15.06.2018

Patrick Melrose: Nesiller Boyu Süren Bir Zehir

Beş Bölümlük Bir Dizi

Modern sanatların zirvesi konumunda olan sinema, sürekli değişen, ilerlemeci tavrıyla da koltuğunu daha uzun yıllar terk edecek gibi durmuyor. Sinema zamanla daha fazla konuyu bünyesine katmakla, daha farklı kamera açılarıyla çekilen filmlere geçmekle kalmadı sadece. Daha farklı film sürelerine de geçti. Ortalama seksen dakikanın ideal bir film süresi olarak tanımlandığı devirden, yüz dakikalık filmlerin bile süre olarak kısa bulunduğu bir evreye geçiş yaptı. Daha büyük bütçeler, yükselen Netflix tarzı şirketler, sinemanın hanesine bazılarına göre artı bazılarına göre eksi değer olarak geçti.

Bu farklı film sürelerinin son ve en önemli katkısı ise Mini Dizi olarak adlandırdığımız yapımlar oldu. Bir sinema filminin sadece iki saat sürüp bittiği yapımlar yerine izleyici biraz daha farklı tatlara yönelir hale geldi zamanla. Bu noktada dizi sektörünün uzun yapımları ve sinemanın iki saatin sonunda biten ve uzun bir zamana yayılamayan heyecanı, yeni bir türün doğuşuna yol açtı. Çoğunlukla tek sezondan oluşan veya birden fazla sezondan oluşuyorsa da çok ufak miktarlarda bölümlerden oluşan mini diziler ortaya çıktı. Bu türün en dikkate değer yapımlarından olan ve yayınlanan beşinci ve son bölümüyle final yapan Patrick Melrose dizisinden herkese merhaba.

Benedict Cumberbatch Oyunculuğunun Zirvesinde

Edward StAubyn‘in aynı isimli roman serisinden uyarlanan yapımın önemli başrolünü, bir başka mini dizi olan Sherlock’daki görkemli oyunculuğuyla göze çarpan Benedict Cumberbatch üstleniyor. Patrick Melrose rolüyle kendi oyunculuğunun şu ana kadarki zirvelerini gören Cumberbatch, rolünün karmaşıklığı ve zorluğunu, “Canlandırdığım en zor karakter, en zor işim.” diyerek ifade etmişti zaten. İşin altından kalkmanın ötesinde bir seyir zevki sunduğunu belirtmeden geçmemek gerek.

Var olan karakterlerin her birinin ayrı bir düzeyde zorluğu ve çarpıcılığının olduğu yapımda Hugo Weaving (David Melrose), Jennifer Jason Leigh’in (Eleanor Melrose) oyunculuklarını da şöyle bir anıp, bu sefer biraz daha beklenmedik bir isme odaklanalım. Bu üç büyük isimden gelen şahane üç karakter tasviri dışında, dizi bize bir de yükselen bir yetenek vadediyor. Patrick Melrose’un çocukluğunu canlandıran Sebastian Maltz, beklenti standartlarını bir hayli aşıyor diyebiliriz. Anlatılan karakterin kompleksli oluşunun yanı sıra bu karakterin travma yaşadığı dönemi canlandıran Sebastian Maltz tüm övgüleri hak ediyor diyebiliriz.

Kronolojik Bir Sıra Gözetmez

Kronolojik bir sıra gözetmeden, Patrick Melrose’un hayatını anıları üzerinden yansıtmayı seçen yapım, uyuşturucu bağımlısı, zengin ve ilişkisine sadık olmayan bir karakter profili çizerek start veriyor. Henüz ilk sahnede babasının ölüm haberini alan Patrick Melrose, umursamaz gibi duran ama aslında sevinç ve gerçekleştirilme ihtimali kalmayan katharsisten dolayı yarı pişman bir ifade takınıyor. Babasından çıkaramadığı öfkeyi, küllerinden çıkarmayı hedefleyen Melrose, uyuşturucunun etkisinde, öfke ve geçmiş yaralarla dolu bir karakter izlenimi bırakarak veda eder. İkinci bölüm ise bambaşka bir yerden, travmanın başlangıcına sebep olan olaydan başlar.

Dizinin anlatım tarzı olarak kronolojik bir sıra gütmemesi bazı izleyicilerini şaşırtmış, hatta kafalarında cevaplanmamış birçok soru bırakmış olsa da, dizinin asıl derdine dair söylemek istediği ve söyleyebileceği her şeyi söylediğini belirtmekte yarar var.

Asıl Zehrini Finale Saklıyor

Hugo Weaving‘in canlandırdığı David Melrose karakteri, ürkütücü olan, çocuk yetiştirmeye dair belli başlı katı anlayışlara sahip, kendi eşiyle olan ilişkisine baktığımızda ise sadist olarak bile ifade edebileceğimiz bir karakter. Nitekim ilk bölümde buna dair ipuçları verilirken, ikinci bölümde bu açık bir şekilde gözler önüne seriliyor. Kendi çocuğunu cinsel olarak istismar etmesi ve bunu yaparken bu durum çocuğunda bağlanma sorunları yaratacağı için ona iyilik ettiğini düşündüğü sahne, ikinci bölümün en çarpıcı sahnesiydi. Belki de tüm dizinin en vurucu anıydı. Aynı bölümdeki üstü tahtayla kaplı kuyunun üstündeki tahtaya çıkıp zıplaması ve bir tür intihar denemeleri içinde olması ise, Patrick Melrose’un içinde bulunduğu ruh halini anlamamıza katkıda bulunan bir diğer nokta. Cinsel istismarın onu ne kadar yaraladığını ifade eder nitelikte bir incelikle yaratılmıştı o sahne. Bir baba figürü üzerinden, adım adım tüm geleceği çizilen, tüm hayatı alt üst edilen bir karakter işleniyordu.

Bu iki bölümü daha umut dolu bir üçüncü bölüm takip ederken dizi asıl zehrini finaline doğru sahneliyordu. Yazının başlığında yer alan “Nesiller boyu süren zehir” cümlesinin sarf edildiği ve anlam bulduğu bölümler. Patrick Melrose artık tedavi sürecinde bir karakter bu bölümlerde. Maruz kaldığı cinsel istismarın kendisine verdiği zararı aşık olarak atlatmaya çalışmaktadır. Asıl hedefi ise sahip olduğu iki çocuğu kendi yetişme tarzından farklı bir biçimde yetiştirip, babasından edindiği, hiçbir şeyden memnun olmayan, sürekli şikâyet eden karakterinin çocuklarına geçmemesi. Patrick Melrose’un nesiller boyu süren zehir olarak tanımladığı kısım burası işte. Hayattan hiçbir zaman memnun olmamasını sağlayan bu huyu.

Mini Dizi Ekolünün En Başarılı Temsillerinden

Dizinin çarpıcı ve dikkat çeken bir diğer noktası ise, karakterimizin annesiyle olan ilişkisi. Babasıyla zaten sorunlu bir ilişkiye sahip olan ve ondan nefret eden Patrick Melrose’un aynı sorunlu ilişkinin bir başka türünü annesiyle yaşadığına şahit oluyorduk yavaş yavaş.

Patrick Melrose, sadece beş bölümden oluşması ve dünyanın bir türlü kabuk tutamayan sürekli deşilen yarası konumundaki cinsel istismara dair cesur tavrı, parçalanan aile ilişkilerine dair doyurucu bir tablo sunması ve bir kere kırılan bir kişiliğin yeniden oluşumunun zorluğunu anlatmadaki başarısı ile mini dizi ekolünün en başarılı temsillerinden biri. Şu sıcak yaz günlerinde sadece bir hafta sonunuzu hatta modunuza göre sadece bir gününüzü alacak, şahane bir yapım.