09.11.2021

Pera Sohbet: Selman Nacar

“İki Şafak Arasında” Röportaj: Selman Nacar 

“Gerçek Hayatta Hukuk İdealize Edildiği Gibi İşlemiyor”

Film festivalleriyle birlikte sinemamızın en yeni yapımlarını izleme şansını bulabiliyoruz. Onlardan biri olan Selman Nacar’ın İki Şafak Arasında filmini de kısa süre önce gerçekleştirilen 9. Boğaziçi Film Festivali’nde izleme şansını bulmuştum. Dünya prömiyerini 69. San Sebastian Film Festivali’nin “New Directors” bölümünde yapan; oyuncu kadrosunda Mücahit Koçak, Nezaket Erden, Burcu Gölgedar, Ünal Silver, Bedir Bedir ve Erdem Şenocak’ın yer aldığı film, 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde üç ödülün sahibi olmuştu. Fabrikalarında bir işçinin yaralanmasının ardından Kadir’in yaşadıklarını anlatan film; hayalleri, ailesi ve yaralanan işçinin eşini etkileyecek ahlaki bir ikilem içinde kalmasını derin sorgulamalarla işliyor.

Filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaristi olan Selman Nacar ile gerçekleştirdiğim bu röportajda filmi, hikâyesi, çekimleri, gelecek hedefleri ve merak ettiğim başka noktaları da konuşma fırsatı buldum. Keyifli okumalar.

İki Şafak Arasında ile uzun metraj yolculuğunuza başladınız. Öncelikle filmin hikâyesinin nasıl ortaya çıktığından bahsedelim isterseniz. İlk mezun olduğunuz hukuk fakültesinin hikâyenin şekillenmesinde bir rolü oldu mu?

Genelde karakterlerden yola çıkarak senaryo yazıyorum. Arada olan insandır derler. Bir labirente girip, gittikçe bir çıkmaza doğru sıkışarak ilerleyen bir karakter hayal ediyordum. Aynı zamanda çok kısa bir zaman diliminde insanların tepkilerinin nasıl değiştiğini gözlemlemek de istiyordum. Ayrıca hukuk fakültesinde okuduğum yıllardan beri hukuk, etik, ahlak gibi meselelerin üzerine düşünüyordum. İki Şafak Arasında tüm bunları kapsayıcı bir hikâye sundu bana.

Filmin yazım, hazırlık, çekim ve post prodüksiyonu ne kadar sürede tamamlandı? Pandeminin olumsuz etkilerini bu aşamaların bir kısmında hissettiniz sanırım.

Çok uzun süredir düşündüğüm bir hikâyeydi ama yazma süreci hızlı gelişti. Bazı hikâyeler yıllarca tamamlanmıyor, bazıları ise akıyor. İki Şafak Arasında’yı yazdıktan yaklaşık 6 ay sonra da sete girdik. O yüzden ön hazırlık süreci çok yoğundu. 4 haftalık bir sürede çektik. Post prodüksiyon ise 1 yıldan daha uzun sürdü. Film bir ortak yapım olduğu için farklı ülkelerde çalışmamız gerekiyordu ancak pandemiden dolayı bazı kısıtlamalardan etkilendik. Özetle senaryoyu yazdıktan 2-2,5 yıl sonra film seyirciyle buluştu diyebilirim.

Genç yönetmenler için ilk uzun metrajlarını çekmek özellikle maddi açıdan epey zorlayıcı olabiliyor. Bu noktada bulunan güçlü fonlar ve yapımcılar da yönetmenin elini kolaylaştırıyor. Fon bulma süreci tecrübelerinizi paylaşabilir misiniz?

Biz filmi yapmaya karar verdiğimizde elimizde hiç fon yoktu. Tamamen bağımsız bir projeydi. Elimizde Romanya’dan kazandığımız bir ödül ve Türkiye’den bulduğumuz özel yatırım dışında bir şey yoktu. Filmi çektikten sonra ilk önce Fransa’nın CNC post prodüksiyon fonunu almaya hak kazandık. Sonra San Sebastian FF WIP’de büyük ödülleri aldık. Filmdeki gördüğünüz logoların neredeyse hepsi bu süre zarfında filme eklenmiş oldular. Büyük bir risk aldık, film post prodüksiyon sürecinde parasızlıktan ortada da kalabilirdi. Her filmin yolculuğu ayrı oluyor.

Filmin ana omurgası bir fabrikada yaşanan iş kazası ve sonraki yaşananlar üzerine kurulu. Ülkemizde her yıl yaşanan ve büyük ihmalkarlıklar sonucunda yüzlerce işçinin hayatını kaybetmesine yol açan iş kazalarından yola çıkarak bir film çekmenin size yüklediği sorumluluklar oldu mu?

Hukuk geçmişim olduğu için meseleye en iyi bildiğim bu alandan yaklaşmaya çalıştım. İş Hukuku üzerine gerek öğrencilik yıllarımda gerek sonra çok kitap okudum. Her ne kadar yasalar ideal bir dünya çizmeye çalışsa da gerçek hayatta hukuk maalesef idealize edildiği gibi işlemiyor. Biraz bu gerilim, bu farklılık ve adalet duygusu üzerine eğilmek istedim. Biz politikacı veya akademisyen değiliz, bu yüzden de bu film bir manifesto veya tez değil. Ama umarım bu alana dair bir katkı sunabilir, yönetmen olarak isteğim bu.

Filmin hatırı sayılır bir kısmı da fabrikada geçiyor. Fabrikadaki çekimleri yapmak için gerekli izinleri almak konusunda zorluk yaşadınız mı?

Uşak’ta Yılanların Öcü’nden sonra hiç film çekilmediği için herkes çok heyecanlıydı ve çok yardımcı oldu. İzinler konusunda da genelde problem yaşamadık. Şehirden çok destek gördük.

Film, adından da anlaşılacağı üzere tüm hikâyesini iki şafak arasına (24 saat) sığdırıyor. Buna rağmen kısa denebilecek süresi de düşünüldüğünde olay örgüsünde en ufak bir aceleye gelmeyi hissetmiyoruz ve usul usul akıyor. Bu başarının altında neler yatıyor?

Filmlerde zaman atlaması yapabilmek için bir noktayı gösterip sonra olay örgüsünde başka bir noktaya geçilir doğal olarak. Ben de bunun tam tersini yapmak istedim: O iki nokta arasındaki süreci seyirciye hissettirmek… O yüzden Kadir’le birlikte tüm olayları tek tek yaşadığımız ama nereye doğru sürüklendiğimizi de bilmediğimiz bir yapı tasarladım. Bir labirent gibi düşündüm bunu.

Filmin hikâyesini işveren tarafından anlatmayı tercih etmişsiniz. Bu da sistemin içindeki çürüklerin nasıl gerçekleşip örtbas edilmeye çalışıldığını gözler önüne seriyor. Anlatımı tam tersi bir şekilde yapmış olsaydınız aynı vurucu anlatımı verebilir miydiniz?

Bunu bilemem tabii. Ama bahsettiğin daha önce çok gördüğümüz bir yaklaşım. Çok da güzel örnekleri var. Ancak didaktik olma riski barındırıyor. Bir de ancak böyle bir anlatıyla çürümüş bir sistemi daha iyi resmedilebilir diye düşündüm. Özetle bahsettiğiniz şekliyle bambaşka bir film olurdu, vurucu veya değil…

Film yapısı itibarıyla yoğun diyaloglarıyla öne çıkıyor. İlk uzun metrajınızda diyalogların bu derece etkin olduğu bir hikâye anlatmak sizin için nasıl bir deneyimdi?

Diyalog yazmayı seviyorum. Hayatta da çok dinleyen biriyim. O yüzden arkadaşlarım bana birçok meselesini anlatır. Benim de bol bol gözlem yapma imkânım olur. Diyalogları yazınca sesli bir şekilde okurum, defalarca. Tekrar tekrar düzeltirim. Sonra prova sürecinde oyuncuları gözlemlerim. Onların ağzına oturmadığını düşündüğüm kelimeleri değiştiririm. Onların getirdiği ve bana heyecan veren durumları ve sözleri senaryoya işlerim. O yüzden benim için senaryo yaşayan bir organizma gibi.

Filmde Kadir’in babası “Ne hukukundan bahsediyorsun Kadir ya! Önemli olan ahlaktır” cümlesini kuruyor. Ahlak her zaman vicdanı rahatlamak için tek başına yeterli midir?

Şimdi burada, hukuk-kanun, ahlak, vicdan gibi terimler var. Mesela 18 yaşından önce yapıldığında suç olacak bir eylem olsun. 18 yaşına 5 dakika kala yaptınız ya da 5 dakika sonra yaptınız diyelim. Bu noktada kanunun dediği mi uygulanmalı? Bazen hukukun dediğini yapmak vicdanımızı tam olarak rahatlatmaz. Ama aksi bir uygulama da bir düzen getirtmekte zorlanabilir. Adalet duygusu tam olarak nasıl sağlanabilir? Bunların cevabını verebilecek bir konumda görmüyorum kendimi. Tabii ki kendi cevaplarım var ama bunları bildiğimi düşündüğüm bir konumdan değil anlamaya çalıştığım bir yerden filmler yapıyorum.

İlk uzun metrajınızda “Şu noktayı daha iyi yapabilirdim” dediğiniz yerler oldu mu? Bu film size ne gibi tecrübeler kazandırdı?

Birçok şey var. İlk film bir okul gibi. Hem teknik olarak hem sürece dair o kadar çok şey öğreniyorsunuz ki… En önemlisi de buna açık olmak ve dinlemek diye düşünüyorum.

Röportajımızı ikinci uzun metrajınız “Tereddüt Çizgisi”nden bahsederek noktalayalım istersiniz. Film seyirciye ne anlatacak ve şu an proje hangi aşamada?

Bu filmde bazı hukuki ikilemleri daha da merkeze alıp bir ceza davasının son duruşması etrafında şekillendirdiğim bir hikâye. Senaryo uzun zamandır hazır. Oyuncu seçimi yapıyoruz. Tahminen de Mart 2022’de sete gireriz eğer her şey yolunda giderse. Muhtemelen 2023’te de seyirciyle buluşur.