28.05.2016

Palo Alto: Özelliksiz Bir Gençlik Filmi Denemesi

Ali ÇALIŞKAN

Sofia Coppola’nın yeğeni Gia Coppola imzalı “Palo Alto”, James Franco’nun kısa öykülerinden oluşan ve filmle aynı adı taşıyan kitabın bir uyarlaması. Gia Coppola’nın ilk yönetmenlik denemesi olan film, gençlik filmlerinin ergenlik buhranlarını merkeze alan bir kolunu temsil ediyor. Üç lise öğrencisinin hayatlarından kesitleri izlediğimiz film de yönetmen, depresif bir gençlik filmi yaratmanın peşindeymiş gibi bir izlenim bırakıyor ilk bakışta. 

Okul koçuyla yasak ilişki yaşayan April, işlediği suç nedeniyle kamu hizmeti cezasına çarptırılan Teddy ve seks peşinde, başıboş dolanan Fred karakterlerinin ruh halleri, yönetmenin ‘depresif atmosfer’ yaratma çabasına belli ölçülerde katkı ssağlıyor aslında.  Zaten karakterlerin ‘boşlukta’ ve amaçsız dolandığı film boyunca onların mini hikayeleri de  pek bir yere varamıyor. Çoğu zaman onların okulla, otoriteyle ve kendi içlerindeki sorunlarla boğuştuğunu görsek de, bu durum pek fazla gelişme ve ’çatışma’ içermeyen bir gündelik kesitler şeklinde karşımıza geliyor. 

Teddy karakterinin cezasını tamamlamaya çalıştığı sahneler,  Fred’in cinsel deneyimleri ya da April’in öğretmen karakteri ile ilişkisi filmin geneline yayılıyor. Yönetmen zaman zaman alkol bağımlılığı, uyuşturucu  ve seks gibi meselelere bulaşır gibi görünse de  Larry Clark’ın “Kids” ya da “Bully” gibi cesur gençlik filmlerinin yüzdüğü sulara pek dalmıyor. Genelde  melankolik müzikler ve yönetmenin mesafeli bir bakış attığı bunalımlı karakterler eşliğinde, yukarıda da belirttiğimiz gibi ‘sonuç’a ulaşmaya çalışmayan bir gençlik filmi izliyoruz. Coppola görsel açıdan yalın, kameranın pek hareket etmediği bir tarz takınıp tempoyu da ‘hızlandırmamayı seçiyor. Yani bahsettiğimiz ‘depresif atmosfer’i  filme yaymayı beceriyor ve finale kadar kendini izlettiren bir film çıkarıyor.

PALO ALTO

Ama yine de filmin “seyirlik” ve belli açılardan ilgiye değer olması yüzde yüz anlamda başarılı olduğu anlamına gelmiyor ne yazık ki.  “Palo Alto”,  bir ilk filmin acemi havasını ve zayıflıklarını taşıyor maalesef. Filmin en büyük sorunu,  gençlik filmlerinin bilindik kalıplarını  yeni bir bakış açısı sunmadan senaryoya yedirmesi. Yönetmenin ‘özgünlük’ adına bu kalıpları kurcaladığnı ve farklı bir şey dillendirdiğini belirtmek güç. Özellikle karakterlerin sunulma şekli ve kimi diyaloglar/sahneler ‘daha önce görmüştük’ hissiyatını fazlasıyla yaşatıyor. Örneğin “Ken Park”tan fırlamışa benzeyen diyaloglardaki argo kullanımı günlük hayatı yakalamaya yaramaktan çok bir süre sonra karakterlerin ağzında yapay sözcük öbeklerine dönüşüyor. Bu ‘özenti’ havanın üstüne oyuncu performanslarının da pek iç açıcı olduğunu söylemek zor. 

Emma Roberts pek performans gerektirmeyen bir rolde fena bir iş çıkarmıyor aslında. Ama Jack Kilmer ve Nat Wolff ikilisinin yeteneksizlikleri ve sıradan yüzleri filmi yer yer tökezler duruma getiriyor. Ara ara görünüp kaybolan  James Franco ise öğretmen rolünde pek bir katkı sağlayamıyor filme. Üvey baba rolündeki Val Kilmer’ın filmde ne aradığı ise merak konusu. 

Kısacası Coppola, ailevi sorunlar, cinselliğe adım atış, partiler, bekaret, alkol, lise ergenliği  gibi aynı potada resmetmeye çalıştığı konuları ancak bir yere kadar farklı ve sinemasal açıdan ilgi çekici bir şekilde sunabiliyor. Başarıya ulaştırdığı en önemli iki unsur, atmosfer yaratımı ve 90 dakikayı aşkın süre içinde fazla dağılmayan, kendi içinde tutarlı bir anlatım tutturması sadece.  Yani yazının girişinde de dediğimiz gibi “Palo Alto” sıkılmadan izlenen ve oyalayıcı bir film ama genel olarak karton karakterlere sahip ve ‘derinlik’ adına bekleneni veremiyor. Gia Coppola’nın ilk senaryo/yönetmenlik denemesi özelliksiz ve sıradan bir gençlik filminin varlığıyla sonuçlanıyor nihayetinde.