21.09.2021

Pera Sohbet: Yasemin Demirci

Hepimiz Dünyanın Her Yanına Saçılmış Gibiyiz

2012 yılında tiyatro eğitimini yarıda bırakarak yönetmenlik yolculuğuna başlayan ve pek çok kısa filme imza atan Yasemin Demirci, bugünkü röportaj konuğum olacak. Geçtiğimiz yıldan bu yana festivalleri dolaşan İklim Değişimi filminin yanı sıra dünya prömiyerini Antalya’da yapmaya hazırlanan Gece Kuşağı isimli kısa metrajıyla da yeni bir maceraya başlayacak Yasemin Demirci ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdim. Başrolünde Nezaket Erden’in yer aldığı ve Diaspora Uluslararası Kısa Film Festivali’nde En İyi Film ödülüne layık görülen İklim Değişimi, üniversite eğitimini tamamlamak için Londra’ya giden İklim’in yaşadığı yabancılaşma hissini anlatıyor.

Filmin yönetmeni ve aynı zamanda senaristi olan Yasemin Demirci ile gerçekleştirdiğim bu keyifli röportajda filmi, hikayesi, çekimleri, gelecek hedefleri ve merak ettiğim başka noktaları da konuşma fırsatı buldum. Keyifli okumalar.

Film hakkında konuşmadan önce ilk olarak sizi tanıyalım. Kimdir Yasemin Demirci?

Ben 1992 yılında İstanbul’da doğdum. Üniversitede tiyatro bölümüne girdim fakat zaman ilerledikçe oyuncu olmak istemediğimi fark ettim. Başta bu farkındalık benim için karanlık bir dönemdi, çok uzun süre oyuncu olmak istediğimi zannediyordum ve bir anda boşluğa düştüm. Sonra kendimi biraz daha yakından tanıdım ve kamera önünden çok kamera arkasının beni heyecanlandırdığını fark ettim. Aslında elimde doğru adres varmış ama yanlış sokağa sapmışım. Sonraki süreç kolayca akıp gitti. Önce 2013 yılında Prague Film School’da, sonra 2017 yılında Kingston University of London’da sinema eğitimi aldım. Bu süreçte çeşitli kısa filmler çektim. 2019 yılında da Türkiye’ye geri döndüm.

 

Filmin yazım, hazırlık, çekim ve post prodüksiyon süreci ne kadar sürede tamamlandı?

Çok küçük bir ekip olarak çalıştık bu filmde. O yüzden sürecin hızlı gelişmediğini söyleyebilirim. Yazım, hazırlık ve çekim bir seneye yakın sürdü. Post prodüksiyon süreci de altı aya yakın bir sürede tamamlandı.

Filmin ortaya çıkış hikayesi nasıl gerçekleşti? Yurt dışında farklı ülkelerde bulunup 2017 yılında da İngiltere’ye taşındığınızı göz önüne aldığımızda filminizin otobiyografik özellikler taşıdığını söyleyebilir miyiz?

Otobiyografik demek pek doğru olmaz. İklim Değişimi, başta bir geri dönüş filmiydi ve ilk senaryosu yurt dışına üniversite okumak için giden bir kızın yıllar sonra ülkesine dönüşünü anlatıyordu. Fakat yurt dışında kaldığım süreçte çok fazla ülkesinden ayrılmış, adaptasyon sorunu yaşayan ve aidiyet duygusunu yitirmiş kişilerle karşılaştım. Sonra bu sancıyı hikayeleştirmenin benim için daha önemli olduğuna karar verdim. Filmde İklim’in yaşadıkları kronolojik bir şekilde olmasa da benim başıma gelen, yaşadığım şeylerdi. Otobiyografi demesek de anılarımdan alıntılar diyebiliriz. Benim şansım İklim kadar yalnız olmamamdı ama “Ya yalnız olsaydım?” diye çok sordum kendime.

Filminiz diaspora kavramını tam olarak karşılayan bir hikayeye sahip. Kendi yaşamınızı da göz önünde bulundurduğunuzda “diasporada olmak” sizin için ne ifade ediyor?

Diaspora kelimesinin kökeni saçılmak ve yayılmaktan geliyor yanlış hatırlamıyorsam. Bana da diaspora tam anlamıyla ruhun yayılması, etrafa saçılması gibi geliyor. Sanki her parçan dünyanın başka bir köşesinde seni bekliyor gibi, bütün olmaktan uzaklaşıyorsun. Aidiyet yok, ruhsal bir bütünlük yok. Biraz olumsuz konuşuyorum belki ama artık diaspora gibi bir kavram olduğunu da düşünmüyorum. Hepimiz dünyanın her yanına saçılmış gibiyiz. Belki de yeni ve ortak bir kültür oluşturmalıyız.

İklim Değişimi’ni yurt dışında çektiniz ve sizinle birlikte filmin yapımcılığını üstlenen isimlerden biri de Adrian Axel. Merak edenler için yurt dışında film çekmek, yapımcı ve fon bulma açısından bir yönetmeni nelerle karşılaştırıyor? Süreç hangi aşamalardan geçiyor?

Açıkçası yurt dışında olduğum süreç boyunca hep sinema öğrencisi olduğum için okullarımızın verdiği ekipman ve mekan desteklerinden yararlandık. Bunun dışında ekonomik bir desteğimiz yoktu ama çok yardım aldık. Sanırım biraz şanslıydık, projelerimize tutkuyla yaklaşmamız insanları bir şekilde cezbediyordu. Adrian da benim gibi bir sinema öğrencisiydi, aynı zamanda görüntü yönetmenim kendisi. Ben de aynı zamanda kurgu yapıyorum. Çoğu projemizi sinemacı arkadaşlarımızın ve okullarımızın desteğiyle, tüm çabamızı ortaya koyarak gerçekleştirdik. Biraz özgür kalmak istediğimiz için fon arayışına hiç girmedik, bunu sadece kısa filmde deneyimleyebilirdik. Tabii bütçesiz iş yapmanın da çok zorlu tarafları oluyor. Setten bir gün önce sabahlara kadar ekip için yemek, atıştırmalık hazırladığım zamanlar oldu ama bütçesiz olmak genç sinemacıların gözünü korkutmamalı, bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Filmde Nezaket Erden ve onun Londra’da yaşayan arkadaşı dışında diğer tüm oyuncular yabancı isimlerden oluşuyor. Bu durum sizin için nasıl bir tecrübe oldu? Oyuncu yönetimi konusunda nelere dikkat ettiniz ve zorlandığınız noktalar oldu mu?

Onların dışında filmde Elif Temuçin ve Kutay Kunt rol alıyorlar İklim’in yabancı ev arkadaşları olarak ama çoğu insan onların yabancı olup olmadığını sorgulamıyor bile, gerçekten çok başarılı performans sergilediler. Onun dışında oyuncularımın yabancı olması benim için çok bir fark yaratmıyor, çok uzun süre farklı ülkelerden oyuncularla çalıştım. Önemli olan samimi bir iletişim yakalayabilmek, hikaye üzerinden bir bağ kurabilmek. Ayrıca kısa da olsa bir tiyatro deneyimim olduğu ve çok fazla oyuncu arkadaşım olduğu için oyuncu yönetimi kendimi güvende hissettiğim alanlardan biri.

Üniversite eğitimini tamamlamak için Türkiye’den ayrılarak ona oldukça yabancı olan bir şehre, Londra’ya taşınan İklim’in zaman içinde çevresindekilerinin tavırları sonucundaki yalnızlaşmasını izliyoruz filmde. Bu durum ise günler geçtikçe içinden çıkılamaz bir hal alıyor. Filmin yazım sürecinde konuyu daha etkileyici verebilmek adına bu süreçleri yaşayanlarla yaptığınız görüşmeler oldu mu?

Yazım sürecinde böyle görüşmelere gerek kalmamıştı artık çünkü benzer durumlar yaşamış çok fazla insanla tanışıp sohbet etme şansım olmuştu öncesinde. Hep aklımdaydı anlattıkları, hissettikleri. Bu arada bu süreci aşıp huzurlu ve mutlu bir düzene geçmiş çok insan da tanıdım. Fakat onların da sürece ilk girişleri benzer duygular içeriyordu.

İklim’le derste iletişim kuran öğrencinin Türkiye’deki yaşam tarzı ve Türk kızları hakkındaki düşünceleri de diasporada olmanın verdiği duyguyu en ağır şekilde hissettiren sahnelerden. Sizin yurt dışında yaşadığınız süre boyunca tecrübe ettiğiniz bu tarz olaylar oldu mu?

Tabii, çok oldu ama bu konuda karşımdaki insanları suçlamamayı da öğrendim. Çoğumuz birçok kültüre oldukça yabancıyız ve çok uzak bir noktadan, tabir-i caizse kulaktan dolma bilgilerle bakıyoruz. Mesela ben bir sene Norveç’te yaşadım ve şu an insanların Norveç ve Norveç kültürüyle ilgili atıp tutmalarına çok gülüyorum. Yurt dışında bizim develere bindiğimizi düşünmelerinden çok da farkı yok.

Tiyatro kökenli bir oyuncu olan Nezaket Erden’in özellikle anksiyete anlarındaki performansı tiyatro-sinema oyunculuğu arasındaki o ince çizgide tam istenilen yerde duruyor. Başrol oyuncunuzla karakteri üzerinde nasıl bir çalışma süreci gerçekleştirdiniz?

Nezaket’i bu filmi daha yazmaya başladığım süreçte tanıyordum hatta karakter gözümde onunla bağdaşmıştı. Senaryo bitmeden de hikayenin üzerine konuşmaya başlamıştık. Nezaket’le de genelde sahnenin içeriği veya karakterin bize gösterdiği duygulardan çok karakterin bastırdığı duygular üzerine yoğunlaştık çalışma sürecinde. Bu da İklim’i daha kanlı canlı hale getirmemize çok yardımcı oldu.

Pandemi sürecinde sinema sanatı da değişime açık bir konuma geldi diyebiliriz. Mevcut koşullarda uzun metrajlı film çekmek daha zorlu bir süreç gerektirdiği için yönetmenler kısa film çekmeye biraz daha odaklanabilir ve önümüzdeki süreçte bunun sonuçlarını daha net görebiliriz. Bu düşünceye dair görüşleriniz neler?

Bence bir filmin süresi yönetmenin bize aktarmak istediği hikayeyle, paylaşmak istediği derdiyle çok doğru orantılı bir durum olmalı. Ayrıca çok yüksek bütçelere çekilen kısa filmler, çok düşük bütçelere çekilen uzun metrajlar da mevcut. Tabii yönetmenler kısa film çekebilirler hatta umarım çekerler ama dileğim yönetmenlerin ekonomik sebeplerle filmlerinin sürelerine karar vermek zorunda kalmaması olur.

Kariyerinizin ilerleyen yıllarında uzun metraj çekmeyi de düşünüyor musunuz?

Geçen sene Gece Kuşağı adlı son kısa filmimin setinde içimden “Galiba bu benim son kısa filmim” diyordum kendi kendime. Hislerim bu yöndeydi ve öyle de oldu. Şu an ilk uzun metrajımın senaryosunu yazıyorum. Daha uzun bir yolu var ama oldukça heyecanlıyım.