18.05.2016

Ömer Kavur: Özgün Bir Sinemacı

Ömer Kavur, sinemamızda kendi tarzını yaratabilmiş ender sinemacılardandır. Özgün kalabilmeyi kariyeri boyunca başarmış ve her zaman gerçekçi filmlere imza atmıştır. Az film çekmesine rağmen, birçok başyapıtı sinemaya kazandırmış ve efsaneleşmiştir. Kavur sineması, insanı en iyi anlatan, zor ama oldukça muazzam bir sinemadır. Auteur olarak kabul edilen ve üzerine bu anlamda kitaplar yazılan Kavur’un sinema aşkı ise okul yıllarına dayanır. Birçok auteur yönetmen gibi Kavur’un hikâyesinde de inanılmaz bir “film izleme” dönemi mevcuttur. Buna bir de bazı dönemleri zor geçen çocukluk eklenince ustanın anlatmak istediklerinin ve anlattıklarının oluşumlarını çok net görebiliyoruz.

Kavur, Türkiye’deki orta öğrenimini ve Robert Koleji’ni bitirdikten sonra hiç vakit kaybetmeden sinema eğitimi için Fransa’ya gider. Orada meşhur sinema okulu IDHEC’de (Institut des Hautes Etudes Cinematographiques) öğretim görür. Bu dönemde bazı müzikallerde yardımcı yönetmenlik yapmaya ve alakalı projelerde yer almaya başlar. Bu, ileride yapacakları için harika bir tecrübedir kendisi için. Bir yandan da belirttiğim gibi çok film izler, film âşığına dönüşür. Cinematheque Française’nin nimetlerinden yararlanır. Orada oynayan filmleri, bazen günde 4-5 tane olmak üzere izler. İzlemek de en büyük eğitimlerden biri olduğunda, ustanın gelişimi ve bakış açısı çok üst seviyeler ulaşır. Bir önemli nokta da, Kavur’un eğitimi sırasında, para da kazanması gerektiğinden üç seneye yakın bir zaman dilimi bir otelde ve geceleri çalışmış olması. Başta Anayurt Oteli olmak üzere birçok filminin ilham kaynağı da bu olsa gerek. Hem çok insan tanıması ve iletişim halinde olması, hem de filmlerinin temalarını etkileyecek orjinal bir atmosferi yaşaması çok büyük bir tecrübe.

Kavur sineması insanı en net şekilde anlatan, karakter odaklı bir sinema… Öyle ki, karakterleri oldukça fazla konuşturur, uzun diyaloglar ve monologlar anlatıda çok tercih edilmiştir. İzleyicinin görüntülerle empati kurması çok önemlidir. Bunu anlatırken de daha ziyade kasaba yaşantısı ve yol olgusu üzerine odaklanmıştır. Anlatım dili, hazmı zor, yavaş ilerleyen ve herkes tarafından sevilmesi güç bir dildir. Özellikle Hollywood yönetmenlerinin dilini seven ya da alışık olan izleyici için fazla ağırdır. Kavur sinemasının dinamikleri içinde acelecilik yoktur. En kaba tabirle sindire sindire anlatmayı ve anlaşılmayı bekler. Bu anlamda da, ilk film çektiği yıllar göz önüne alındığında bunu başarmak ve kabul ettirmek müthiş bir iştir. Günümüzde, Nuri Bilge Ceylan, Zeki Demirkubuz ve Semih Kaplanoğlu gibi yönetmenlerden dolayı telşasız anlatım dili sinemamıza epey girdi ve sevildi ama 1974 yılında bunu başarmak sadece ve sadece bir usta işi olarak görülebilir. Bu açıdan değerlendirince de Kavur’un kendi tarzı olduğu ve auteur yönetmen kabul edilmesine katılmamak elde değil. Kavur’un bir de edebiyat uyarlamaları ve edebiyatçılarla beraber yaptıkları ön plandadır. Kaldı ki onun sineması bu uyarlamalar için de biçilmiş kaftandır. Yine bunun en net göstergelerinden biri, ustanın belki de en iyi filmi olduğunu da düşündüğüm Anayurt Oteli’dir. Bütün bu bilgilerden sonra, Zebercet’in şizofrenik ve depresif hikâyesini perdeye yansıtacak daha uygun bir yönetmen olduğunu pek düşünemeyiz herhalde.

Küçüklükten beri yalnızlık çekmiş, hayatını keşiflere ve gezilere de adamış Ömer Kavur, buları son derece muazzam bir şekilde bizlere aktarmıştır. Kendisi sinemamızın en büyük yönetmenlerinden ve dolu dolu söylemeliyim ki efsanelerindendir. Onu sineması ve yarattıkları günümüzde çok ama çok daha anlam taşımakta. Oldukça geniş bir Ömer Kavur çözümlemesi de olan Şükran Kuyucak Esen’in “Sinemamızda Bir Auteur” kitabından, ustanın şu sözü ile yazıyı bitirelim ve kitabı da önermiş olalım: “Sonuçta, arayışlar zaten bir yalnızlık sonucudur. Gerçekten bir arama sürecine giren insanın yalnız olması gerekir.”

.

EN İYİ BEŞ ÖMER KAVUR FİLMİ

1- Anayurt Oteli

.

2- Gizli Yüz

.

3- Yatık Emine

.

4- Karşılaşma

.

5- Kırık Bir Aşk Hikayesi