17.07.2017

O AN: Se7en

Sinemanın Gelmiş Geçmiş En Etkileyici Finali

David Fincher’ın başyapıtlarından olan Se7en, 90’lı yılların unutulmaz filmlerinden biri olarak kayıtlara geçmiştir. Gerek anlattığı hikâye gerekse yarattığı atmosfer ve sinematografisiyle hâlâ etkisini kaybetmeyen bir film Se7en. Özellikle kadrosu sebebiyle seyirci açısından da başarısını ispatlayan Se7en’ın, ne yazık ki ödül konusunda yüzü gülmemiştir; Oscar’da başarısı taçlandırılmamış, sadece aday olmakla yetinmek zorunda kalmıştır.

Morgan Freeman, Brad Pitt, Kevin Spacey gibi isimlerin bir araya geldiği bu polisiye-gerilim olarak tanımlayabileceğimiz filmde Hıristiyanlık’ın yedi ölümcül günahı ile örülü olan hikâyesinin her bir anı büyük bir titizlikle ilmik ilmik dokunur. Lakin seri katilimiz John Doe, yedi günahtan ilk beşine karşılık beş cinayetini işledikten sonra öfke ve kıskançlık adına işlenecek cinayetleri filmin finalinde bizlere sunmayı tercih eder. İşte bu final sahnesi sinemanın gelmiş geçmiş en etkileyici, unutulmaz anlarına ev sahipliği yapar hiç kuşkusuz.

Mills’in Hayatının En Zorlu Oyunu

Doe’nin geriye kıskançlık ve öfke günahları kalmıştır. Peki, büyük bir titizlik ve gizliyet içerisinde cinayetlerini işleyen John Doe, kendi ayaklarıyla gidip, teslim olduktan sonra kalan iki günahın cinayetini nasıl işleyecektir? Aslında Doe, öfkenin de cinayetini işlemiş, son günah olan kıskançlığın kurbanı olarak da kendini seçmiştir. Kendi cezasının ise öfkeye karşılık gördüğü dedektif Mills elleriyle verilmesini arzulamıştır baştan beri. Zira baştan itibaren hep Mills üzerine oynamıştır zaten. O zaman bunun gerçekleşmesi için her şeye biraz oyun katması gerektiğini de bilir. Henüz mesleğinde çaylak olan, ama başarma isteği herkesten fazla olan Mills’in hayatı boyunca oynamak zorunda kalacağı belki de en acımasız oyundur bu. Mills, belki de Somerset kadar tecrübeli olmamasının da verdiği etkiyle, adeta bir kukla gibi Doe tarafından oynatılır. Mills, Doe’nin tam da planladığı gibi son cinayetin de işlenmesini sağlamış olur böylece.

Katil Aynı Zamanda Kurbandır

Sahnenin ayrıntılarını elbette videoyu izleyerek görebilirsiniz. Bu nedenle yaşananlarla ilgili pek kelâm etmek istemiyorum. Lakin bulmaca gibi filmlere imza atan Fincher’ın bu sahnesi ile ilgili birkaç ayrıntıyı belirtmek isterim. Tüm film boyunca devam eden yağmurun final sahnesinde kesilmesi ve neredeyse iki saat boyunca bizi kör yapan karanlık atmosferin yerine ışıl ışıl açan güneş ile Fincher’ın bize ne demek istediğini düşünmek gerek.

Ölümcül günahların cezalandırılması mı yoksa psikopat Doe’nin cinayetlerinin sona ermiş olması mı buna sebeptir kestirmek zor. Ayrıca baştan beri tüm kasveti ve sıkışmışlığıyla metropol hayatı üstümüze üstümüze gelirken, finalde ıssız bucaksız kırsalda kendimizi bulmamız da oldukça manidar. Bu ve bunun gibi birçok sorulması gereken soruların yanında en önemlisi ise öfke günahının karşılığı olarak neden Mills değil de hiç de öfkesine denk gelmediğimiz Tracy ölüme mahkûm olur?

Bu soruları yanıtlamak elbette uzun analizlere girilmesine neden olacaktır. Fakat koskaca filmin neredeyse en kilit anlarını içinde barındıran, bırak tatmin duygusu yaşatıp, rahatlatmayı seyircinin karnına ağrılar sokan muhteşem bir final sahnesi ile karşı karşıya olunduğu su götürmez bir gerçek. Neredeyse beş dakika boyunca hiç azalmayan, aksine sürekli artan gerilim hissi ile izlediğimiz, diyaloglardansa monologların yaşandığı, en itici seri katillerden biri ile zaman geçirdiğimiz, film boyunca ilk kez bire bir cinayete şahit olacağımız muhteşem final ile sizleri baş başa bırakıyorum.