05.04.2017

Ray Donovan: Los Angeles’ın İş Bitiricisi

Murat KARAKUŞ

Suç ve aile kavramlarını yan yana getirip işleyen filmler ve diziler her zaman ilgi çekmiştir. Sons of Anarchy, Boardwalk Empire, The Sopranos gibi dizilerin de yönetmenliğini yapan Allen Coulter‘un ve Southland’in yapımcılarından Ann Biderman‘ın yazarlığı ve prodüktörlüğünden ortaya çıkan Ray Donovan’da tam olarak böyle bir dizi. Dizinin yıldızı ise bir çok sinema filminde rol almasına rağmen ilk kez bir dizinin kadrosuna dahil olan Liev Schreiber (Ray rolünde). Donovan ailesinin bireylerini canlandıran oyuncuların isimleri herkese bir yerlerden mutlaka tanıdık gelecektir. Sons of Anarchy’nin İrlanda bölümlerinde izleyip, John Teller’ın aşkı rolünde gördüğümüz Paula Malcomson burada Ray Donovan’ın karısı Abby’i canlandırıyor, hapisten yeni çıkan baba Mickey Donovan rolünde Oscar ödülü sahibi usta oyuncu Jon Voight döktürürken, Ray’in kardeşleri Terry ile Bunchy rollerinde Eddie Marsan ve Dash Mihok’u izliyoruz.

Ray Donovan, Los Angeles’ın zengin insanları için çalışan biri. Ünlülerin, sporcuların ve iş hayatının önemli insanlarının başları sıkıştığında kapısını çaldıkları ilk kişi olarak karşımıza çıkıyor yani bir nevi ‘’Fixer’’ durumu söz konusu. Mevcut iş kolunu arabulucu//iş bitirici olarak nitelendirebiliriz.

Öncelikle karakter analizi açısından oldukça başarılı bir yapım Ray Donovan. Ray’in soğukkanlılığı, içine işlemiş katılığı ve olaylara yaklaşımı, hayatı üzerindeki hakimiyet çabası ve kontrol manyaklığı gibi özelliklerine yeri geldiğinde net bir şekilde tanık oluyoruz. Oyuncu kadrosu ve senaryonun ilerleyişi, insanlar arasındaki etkileşimi (duygusal ve fiziksel açıdan) mükemmel bir gerçekçilik ile yansıtıyor. Her bölümde acaba bu katı ruhlu soğukkanlı psikopat ne karar alacak ve nasıl davranacak sorusunu sorup cevabını alıyoruz. Tam bir iş bağımlısı olan Ray Donovan, işi üzerinde kurduğu hakimiyetin benzerini özel hayatında da kurmaya çalışıyor ancak işler istediği gibi gitmiyor. Dizi bu bakımdan iki açıdan gidiyor. Ana karakter işiyle ilgili konularda daha sorun ortaya çıkmadan kontrolü eline alabilirken, ailesi ile ilgili konularda tam bir fiyaskoyu oynuyor.

Dizi, Donovan ailesinin hikayesi gibi görünse de aslında daha çok erkeklerin dünyasında neler olup bittiğine yönelik bir içeriğe sahip. Baba ve oğul arasındaki alışılagelmiş sevgi-nefret durumu Ray ve Mickey üzerinden yoğunlaştırılıp aktarılıyor ve eldeki bütünleyici tavır karşımıza çıkan olaylarda mutlak bir biçimde okunabiliyor. Ancak Mickey’in oğulları ile kurduğu bağ, kendisinin dünya ile kurduğu bağın ötesine geçemiyor. Bir yere kadar bu ‘’yaşlı hovarda baba’’ stereotipi olarak görünse bile hikaye o sahiciliği yakalamayı başarıyor. Türünü sorguladığımızda dram/suç hatta yer yer komedi olarak karşımıza çıkan Ray Donovan bu türün derinliğini metne katabiliyor.

The Sopranos’un 2007’de bıraktığı bayrağı 2013’ten itibaren devralan, uzun yıllar devam etmesini umduğum dizi oldu kendisi. Tabii bu benzetme, taklit ediyor anlamında değil. O dilden konuştuğu, o damardan aktığı, o yönden estiği için. Breaking Bad ve Mad Men gibi ödül avcısı dizilere veda ettiğimiz bu yılın ardından ödül törenlerinde onlardan açılan kontenjanları Ray Donovan’ın dolduracağına inancım çok fazla. Henüz diziye başlamayanlara en kısa sürede Ray ve ailesi ile tanışmalarını ısrarla öneririm.