları duymuyordur bile; tek düşündüğü rahmin yabancı maddeden temizlenmesi, tekrar korunaklı hale gelmesidir. Bu anlarda oldukça münasebetsiz yan komşunun gelmesi ve uzun bir süre tıpkı bir film izliyormuşçasına onları izlemesini de görürüz. Carol’un evinin kapısının kadraj içinde kadraj durumunu yaratması ve kameranın da evin içinde konumlanması sanki bu filmin içinde bizim olduğumuzu ve komşunun hepimizi seyrettiği izlenimini uyandırır. Kendisini fark etmelerinden sonra bu hadsizliğine son veren komşu evine girmeye yeltenir, Colin de daha fazla seyredilmemek için kapıyı kapamaya… Lakin Carol bu fırsatı kaçırmaz elindeki şamdanı Colin’in kafasına indirir. Yere düşen Colin’e kendinden geçmişçesine defalarca vurmaya devam eder. Bu anlar gerilimin büyük ustası Hitchcock’a adeta bir saygı duruşudur. Birçok Hitchcock filminden hatırlayacağımız bu cinayet sahnesi unutulacak gibi değildir. Colin’in başından akan kanları görmemiz ile sahne son bulur.