08.11.2016

The Double: Dostoyevski’nin Gözünden Bir Distopya Örneği

the-double

Tolga DEMİR

Richard Ayoade’nin ikinci uzun metraj filmi “The Double (Öteki)” !F İstanbul’da gösterildiğinden beri konuşuluyordu. Bu hafta vizyona girecek olan Öteki’nin başrollerinde Jesse Eisenberg ve Mia Wasikowska oynuyorlar. Bunun da etkisiyle film bu yılın, şimdiye kadar, en öne çıkan filmlerinden biri olarak duruyor.

Fyodor Dostoyevski’nin aynı adlı eserinden uyarlanan Öteki, bir distopya evreni yaratıyor. Kahramanımız Simon (Jesse Eisenberg), sıradan hayatını sıradan ofisinde ve dairesinde geçirmektedir. Bir yandan annesiyle ilgilnemeye çalışırken, diğer yandan aşık olduğu Hannah (Mia Wasikowska) ile yakınlaşmanın çabası içerisindedir. Fakat özgüven sahibi olmayan Simon yaptığı hiçbir işle saygı görmez. Bir gün çalıştığı ofiste kendisiyle tamamen aynı görünüme sahip olan ama karakter olarak tamamen zıt olan James (Jesse Eisenberg) de çalışmaya başlar ve olaylar gelişir.

Richard Ayoade bu ikinci filminde yarattığı distopya evrenini yaratırken bir çeşit yeraltı dünyası kurgulamış diyebiliriz. Simon da bu yeraltı dünyasında sıkışmış vaziyette. Çalıştığı ofis, sığınağı olarak gördüğü dairesi de bu dünyanın dışında değil. İnsanlarla iletişim kurma konusunda sıkıntıları olan bir karakter için, hayatı kendi anladığı şekilde yaşarken bu yeraltına daha da gömülüyor. Karşısına çıkan ‘öteki’nin ardında yaşadığı değişimler ve farkındalıklarıyla bu yeraltı evreninden çıkmaya başlıyor.

Bir klasiği uyarlamak, hele ki Dostoyevski uyarlamak gerçekten cesaret isteyen bir iş. Bütün etkiyi ayrıntılar ve betimlemelerle yaratan usta bir yazarın eserini uyarlamak kolay görünse de, her zaman öyle olmuyor. Dostoyevski karakterlerini adeta yaşatabilen bir usta olduğundan filmin en zorlandığı kısım da burası oluyor haliyle. Kitap sayfalarında kelimelerle ete kemiğe bürünmüş karakterleri izleyicilere göstermeye çalışmak karakterin etkisini azaltabilirken, filmin etkisini de oldukça azaltabilir. Ayoade’nin filme uyarladığı karakterlerinde de böyle bir durum mevcut. Özellikle ‘öteki’nin göründüğü andan itibaren karakterlerin farklılıklarına odaklanan bir hale bürünürken bazı noktalarda kafa karışıklıklarına sebebiyet verebiliyor. Bu durumda filmin kurgusu içerisinde yarattığı gerilimi de biraz sekteye uğratıyor doğrusu.

Filmin, düzen için söylemek istedikleri de ufak detaylarla desteklenerek filmin merkezinin en önemli unsuru olarak karşımıza çıkıyorlar. Öteki, yalnızca kişisel ilerleyen bir karakter filmi olmaktan ziyade, sosyolojik bağlamda çalışma etiği, doğru ve yanlış ayrımı ve başarı üstüne söylediği sözleri de var. Televizyonun bireyin davranışları üstünde etkisi ve etki kabiliyeti de filmin değinmeyi istediği noktalardan bazıları.

Jesse Eisenberg ve Mia Wasikowska’nın varlıkları da belki filmin en güzel yanı. Kendi jenerasyonlarının en yetenekli iki oyuncusu diyebiliriz onlar için. Eisenberg iki karakteri birden canlandırırken oldukça sağlam bir performans sergiliyor. İki zıt karakterin ortasında filmin akışı için önemli bir ayrıntı olan Hannah’ın varlığı da Mia Wasikowska ile çok daha sağlam oturuyor.

Richard Ayoade’nin gelecekte yine ön plana çıkacak filmler yapacağını söylemek malumun ilanı gibi olur. Dönemimizin en parlak yönetmenlerinden birisi. Bu cuma vizyona girecek The Double, haliyle, haftanın en iddialı filmlerinden biri.