12.12.2017

O AN: Thelma

Bir Genç Kızın Keşif Süreci

Norveçli Joachim Trier, henüz dördüncü uzun metrajında belki de kariyerinin en kusursuz işlerinden birine imza atar Thelma ile. En basit haliyle etkileyici bir büyüme hikâyesi diye tanımlayacağımız Thelma, alt metninde derin mevzuları kaşımaktan kendini alamaz. Üniversiteye gidene yani ailesinden kısmen de olsa ayrılmasına kadar kendini ve dünyayı tam anlamıyla keşfedememiş olan Thelma, her ne kadar ailesinin ve buna bağlı olarak dinin gölgesini üzerinde hissetse de keşfetmekten ve bundan tarifi mümkünsüz bir haz duymaktan kendini alamaz. Lakin tüm film boyunca izleyeceğimiz bu tarifi mümkünsüz deneyimden daha çarpıcı olanı ise filmin prolog sahnesi olur. Tüm izleyeceklerimizin ya da çözmeye çalışacağımız gizemin oldukça çarpıcı bir özeti maiyetinde okuyacağımız bu sahnenin açıkçası benim nazarımda kültleşeceği garanti.

Her  Şeyden Habersizce Bir Takip

Norveç’in kırsal bölgesinde kış mevsimindeyiz. Malum kuzeyin kış mevsimi baba ile kız çocuğunun üzerinde yürüdüğü gölü dondurmuştur. Bu donmuş gölde yaşayan balıklara çocuğun bakışının veya babanın tam aksine bakmak bile istememesinin sebeplerini henüz bilmez halde izleriz bu ikiliyi. Kimi zaman geniş açı çekimler nedeniyle hayli uzaktan, arkadan takip eden kameranın verdiği yabancılık hissine hem babayı hem de çocuğu oynayan oyuncuların duygularını belli etmeyen, mesafeli oyunculukları hiçbir şey bilmeyen biz seyircileri iyice kıvrandırır. Kısa bir mola sahnesinde, daha yakından göreceğimiz ve sonradan tüm film boyunca peşinden ayrılmayacağımız Thelma’nın küçüklüğü olan çocuğun da en az bizim kadar her şeyden habersiz ve şaşkın olduğu hissine kapılmamak imkânsız açıkçası.

Tanrı’nın Tereddütü

Avlanmak için yola çıkan babasına eşlik eden Thelma’nın avcının kim olduğundan emin olsa da avın kim olacağından bihaber, babasının şarjöre mermi yerleştirmesini izlemesi yeterince zorlu bir deneyim olur. Zira seyre yeni başlayan seyirciler olarak en az Thelma kadar olabileceklerden habersiz bir durumdayızdır. İşte böyle bir bilinmezlik ve gerilim hisleriyle örülü dakikalardan sonra gelen saniyelerle ifade edeceğimiz anlar ise adeta nefes keser. Bir yavru ceylanın radarlarına girmesini fırsat bilen babanın önce tüfeğini ceylana sonra da asıl avı olan kızına doğrulttuğu anlarda yutkunmanın bile imkânı yoktur. Önce ceylana sonra çocuğuna yönelttiği tüfeği sebebiyle Hz. İbrahim’in önce oğluna sonra koyuna yönelttiği bıçak ile benzerlik gözden kaçabilecek gibi değil asla. Lakin neyse ki bu kez hem ceylan hem de çocuk insanlığın, erkin ve dinin gölgesinden kurtulur. Tereddütte kalan baba –filmin devamında bir nevi Tanrı olarak da okunabilmekte- ceylanı da kaçırır. Lakin hem ceylanın hem de çocuğun kurtuluşunun verdiği rahatlama hissini tam olarak da tadamayız. Çünkü filmin bu kısacık giriş sahnesi ile eteğimize attığı yığınla soru işareti fazlasıyla ağzımızın tadını bozar ne de olsa.