14.07.2018

Pompeii: 100 Milyon Dolarlık Felaket

Konuk yazar: Oğuz Albayrak

Bir filmi izlemeden önce beklentinizi filmin temel öğelerine bakarak belirlersiniz. Paul W.S. Anderson adını künyede görüyorsanız yönetmenin daha önceki işleri “Ölümcül Deney”, “Üç Silahşörler”, “Yaratık Predatör’e Karşı” gibi filmlere bakarak karşınıza ne çıkacağını az çok tahmin edebilirsiniz. Neden derseniz tıpkı bu filmlerde olduğu gibi ne idüğü belli olmayan karakterler, ilham kaynağı belli olmayan bir senaryo ve bitmek bilmez boş diyalogları bu filmde de buluyorsunuz. Diğerlerinden farklı ve 100 milyon dolarlık bütçeye bağlı haklı olarak volkan ve volkanın patlaması efektlerine şükrederek filmi bitiriyorsunuz. Bir filmi kurtarır kılabilecek efektler bile işe yaramıyorsa filme rahatlıkla kötü yaftasını yapıştırabilirsiniz.

Her şeyden önce film ne olmak istediği konusunda bir karar verebilmiş değil. Bunu henüz afişe baktığınız zaman dahi anlayabilirmişiz lakin “Titanik” gibi felaketi fona alıp bir aşk öyküsü anlatan, bunu da izleyiciye son derece başarılı bir şekilde satan bir örnek olduğu için “Uyarı Yok, Kaçış Yok” cümlesi, patlamış bir yanardağ ve öpüşen bir çift felaketin ortasında aşk izleyecekmişiz hissini veriyor. Gerçekten de izliyoruz ama daha önceden izlediğimiz volkan temalı filmlerden farklı olarak yaklaşım araya biraz “Gladyatör”, bir parça “Titanik” üzerine de “Dante Yanardağı” ekleyelim olunca yönü belirsiz bir yapımla karşı karşıya kalmamız kaçınılmaz oluyor. Yılın başlarında salonlara gelen ilk Herkül filmi için Kellan Lutz izleyici, özellikle bayan izleyici için nasıl ideal seyirlik ise Game of Thrones kaslılarından Kit Harrington da “Pompeii” için aynı işlevi görüyor. Üstelik ortada imkânsız bir aşk ve kaçınılmaz bir felaket de var. Harrington kötü oynamış demek zor ama benzeri rollerde yer almış aktörlerden herhangi bir farkı olmadığı için alelade bir performans ortaya çıkmış demek daha doğru bir yaklaşım olur. Böyle olunca da o üzerine çok çalışılmış genelin beğeneceği kaslar bir süre sonra göze görünmez hale geliyor. Filmin arzu nesnesi, güzeller güzeli kadrosunu dolduran Emily Browning de ortalarda dolaşan ve ona verilen boş sözleri sarf eden bir karakterden öteye geçemiyor. Tüm bunları geri kalan oyuncu kadrosu için de rahatlıkla söylemek mümkün.

Eldeki malzemenin orijinali seyir zevki daha yüksek bir film ortaya çıkmasına oldukça müsait ama işi kotarması için en tepeye James Cameron veya Ridley Scott ile boy ölçüşemeyecek bir ismi, Anderson’u oturtursanız sonuca da katlanmak zorundasınız. Anderson’un filmin geri kalan her şeyini boş vermiş tavrı o kadar açık ki film boyunca güvendiği tek şeyin, yanardağın görüntülerini eline geçen her fırsatta destansı olmaya öykünen açılarla bizlere gösteriyor ve adeta bağırıyor “Benim adım Hıdır elimden gelen budur” diye. Dünya genelinde filmin gösterime çıktığı son ülkelerden biriyiz ve toplam gişeye milyonlarca dolar etkimiz söz konusu değil. Buradan hareketle TriStar stüdyosunun filmin tanıtımı hariç saf yapım için harcadığı 100 milyon doların karşılığını almak (bütçenin en az iki katı gişe getirisi gerekli) bir tarafa mevcut açığını kapatmak için en az 3-5 yüksek getirili filmin altına imza atması gerekmekte zira “Pompeii” vizyon sürecini dünya genelinde 108 milyon dolarla tamamlayabildi.

İflah olmaz bir aşk ve romantizm tutkunu, felaket filmi sever ve volkanik olaylara ilginiz varsa, son madde için göz alıcı efektler ve gönül rahatlığı ile, “Pompeii” sizin için ideal seyirlik olabilir.