23.08.2021

Pig: Değer(siz) mi?

Dostluk sadece insanlar arasında mı olur? Bir hayvan bir insana dost olamaz mı? Hatta soruyu şu şekilde geliştirecek olursam, bir hayvan ona atfedilen değer[i] ile birlikte bir dosttan fazlası olabilir mi? İrdeleyeceğim “Pig” filmi bu sorulara yanıt vermekle kalmayıp bu sorulara yeni sorularla karşılık veriyor. Bu soru zincirlerine girmeden önce konusu itibariyle John Wick’e benzetilen -ki bu benzetmenin ne kadar isabetli yahut ne kadar isabetsiz olduğu ilerde tartışılacak- bu film bize hangi doneleri veriyor? Dostluk, değer, keder, hayattan vazgeçme(me), sessizlik, yabancılaşma, koşulsuz sevgi gibi öne çıkan kavramlardan yola çıkarak filmin haritasını inceleyebiliriz.

Film domuzuyla bir ormanda yaşayan bir adamın uyanmasıyla başlıyor. Bize izletilen domuzla beraber geçirilen kısa bir sekanstan sonra domuzun kaçırılışını görüyoruz. Bu başlangıç bize köpeği öldürüldükten sonra onun intikamını almaya çalışan bir adamın hikayesini anlatan “John Wick(2014)” filmini anımsatsa da filmin ilerleyişi ve Robin’in domuzunu bulmak için seçtiği yönteme baktığımız zaman film John Wick’ten ayrılıyor. Bilakis “Pig” bir intikam hikâyesini bağlama almış bir aksiyon filmi değil. Özü itibariyle bu film kendi başına “özgün” bir film. Hangi filmde bir karakterin yapmış olduğu yemekle hayat dersi verdiğine şahit olduk ki?

Delir(eme)meye ramak kala

Filmde Robin karakterini canlandıran Nicolas Cage‘in delireceği zamanı beklerken, beklenilenin -hatta alışılanın- aksine Cage delirmiyor. Cage ne yapıyor peki? Moda olan intikam şablonunu indirip kendisi yeni bir şablon getiriyor. Filmde Robin’in çaresizliğini buram buram hissederken onun nasıl bu kadar sakin kaldığına anlam vermeye çalışırken buluyoruz kendimizi. Bu sakinlik bir yerde onun gözyaşlarına vursa da nihayetinde hayatına devam edeceğinin sinyalini Amir’e söylediği “Perşembe günü görüşürüz” ile ormandaki evindeki ölmüş karısını anımsatan o kaseti dinlemesinden anlıyoruz.

Filmin bağlamına aldığı birkaç mesele daha var. Yemek endüstrisine yönelik eleştiriler filmde ön plana çıkıyor. Eskiden şehrin en ünlü şefi olan Robin Feld eski çalışanlarından biriyle restorandaki o konuşmada bunu sert bir şekilde ifade ediyor. “Gerçek değiller. Eleştirmenler, müşteriler, buradaki şey gerçek değil. Seni umursamıyorlar, onlara göstermediğin için seni tanımıyorlar bile, her gün uyanıyorsun senden daha azını gösteriyorsun. Hayatını onlar için yaşıyorsun, seni görmüyorlar bile. Kendini bile görmüyorsun.” Robin bu sözleri zamanında onun için çalışan, onu kovduğu zaman ne yapmak istediğini sorduğunda bar açmak cevabını veren, en başta Robin’e “Muhtemelen beni hatırlamıyorsun.” diyen Derek’e karşı söylüyor. Burada Derek’e kendi işinin peşinden gitmediği için sitem ediyor.

“Sevdiğin işi yap” mottosu

“Pig”, bu restoran sahnesindeki konuşmayı filmin ana fikrine alırken burada akıllara benzer bir ana fikri şiar edinmiş olan Jon Favreau imzalı “Chef (2014)” filmi geliyor. Bu filmde ise; aldığı eleştirilerden bunalmış olup restoran şefliğini bırakarak karavanını mutfağa çevirmiş olan ünlü bir şefin yolculuğunu seyrederken bir yandan da “hayallerinin peşinden git, sevdiğin işi yap” mottosunun sahneye dökülmüş halini izliyoruz. Chef filmini tek bir cümleyle tanımlayacak olursam; sevdiğin işi, sevdiklerin için, sevdiklerinle beraber yapıyorsun. Var mı ötesi? “Chef” filmi ile “Pig” filminin ortak noktası olan “sevdiğin işi yap” mottosunun gerçekleşmiş halini “Chef”te görürken, gerçekleşmemiş halini “Pig”te seyrediyoruz. Birisi mutlu sonla biterken diğeri ise derin bir hüzünle kapanıyor.

Pig’e geri dönecek olursak; “Adının anlam ifade ettiği zamanları hatırlıyorum da senin değerin yok. Artık yoksun bile.” Bu sözler Robin’e karşı söyleniyor. Bu sahneyle belki de yemek endüstrisinin acımasızlığı ortaya koyulmaya çalışıldı. Artık sektörden dışarıda olan Robin’in domuzunu ararken epey sıkıntı çektiğini izlerken en başta sorduğum sorulara dönecek olursak, Robin’in domuzunu koşulsuz sevdiğini görüyoruz. O onun için sadece sıradan bir “domuz” değil. Robin’in domuzunun ölmüş olan karısının anısını yaşattığı bir dostu konumunda olduğunu görüyoruz. Ona atfettiği onu bu konuma getiren yegâne unsur belki de. Onun, Robin için ne kadar değerli olduğunu sonda söylediği şu cümleden perçinliyoruz: “Onu aramaya hiç gelmeseydim kafamda hala yaşıyor olacağını düşünüyordum.”

Film Micheal Sarnoski’nin ilk uzun metrajı. Filmin sunduğu alt metinlere ve kapitalist düzendeki şan, şöhret, para gibi değer yargılarını alaşağı etmesine baktığımızda Micheal Sarnoski’nin çıkardığı işe saygı duymamak elde değil. Pig, yılın dikkat çekici yapımlarından birisi olacak gibi duruyor.

[i] İoanna Kuçuradi “değer atfetme” hususunu “İnsan ve Değerleri” adlı kitabında “değer biçme” ile mukayeseli olarak açıklar. Değerlendirmekten bahsedilince genellikle değerlendirilmesi söz konusu olan şeyin kendi değeri değil de; geçerli ilkeler ve normlar bakımında onu nitelendirmek anlaşılır. Bunun adı değer biçmektir. Bir diğer ifadeyle ezbere değerlendirmektir. Değer atfetmeyi ise Kuçuradi kitapta bir örnekle şöyle açıklar: “Benim için değerli olan arkadaşım, bana bir hediye aldığında ben arkadaşıma verdiğim önemden dolayı o hediyeye bir değer atfediyorum. Ancak arkadaşımla arasında hiçbir ilişki olmayan başka biri için o hediye anlamsız olabilir. Bir şeye o veya şu nedenle değer atfedildiğinde yalnızca o kişi için değerli olurken, bir şeyin değerinin belirlenmesi ise o şeyin neden değerli olduğu sorusunun cevaplanmasıyla mümkün olacaktır.”

Değer atfederken, değer atfeden kişi ve atfedilen şey arasında bir bağ olduğu için o şey değerli olmaktadır. Değer biçmek ise, bir şeyin genel ilkeler içerisinde ele alınarak değerlendirilmesidir. Filme dönecek olursak Robin domuzuna değer atfetmiştir. Çünkü o onun için eşsizdir. Başka birisi için sıradan bir domuzken, hatta yenisi alınabilecekken Robin için yeri doldurulamayacak bir değerdir. Değer atfetme/biçme meselesine doğru bir bakış atmak isteyenler için bkz: İoanna Kuçuradi, İnsan ve Değerleri: Değer Problemi, Türkiye Felsefe Kurumu yay, Ankara, 2013.