19.02.2018

O AN: The Square

Çağdaş Sanat Eleştirisi

Prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan ve Altın Palmiye’nin sahibi olan İsveç yönetmen Ruben Östlund’un filmi The Square, kazandığı birçok ödülün yanında bu yılki Oscar’da Yabancı Dilde En İyi Film dalının adayları arasında. Başarısını Oscar ile taçlandırması da çok büyük ihtimal olan The Square’nin aynı zamanda zamanla demlenecek hatta kült olmaya müsait bir yapısının olduğunu da belirtmek gerek. Östlund’un üst-orta sınıf, sanat ile haşır neşir kesimi hedefine aldığı hatta hedefine almakla da yetinmeyip adeta ringdeymişçesine sağlı sollu tokatladığı bu film, son zamanlarda perdeye yansıyan en dahiyane çağdaş sanat eleştirisi diye anılabilir pek tabii. Bir modern sanat müzesini filmine mekân belleyen Östlund, müzenin küratörü, ziyaretçileri, bağışçıları, çalışanları ve sergilenen eserleri üzerinden topyekûn bir eleştiriye soyunarak gözünü budaktan sakınmıyor. Özellikle bir sahnede öylesine ileri gidiyor ki…

Sahne, Kare isimli serginin açılış yemeğinde performans sergileyen Oleg’in (Terry Notary) salondaki davetlilere sunulmasıyla başlar. Sunuluş sırasındaki birçok uyarının seyirciler üzerinde fazla ikna edici olmadığını, salona adım atan Oleg’e verilen tepkilerden görürüz. Bunun kendisi de farkına varmış olacak ki Oleg, yavaş yavaş performansının şiddetini arttırarak bir kaosa neden olur. Oldukça başarılı bir goril performansı sergileyen Oleg, ilk olarak hedefine Kare sergisinin yaratıcısı Julian’ı alması boşuna değildir. Oleg’i ve performansını ciddiye almayan Julian’ın Oleg’i fazlasıyla kızdırması sonucu iş çığırından çıkar bir süre sonra. Adeta Oleg’in korsan gösterisine dönüşen performans sonunda yaşadığımız yüzyılın en alışılageldik olayı olan linç sevicilikle son bulur.

Kült Mertebesine Erişen Bir Sahne

Oleg’in gülüşmeler eşliğinde tüm gözler tarafından büyük bir iştah ile izlenmeye başlanması, sirk gösterisindeki ya da hayvanat bahçesindeki hayvanların izlenmesini akla getirir. Hatta sadece hayvan üzerinden bile gitmeye gerek yok: Abdellatif Kechiche’in Vénus noire filminde perdede tekrar hayat bulan, fiziksel görüntüsü nedeniyle Hottentot Venüsü olarak adlandırılan Saarjit Baartman’ın yaşadıkları da akla gelmeli. Üst sınıfın bir izlencesi, eğlencesi haline gelen ve her türlü tacizi sineye çekmek zorunda kalan Saarjit’in yaşadıkları bu kez 21. yüzyılda bir nevi tekrar vuku bulucakken Oleg’in keskin tavrı sayesinde dengeler tersine döner. Oleg tüm salonu sindirerek adeta korkudan tir tir titremelerine neden olur. İnsanlığa okkalı bir haddini bil sinyali gönderen Oleg’in bu sıra dışı performansı insan ile hayvan arasındaki o belirsiz çizginin iyice bulanıklaştığı nadir örneklerden de biridir aynı zamanda.

Terry Notary’inin nefes kesen performansıyla perdede hayat bulan bu sahnenin daha şimdiden kült mertebesine eriştiği su götürmez bir gerçek.