12.07.2016

O AN: Yol

Yol (2)

Yılmaz Güney’in ülkemize Altın Palmiye kazandıran filmi Yol, yarı açık hapishaneden bayram için çıkan beş mahkûmun izinlerini nasıl geçirdiklerine odaklanır. Özellikle Seyit Ali’nin (Tarık Akan) peşinden ayrılmayan film, onun kan donduran hikâyesine bizi de ortak eder. Seyit Ali, evli ve bir çocuk babasıdır. Güya karısı, kendisi hapishanedeyken şerefine leke sürer. Daha hapishanedeyken bu haberi kendisine uçuran leş kargaları, gereken cezayı da düşünmekten geri kalmazlar. Zira gelenek göreneklere göre suçun cezası zaten bellidir. Zine’nin (Şerif Sezer) suçlu olduğu kabul edilmiş, cezası kesilmiş hatta ve hatta cezanın kimin tarafından verileceğine bile karar verilmiştir. Tabii ki şerefi onlara göre beş paralık olan Seyit Ali vermeli cezayı. İşte kültürümüzde barışmanın, affetmenin, dostluğun günü olarak kabul edilen bayram, öfkenin, nefretin, düşmanlığın gününe döner böylece. Zaten 80 darbesi, henüz pek yeni olduğu için ülke insanı olarak büyük bir nefret ve düşmanlık içerisine mahkûm edilmiş bir ülkede özellikle bir mahkûm olan Seyit Ali’nin kendi özgür iradesi ile vicdanının sesini dinleyerek bir karar vermesi mümkün müdür? Seyit Ali bir yandan darbe hükümetinin  ‘’Sen düşünme biz düşünürüz’’ mantığının esiri hem de gelenek ve göreneklerinin esiri olmuş bir zavallı olarak kendi iradesi dışında savrulup durur. Fakat anlarız biz, onun bakışından, gözlerinin içindeki manadan. O tam anlamıyla esir alınmamış ama kolunu, bacağını kaptırmış, arafta yaşayan bir çaresizdir. Uzun lafın kısası Seyit Ali, oğlunu ve Zine’yi alarak şehre doğru yol alır. Zira Zine’nin cezasını orada verecektir. Lakin zaten ölüm fermanı imzalanan Zine, Kars’ın soğuk havasında elverişsiz bir şekilde yola çıkarılır. Kar ve tipinin olduğu bitmek bilmez karlı yollar yürünerek geçilecektir. Bu uzun yol hem Seyit Ali’nin vicdanının sesine kulak vermesine, hem de Zine’nin tükenişine zemin hazırlar. Zine yavaş yavaş donmaya başlar. Kendisini ölüme götüren adamdan Seyit Ali’den yardım ister. İşte bu yardım istenmeden sonra geçen anlar öyle dokunaklıdır ki…

Zine’nin yardım çığlıklarını duymazdan gelmeye çalışan Seyit Ali, oğlunun uyarısına tepkisiz kalamaz. Zine’ye yardıma giden Seyit Ali, her ne kadar ilk etapta pek oralı olmamaya çalışsa da durumun ciddiyetini anlamakta geç kalmaz. Zira Zine, gözünün önünde ona veda ederek donar. Gerçekten sevdiği kadının öldüğünü anlayınca onu sarsmaya, sürükleme başlayan Seyit Ali, hiç olmadığı kadar telaşa kapılır. Kırbacıyla onu hayata döndürmeye çalışması bile fayda etmez ne yazık ki. Zine, bir nevi cezasını da çeker hem kocası hem de oğlunun eliyle. Kırbaç bir yandan onu hayata döndürmek bir yandan da cezalandırmak için iner adeta. Erk olan iki kişi onu nöbetleşe cezalandırır. Tabii Zine, çok öncesinde hayata veda etmiştir derin bir sükûnetle. Ne bu lanet olası hayata dönmeye ne de ‘’erk’’ in verdiği cezayı çekmeye niyeti vardır. Zine, bembayaz karın masumiyetine teslim etmiştir kendisini. Pis hesapların, nefretin, intikamın dünyasına değil.