19.09.2016

O AN: Scarface

scarface

1983 yılında Brian De Palma tarafından çekilen Scarface, şiddet görüntüleriyle çokça tartışılmış, eleştirilmiş ve ödüle layık görülmemiş bir yapım. Fakat bu durum Scarface’nin kült mertebesine erişmesini engelleyememiştir. Küba’dan Amerika’ya göçen suçlu Tony Montana’nın (Al Pacino) bir takım kişilik özellikleri sayesinde kısa sürede yükselişi, zirveyi gördükten sonra ise hızlıca dibi buluşunu, tüm çıplaklığıyla perdeye yansıtan film, abartısız bugüne kadar yaratılmış en unutulmaz anti-kahramanlardan birine imza atar. Tony Montana, tüm seyircilerin özdeşlik kurduğu ama kâğıt üzerinde asla hiçbirimizin onaylamayacağı bir karakter.  Lakin asla tasvip etmeyeceğimiz bu kişilik, filmin başından son anına kadar tüm yaşadıklarında onunla katharsis kurmamıza engel olamaz. İşte onun ile birlikte tırmandığımız zirve noktasından da inme vaktimizin geldiğini anlarız filmin finalinde. Montana ile birlikte ağır ağır tırmandığımız merdivenleri üçer beşer inmek zorunda kalırız. Öylesine hızlı, şiddetli ve kanlı ama en önemlisi de gözyaşlı bir seyir izleyecektir ki bu dibe vuruş…

Tony Montana, kominizmde olduğu gibi kapitalizmde de var olamayacağını anlamış, tüm sevdiklerini kaybetmiş, zavallı bir haldedir. Son olarak gözünden sakındığı, canı, ciğeri kız kardeşi de gözlerinin önünde can vermiş, geriye sevdiği kimsesi kalmamıştır. Filmin başından beri ilk defa Tony Montana’yı gözyaşları içerisinde görürüz. Yaşadığı yıkım öylesine ağırdır ki, gerçeği kabul etmeme yolunu seçmek ister çaresizce. Gina’nın ölmediğini düşünmek ister, onunla konuşur. Fakat bizim şahit olduğumuz tüm yaşananları çok iyi bilmektedir. Ve bu acı onu gittikçe daha da kapana sıkıştırır. Zira daha az önce kendi elleriyle öldürdüğü can dostu Manny’i de, kendisini terk eden Elvira’yı da, asla mutlu edemediği annesini de aklından çıkaramaz. Böylece tüm hayatının bir çıkmaza girdiğini, hiçbir şeyin anlamı kalmadığını anlayan karakterimiz, burnunu gömdüğü kokain çuvalından bile hayır görmeyince, özel günlerin hatırına alıp, sakladığı silahını yerinden çıkararak, dört bir tarafını kuşatan düşmana unutulmaz bir gösteri sunar. Tony Montana’nın ölürken öldürdüğü bu sahne, filmin başından beri gözümüze gözümüze sokulan kırmızı rengin, oluk oluk akan kan ile kucaklaştığı anlara şahit eder bizleri. Kelimelerin kifayetsiz kalacağı bu muhteşem final anı, gelmiş geçmiş tüm aksiyon sahnelerinin baş tacı olarak yerini alır sinema tarihinde.