05.06.2017

O AN: Warrior

Boks, şiddeti sevin ya da sevmeyin birçok insanı cezbeden bir konudur sinemada. Özellikle bir başarı öyküsü anlatan bu yapımlar, çoğunluğun bildiği Rocky serisinden tut da Raging Bull’a kadar çok sevilmiş, defalarca izlenilmiş, tutkuya dönüşen filmler olmuşlardır. Neredeyse her yıl bir boks filmi yansır beyazperdeye. İşin hayret verici yanı ise, odağına boksu alan filmler genelde çıtanın altına düşmez asla. Bu, şiddeti çok seviyoruz anlamına da gelmez elbette. Çünkü bu filmler de hayata bir sıfır yenik başlamış ya da zaman içinde iyice dibi bulmuş karakterlerin yükselme, zirveye oturma öyküsünü anlatır. Bu da sinemada nefes almak, duygusal olarak tatmin olmak isteyen seyirciyi fazlasıyla cezp eder. Tabii ki zamanla boks filmleri de rutinlikten kurtulmak için türlü türlü hikâyeleri işlemeye başlamıştır; kadın boksörlerden, bağımlı olmuş, ringlerden sürünerek ayrılmışlara kadar hepsinin hayatı akmıştır perdeden. 2011 yılında ise Gavin o’Connor, Warrior ile seyircinin duygularını sarsacak, onları tam da damardan yakalayacak bir hamle yapar; iki kardeşi ringde karşı karşıya getirir. Ringin kenarında da babayı konumlandırır. Şimdi bu sinema tarihinin unutulmaz anlarına ev sahipliği yapan sahneyi konuşmamak olmaz sanırım. Ne dersiniz? Brendan ile Tommy’nin hayatlarının en büyük sınavına çıktıkları o anları hatırlayalım mı?

Sahne Brendan’ın omzunun üstünden Tommy’nin darmadağın olmuş halini görmemiz ile başlar. Maçta dört raund geride kalmış, Brendan da Tommy de tükenmiş bir durumdadır. Maçın kaderi bu raunda kalmıştır. Normal bir boks maçında bile yürekleri hoplatacak olan bu durum, iki kardeş arasında yaşanıyordur. Bu uzun bakışma anlarında O’Connor, ortam sesini kesmeyi ve kulaklara sadece müziği(The National’ın About Today parçası) göndermeyi tercih ederek iki kardeş arasındaki duygusallığın katlanarak bize de geçmesini amaçlar. Bir süre açı karşı açıyla Brendan ile Toomy arasındaki bakışmalar, yüz ifadesi ile söylenenler, hissiyatlar fazlasıyla verilir seyirciye. Ne var ki bu bir nebze de olsa seyircinin nefes aldığı anlar çok da uzun sürmez; Brendan’ın Tommy’in kafasına tekme attığı an ile birlikte ortam sesi tekrar gelir ve tüm haykırışlar, iç sıkıntısı, gözyaşları geri döner. Yere düşen Tommy’e sarılan –aslında dövüşteki bir hamledir bu aynı zamanda- Brendan, kardeşi ile konuşmaya başlar. Aynı anda hem ortam sesi hem de tekrar çalmaya başlayan parça da dâhil olmak üzere hiçbirine kulak vermeyiz. Zira tek duymak istediğimiz bu iki kardeşin diyaloğu olur neticede. Belki de Brendan ile Tommy’nin bugüne kadar yapmadıkları kadar anlamlı bir konuşma geçer aralarında. Üstelik ringlerde dövüşçülerin birbirlerine ettikleri nefret dolu söylemlerden de çok uzaktır konuşulanlar. Bir ‘’Seni seviyorum’’ ancak bu kadar anlamlı olabilir bir filmde belki de. Ve omza dokunan bir el sayfalarca kitaba sığamayacak kadar çok şey anlatır elbette. Tommy pes etmiştir. Brendan taraftarları sevinç çığlıkları atarak kutlama yapmaya başlarlar. Ne var ki Brendan için bunların hiçbir önemi yoktur. O hayatının en büyük maçını kardeşinin gönlünü kazanarak almıştır. Onun için de maçta kazanan ya da kaybeden olmak hiç ama hiçbir anlam ifade etmez. Maçı bitirdiklerini söyler muhtemelen antrenörüne. Ve gerisini hiç umursamadan kardeşini kollarının arasına alarak oradan çıkarır. Maçın başında aslan gibi kükreyen Tommy de o vahşi kürkünü üstünden atmış tıpkı bir kedi misali abisinin kanatları altına sığınmıştır. Bu anlarda babanın yüzündeki ifade de oldukça derindir. Film Tommy ile Brendan’ın yorgun ama umutlu hallerinin zihinlere kazındığı kare ile son bulur.