12.09.2016

O AN: The Others

The Others

Alejandro Amenábar’ın The Others’i, sinema tarihinin tartışmasız en etkili korku-gerilim yapımlarından biri olarak anılmakta. İkinci Dünya Savaşı sonrası İngiltere’sinde şehirden uzak bir malikânede yaşayan aşırı dindar bir kadın ve iki çocuğunun yaşadıkları oldukça tüyler ürperticidir. Savaştan dönmeyen kocasının yasını tutan Greca Stewart (Nicole Kidman), aynı zamanda da gün ışığına karşı hassas çocuklarının derdini de yüklenir. Zaten savaş sonrasının şehrin üstüne bindirdiği ölüm sessizliği, kış mevsiminin puslu ve sisli havasıyla birleşerek fazlasıyla kasvetli bir ortama sebebiyet vermişken bir de sürekli karanlık olması gereken ev, her şeyi daha da kasvetli yapar. İşte böylesine bir ortamda bir de tuhaf davranışları olan hizmetkarlar ile bazen kendini gösteren bazen de seslerini duyuran davetsiz misafirler tüm bunların tuzu biberi olur. Peki, tüm bunların gerilmek için yeterli sebep olması gerekirken anne ile kız arasında alttan alta süregelen gerilimin zirveye taşınması… Evet, Anne’nin annesinden iyice korkmasına, belki de nefret etmesine neden olan sahne, filmin de kuşkusuz en kan dondurucu anlarından birine denk gelir.

Anne’nin, annesi tarafından ilk ayini için kendi elleriyle diktiği, gelinliği andıran elbisenin biraz daha üzerinde kalmasını diretmesiyle başlar her şey. Zaten bir türlü kızı ile ilişkisi yolunda gitmeyen Greca, onun bu isteğini geri çeviremez . Duvaklı, bembeyaz elbisesiyle odada tek başına oynayan Anne, karanlık, sadece mum ışığı ile aydınlanan odasında gayet mutlu eğlenir. Fakat annesinin artık elbiseyi çıkarmasını söylemek için odaya girmesiyle elbiseyi, çıkarmaktan çok daha farklı bir durum söz konusu olur. Ara ara Anne’ye görünen davetsiz misafirler, bu kez bir adım daha öteye taşırlar eylemlerini. Kızını oyun oynarken görmeyi düşünen Greca, karşısında pamuk gibi küçücük elleri değil de buruş buruş olmuş kocaman elleri fark eder ilk olarak. Sonra da devamını… Tahmin edileceği üzere çıldırır ve tüm gücüyle saldırır. Peki, sonra mı? Sonrası oldukça şaşırtıcı tabii ki. Hem Greca’nin hem de biz seyircilerin kanını donduran bu anlar, filmin başından itibaren yavaş yavaş yükselen gerilimin en yüksek hissedildiği anlar olur diyebiliriz. Elbette filmin zirve noktası, tahmin etmenin mümkün olmadığı finalidir. Fakat finali kadar olmasa da en unutulmaz, hafızalarımıza görsel olarak da nakşeden kusursuz bir sahneyi ortaya çıkarır Anne ile Greca’nin yaşadığı o anlar. Zaten incelikle düşünülen sahnenin, Amenábar’in usta kamera hareketleriyle ve detaycı mekân tasarımıyla bütünlüğü yakaladığını belirtmek gerek.