17.08.2022

Pera Sohbet: Ceylan Özgün Özçelik

Ceylan Özgün Özçelik ile “Cadı Üçlemesi 15+” Röportajı

Hafızamıza hapsettiklerimizi dökebilmenin, başkaldırmanın, paylaşmanın, şiddeti kusarak iyileşmenin filmlerini yapıyorum

Son yıllarda ülkemizde belgesel sinemaya dair üretilen nitelikli yapımlarla festivaller dışında da daha sık karşılaşırken bu türe dair filmlerin seyirci tarafından da sahiplenildiğine şahit oluyoruz. Ceylan Özgün Özçelik’in kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddete dair farklı biçimlerde, zamansız ve mekânsız şifa hikâyeleri anlatan üçlemesinin ikinci filmi olan Cadı Üçlemesi 15+ da onlardan biri olarak dünya prömiyerini yaptığı 41. İstanbul Film Festivali’nin hemen ardından MUBI Türkiye’de seyirciyle buluştu. O filme dair değerlendirmemi okumak isterseniz buradan ulaşabilirsiniz. Kendilerine şiddet uygulayan kocalarını öldürmüş Aylin Işık ve Havva Zor’un öyküsünü ekrana taşıyan Cadı Üçlemesi 15+, acı fakat gerçek bir Türkiye gerçekliğine dikkat çekmekle kalmayıp tüm duygularını seyircisiyle cömertçe paylaşıyor. Filmde, cezaevinden gönderdikleri mektupları ile yaşadıkları süreci, duyguları ve hayallerini anlatan iki kadının mektuplarına döktükleri ses ise Hare Sürel ve Gülçin Kültür Şahin oluyor.

Bu girişi yaptıktan sonra sizi film üzerine yaptığım röportajla baş başa bırakmak istiyorum. Filmin yönetmeni Ceylan Özgün Özçelik ile gerçekleştirdiğim bu röportajda filmi, hikayesi, çekimleri, gelecek hedefleri ve merak ettiğim başka pek çok konuyu konuşma fırsatı buldum. Keyifli okumalar.

Belgeselde kurulan bağ ömürlük oluyor

Cadı Üçlemesi’nin ikinci halkası olan 15+, 41. İstanbul Film Festivali’ndeki dünya prömiyerinin ardından MUBI Türkiye’de seyirciyle buluştu. Danışman avukat ve psikolog rehberliğinde mahkeme dosyaları okuyup duruşmalarda bulundunuz ve uğradıkları sistematik şiddete karşı evli oldukları adamları meşru müdafaayla öldürmüş kadınları cezaevlerinde ziyaret ettiniz. Belgesel sinemanın bu yoğun araştırma sürecinin öncesi ve sonrasında ruh halinizin değişimi nasıl oldu?

Ağır bir süreç… Etkisi hiç geçmiyor. Çünkü belgeselde kurulan bağ ömürlük oluyor. Aylin’le, Havva’yla ve çocuklarla iletişimin sürekliliği için bir şekilde akıl sağlığımı korumam, melankoliye sürüklenmemem gerekiyor. Böyle filmlerde, sürece profesyonel yardım almadan başlamak ve devam etmek hata. Her gün artık dayanamayacağımı düşündüğüm anlar oldu. Gerçekle bu kadar can yakıcı biçimde temas etmek hepimiz için zorlayıcı. Ama görünmeyeni görünür kılmanın verdiği bir huzur hep var. Her adımı zıtlıklarla dolu ve yoğun… Film bittikten sonra da bu duygular devam ediyor. Çocukken yaşadığım istismar tetiklendiği için de zorlanıyorum.

En temel sorun hayal gücü… Hayal kurmaktan vazgeçtik sanki

Bazı hikâyeler bulunduğu ülkenin gerçekliğinden kendisini var eder. 15+’nın hikayesi de Türkiye’nin her daim göz ardı edilen sorunların biri olan kadına yönelik şiddet gerçekliğinden hikayesini var ediyor. Toplumun sorunlarına sinema sanatı aracılığıyla değinen bir hikaye anlatıcısı ve yönetmen olarak Türkiye’de yaşamak, üretim potansiyelinizi nasıl etkiliyor?

Türkiye’de yaşamak sinema yapmayı zorlaştırıyor. Üreten kişinin yalnızca estetik kaygılara odaklanması bu ülkede kocaman bir lüks! Sansür, maddi kaynak yetersizliği, sinemacılar arasında ihtiyaç duyulan dayanışmanın olmayışı, çalışma koşulları, sinemada eleştirinin ölümü… Her şey üretimi etkiliyor. En temel sorun hayal gücü… Hayal kurmaktan vazgeçtik sanki. Dünya kurarken yeterince cesur olamıyoruz. Yeniyi ve farklıyı aramaktan korkuyoruz. Biçim denemelerine de pek açık değiliz. Halen taşradaki orta yaş erkeğin varoluş tasalarını “işleyen” onlarca film yapılıyor bu ülkede. Dünya dil arayışında alıp başını gitmişken böyle zengin bir coğrafyada on yıldır aynı ezber alanlarda sıkışıp kaldık. Gerçi bir politik-western ya da müzikal-bilimkurgu yapmayı hayal etsek ne olacak, ülkede bir sinema endüstrisi mi var? Gereken maddi kaynaklar nasıl oluşacak da bu hayaller gerçekleşecek? Gerçekleştiğinde kaç dağıtımcı bu filmlere inanıp salonlarda seyirciyle buluşturacak? Diyelim buluşturdu, filme koşacak büyük kitleler mi var? Ama böyle düşünürsek adım atamayız. Bu sebeple bir film yapabilmek için birlikte film yaptığınız kişilere inanmak ve tutunmak gerekiyor. Fikirsel ve maddi özgürlük alanı gerekiyor. Mesleğimiz hobiymiş gibi davranılıyor sektörümüzde. Çok enteresan… Filmlerimizi her yerde ücretsiz gösterelim, ücretsiz seminerler verelim, ücretsiz etkinlikler düzenleyelim isteniyor. Dijital platformlar da filmlerimizi neredeyse bedava göstermeyi öneriyor. Oyuncuların ve ekibin kaşeleri, teknik ekipman, mekan kiraları, yemekler, ulaşımlar, dolar arttıkça çılgına dönen hard disklere kadar bir filmin yapımı için gereken milyonları kim ödesin isteriz, uzaylılar mı? İlk filminin borçlarını beş yılda kapatabilen yönetmen ve yapımcı ikinci filmini nasıl yapabilsin, nasıl devam etsin mesleğine, hangi motivasyonla, hangi parayla? Bu sorular yanıtsız kalıyor. Yanıtsız kalmasaydı, daha sık film çekebilirdim kendi adıma. Sistem mesleğinizi yapmanızın önünde engel!

15+’nın hazırlık, çekim ve post prodüksiyon süreci ne kadar sürede gerçekleşti?

Araştırma süreci 2018’in Eylül ayından itibaren yoğunlaştı. Öz savunma hakkını kullanmış kadınların dava dosyalarını, adli tıp raporlarını ve haklarında yapılmış haberleri okudum. Kendisini bu konuya adamış avukatlarla bir araya geldim. Duruşmalara katıldım. Farklı şehirlerde cezaevindeki kadınları ziyaret ettim. Aylin ve Havva’yla devam edeceğimiz kesinleşince çekimleri yapacağımız yerleri fotoğrafladım, test videolar kaydettim. Bu süreçte filmin görsel-işitsel dilini kurdum. Görüntü yönetmenim Gözde Koyuncu’yla anlatıyı zenginleştirmek için ön çalışmalar yaptık. 2019’un Kasım ve Aralık aylarında dört şehirdeki çekimlerimizi, 2020’nin Haziran ayında ses kayıtlarını tamamladık. Post prodüksiyon aşaması bir buçuk yıl sürdü.

Yargı, neden kadınlar kendini koruduğunda öz savunma diyemiyor ve yakacak bir cadı arıyor?

Kendilerine şiddet uygulayan kocalarını öldürmüş Aylin Işık ve Havva Zor’un yaşadıklarını izliyor ve dinliyoruz. Film için özellikle Aylin ve Havva’nın hikayesini anlatma motivasyonunda sizi en çok etkileyen noktalar ne oldu?

Dünya çapında yapılan çalışmalar, “kasten öldürme” suçu özelinde kadınların suçu yönelttiği kişinin yüksek oranda eşleri veya ailenin başka bir erkek üyesi olduğunu söylüyor. Türkiye’deki kadın “suçlu”larda aile içi şiddet ve çocuğunu koruma saiki çok etkili. Birleşmiş Milletler’in 2018 tarihli araştırma sonucuna göre; kadınlar için en tehlikeli yer evleri. Öz savunma temel bir hak. Ama öz savunma hakkını kullanan kadınlar çoğunlukla “suçlu” bulunuyor. Belgesele bu sorularla başladım: Kadınlar için öldürmek nasıl ve ne zaman tek seçenek oluyor? Yargı, neden kadınlar kendini koruduğunda öz savunma diyemiyor ve yakacak bir cadı arıyor?

Kendisine şiddet uygulayan erkeklere karşı öz savunma hakkını kullanan kadınlarla cezaevlerinde bir araya geldim. Uzun sohbetler ettik. Niyetim bir seçim yapmak değildi. Hayatını bizimle ve seyirciyle paylaşmayı isteyen kadınlar arıyordum. Aylin ve Havva’yla henüz ilk buluşmada karşılıklı içimizi döktük, zamanla daha özel bir ilişki kurduk. Ayrıksı karakterlerinden büyülendim! Belgeselin yolculuğuna birlikte çıkmaya karar verdik. Aylin’i ilk olarak istinaftan önce Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde ziyaret etmiştim. Ömrümde kendini bu kadar güzel ifade eden başka birini görmedim. Aylin’i sonsuza kadar dinleyebilirsiniz. Havva’yı tutuklu bulunduğu İskenderun Cezaevi’nde ziyaret etmeden önce karar duruşmasına gitmiştim. “Ben onu o gece öldürmeseydim, o bizi öldürecekti. Kendinizi benim yerime koyun” dedi hâkime. Havva’nın bunu söyleyebilmesi başlı başına bir mücadeleydi. Cezaevinde görüş odasına girdiğim anda kırk yıldır tanışıyormuşuz gibi konuşmaya başladık. Havva baş döndürücü biri! Aynı anda ağlıyor, ağlatıyor, gülüyor, güldürüyor.

Aylin ve Havva’nın yüzlerini görememek bir tercih değil, mecburiyetti

Belgeselin tüm hikayesi Aylin ve Havva’nın yazdıkları mektuplar aracılığıyla oluştu. Bir anlamda kendi filmlerinin de senaryosunu yazdılar. Bu süreç sizin nasıl bir deneyim oldu? İletişim kurma noktasında hangi zorluklarla karşılaştınız?

Mesleği yapmıyor olsam da İstanbul Barosu’na kayıtlı bir avukat olduğum için Aylin ve Havva’yı sorunsuzca ziyaret edebildim. Ancak çekim aşamasında karşımıza çıkan engelleri aşamadık. Görüş odalarına kamerayla girmek istiyordum. Ben sorular soracaktım, Aylin ve Havva direkt kameraya, seyirciye anlatacaktı. Duygularını görecek, duyacak, hissedecektik. Cezaevinde kamerayla kayıt yapabilmek için T. C. Adalet Bakanlığı’na başvurduk. Başvurumuz reddedildi. Yeniden, bu kez sadece ses kaydı alabilmek için başvurduk. Başvurumuz yine reddedildi. Kayıt yapmamın yolu tamamen kapatıldığı için sorularımı mektupla ulaştırdım. Aylin ve Havva, içlerini sayfalara döktüler. Bu anlamda Aylin ve Havva’nın yüzlerini görememek bir tercih değil, mecburiyetti.

Yapımcınız Armağan Lale ve kamera arkası diğer ekip üyeleriyle de daha önceki projelerinizden bu yana çalışıyorsunuz. Hiç kuşku yok ki bu durumun pek çok avantajı bulunuyor. Bu birlik ve beraberliğin size ne tür katkıları oluyor?

Sinema yapmaya devam etme gücü veriyor. Armağan Lale, yedi yıldır yol arkadaşım. Her adımımıza birlikte karar veriyoruz. Yorumlarına sonsuz saygım var. Ekip kurarken de ortak dil kurabildiğimiz, yeteneklerine hayran olduğum insanlarla çalışmaya gayret ediyorum, onlar benimle çalışmayı istediği sürece: Ekin Fil, Selda Taşkın, Arzu Volkan, Gözde Koyuncu, Zeynep Seçil, Dilde Mahalli

Perdeye isyanı aktarabilmek temel derdimdi

Aylin ve Havva’nın mektuplarına döktüğü duyguları aktarırken anlatımın gerilimden deneysele türler arasında dolaşan yapısı, belgesele seviye atlatıyor. Bu noktada zihinlerdeki imgelerin ekrandaki görüntüsü, düzgün diksiyon ve yerinde tonlamalar da seyircinin hikayeyle bağ kurmasına yardımcı oluyor. Görüntü, kurgu ve ses tasarımına karar verip uygulama süreci nasıl gerçekleşti? İçinde çeşitli riskler de barındıran bu seçimi avantaja nasıl çevirdiniz?

Dert edindiğim temaları; tür sinemasının vaat ettiği sınırsız oyun alanında kurcalamak evet riskli ama tam da bu yüzden özgürleştirici. Görsel-işitsel denemeler yapmak içeriği bambaşka noktalardan dönüştürüyor. Filmin diline dair tercihlerimi çekimlerden önce tasarladım. Netleşemeyen hayalet imgeler, yerini rengârenk somut anlara bırakacaktı. Yoğun ses bandının ve özgün elektronik müziklerin belgeselin gel-gitli yapısında etkin, yer yer baskın bir rolü olacaktı. Renk paleti kadınların paylaştığı anılara göre değişkenlik gösterecekti. 15+ öncelikle isyanın filmi. Perdeye isyanı aktarabilmek temel derdimdi. Kamera Aylin ve Havva oldu, onların gözünden çekimlere ağırlık verdim. Seyircinin, iki kadının zihninde hissedebilmesi, her bir planın hafızada canlanan bir anıya dönüşmesi elzemdi. Kurguda, değişken ruh hallerini yansıtabilmek için farklı planların üst üste gelerek tek bir imge oluşturduğu bir görsel dil inşa ettim. Çekimleri tamamlayıp post prodüksiyona başlayacağımız sırada pandemi hayatı durdurdu. Kurgucumuz Arzu Volkan, Roma’da yaşıyordu. İkimiz de şehrimizden çıkamıyorduk. Arzu’yla başlamadan önce kurguda çeşitli yapısal denemeler çalıştım. Bu denemeleri Arzu’yla paylaştım. Sonrasında Aylin ve Havva’nın anılarını iç içe geçirdiğimiz, onlarla birlikte o sokaklarda dolaştığımız, onların düşlerine ortak olup, kâbuslarını paylaştığımız bir yapı kurduk. Neredeyse her gün birbirimize bağlandık. Arzu bir yıl boyunca kendini bu filme adadı. Olağanüstü bir kurgucu!

15+, Aylin’in ve Havva’nın seyirciyle sohbet ettiği, içlerini döktüğü bir film

Aylin ve Havva’nın cezaevinden gönderdikleri mektuplara döktükleri hikayeleri seslendiren Hare Sürel ve Gülçin Kültür Şahin muhteşem bir performans gösteriyor. Oyunculuklarını her ne kadar göremesek de tonlama ve vurgulardaki başarının yanı sıra duygularını yansıtma şekilleri de seyirciyi derinden sarsan bir etkiye sahip. Oyuncu yönetimi konusunda kendileriyle nasıl bir çalışma gerçekleştirdiniz?

Pandemi koşullarında cezaevlerinde görüşlerin durdurulmasına karar verildiği için Hare ve Gülçin’in, Aylin ve Havva’yla bir araya gelmesi mümkün değildi. Seslerini duymalarını sağlayabilirdim. Ancak Hare ve Gülçin’le gerçek sesleri duymamalarının daha sağlıklı olacağını, aksi halde ana eksenden çıkabileceğimizi düşündük. Önemli olan seslerinin benzemesi değildi. Onlarla önce dava dosyalarını paylaştım. Cezaevi ziyaretlerimin notlarını tutuyordum, günlük gibi… Bu notları da paylaştım. Hare’yle Aylin’i, Gülçin’le Havva’yı uzun uzun konuştuk. Nihayetinde mektuplarda cevapların yerleriyle oynayarak Aylin’in metnini ve Havva’nın metnini çıkarttım. 15+, Aylin’in ve Havva’nın seyirciyle sohbet ettiği, içlerini döktüğü bir film. Metinleri bir üst ses gibi okumayacaktık. Niyetimiz Aylin ve Havva’yı seslendirmek değil, sesleri olmaktı. Hare ve Gülçin’le sesleri baştan sona tek seferde kaydettik.

Hayal kurmanın gücüne, biçimsel denemelere, estetik kaygılara, atmosfere ve sinemanın bir tasarım olduğuna inanıyorum

Filme dair yaptığım değerlendirmemde belirttiğim bir nokta vardı. Sorunlardan kaçan değil üstüne giden, üretim tarzınızla sinemamızda farklı bir yer edinen ve en önemlisi de politik bir düzlem üzerinde yer almaktan hiçbir zaman çekinmeyen bir kişiliğe sahipsiniz. Bu anlamda sinema dilinizi tam olarak inşa ettiğinizi düşünüyor musunuz? Ceylan Özgün Özçelik tarzı, gelecek yıllarda sinemamızda nerede olacak?

Hafızamıza hapsettiklerimizi dökebilmenin, başkaldırmanın, paylaşmanın, şiddeti kusarak iyileşmenin filmlerini yapıyorum. Hayal kurmanın gücüne, biçimsel denemelere, estetik kaygılara, atmosfere ve sinemanın bir tasarım olduğuna inanıyorum. Bu inancımı yansıtan, risk alan, cüret eden, mekân – hafıza – şiddet ilişkisine kafa yoran filmler yapmaya çalışıyorum. Germaine Dulac’tan Jane Arden’a, Bilge Olgaç’tan Janie Geiser’e sayısız sinemacıdan ilham alıyorum. Gelecek yıllarda genç bir sinemacı kadına ilham olabilmek benim için fazlasıyla yeterli.

Türkiye’de uzun metraj filmlerde dahi fon bulma süreçleri yönetmenleri zorlarken belgesel ve kısa filmlerin fon bulma süreçleri çok daha çetin olabiliyor. Cadı Üçlemesi 15+’nın yolculuğunda özellikle ekonomik anlamda yaşadığınız zorluklar oldu mu?

Belgesel sinemanın hakkıyla yapılabilmesi için T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı desteklerinin acil iyileşmeye ihtiyacı var. Yanı sıra yeni destek ve teşvik modellerinin oluşması gerekiyor. 15+ için aldığımız belgesel fonları, bütçenin dörtte birini ancak karşılıyordu. Yapımcım Armağan, filmin pandemiyi de kapsayan ve yıllar süren yapım yolculuğuyla eş zamanlı bir destek süreci inşa etti. Belgeseli, bu katkılarla tamamlayabildik. Bir parçası olan herkese tekrar teşekkürler.

Cadı Üçlemesi’nin son halkası olan 18+ şu an hangi aşamada? Bunun yanı sıra başka projeleriniz de mevcut mu?

18+ gerçeküstü bir kara komedi. Pahalı bir film. Gereken maddi koşullar oluşunca sete çıkacağız. iPhone 13 Pro Max’le çektiğimiz, bir süredir kurgusunda olduğum bir uzun metraj belgeselim var. Bu belgesel, Cadı Üçlemesi’nin son filmi 18+’dan önce çıkacak.

Bu güzel cevaplar için çok teşekkürler…

Ben teşekkür ederim!

Sevgiyle.