04.07.2018

Romanlardan Uyarlanan 10 İyi Aşk Filmi

Romanlardan Uyarlanan 10 İyi Aşk Filmi

Bade Balık

Aşka olan inancınız tam bitti derken bir film çıkar karşınıza ve bam! Bu hikayeler genel olarak mutsuz sonla bitse de içimizde yaşattıkları duygularla bizi alır başka diyarlara götürür. Bazıları imkansızı, bazıları yeniden kavuşmayı bazıları kavuşsa da yapamayanları anlatır ama hepsinde bir şey buluruz kendimizden. Bu filmlerin iyi örneklerinin başarısı şüphesiz senaryolarından geliyor. Senaryosunu edebi eserlerden alan, aşk romanlarından uyarlanan 10 film;

Gone With the Wind

Victor Fleming’in yönetmenlik koltuğunda oturduğu bu film, sizi yaklaşık dört saat boyunca muazzam bir atmosfere sokuyor. Zengin ve soylu bir aileden gelen Vivien’in, savaş ve kıtlık yüzünden yaptığı zorunlu evlilikler sürecinde yaşadıklarını anlatıyor. Vivien’in hayatına Clark’ın girmesiyle havada aşk kokusu var misali kendinizden geçebileceğiniz dakikalar ise sizi bekliyor. Margaret Mitchell’in aynı adlı romanından uyarlanan bu film, gerek kitap uyarlamaları kategorisinin gerek aşk filmleri kategorisinin en önemli örneklerinden biri.

The English Patient

Micheal Ondaatje’nin aynı adlı romanından uyarlanan yönetmenliğini Anthony Minghelle’nın üstlendiği The English Patient, II. Dünya Savaşı’ı sırasında geçen bir aşk hikayesini konu alıyor. Schindler’s List ile kendini ispatlayan Ralph Finnes burada da başrolde. En İyi Film dahil tam 9 Oscar ödüllü bu filmin, tartışmasız en büyük avantajı mükemmel oyunculukları. Bazı noktalarda ağır ve karmaşık gelme olasılığı olsa da sırf oyunculuklar için  bile izlenmeye değer bir yapım.

Pride and Prejudice

Jane Austen’in romanından uyarlanan bu filmin yönetmenliğinde, ilk filmini çeken Joe Wright’ı görüyoruz. Neşeli ve komik Elizabeth ve tam tersi olan Mr. Darcy. Soğukkanlı ve ukala bir adamın aşık oluş sürecinin en iyi örneklerinden olan bu film, size dokunmadan sevmeyi hatta konuşmadan da sevmeyi anlatmakla kalmayıp sizi 18. yüzyıla götürüyor.

Atonement

Ian McEwan’ın aynı adlı romanından uyarlanan Atonement izleyebileceğiniz en etkili filmlerden biri. ‘Aşk ve Gurur’ gibi yine Joe Wright yönetmenliğinde, yine günümüzden uzaklaşıp 20. yüzyıldayız ve yine başrolde Keira Knightley var. Zaten iki filmin atmosferi de zaman zaman birbirini anımsatıyor. Bir yalan, hayatı ne kadar değiştirebilir ve bir hatanın kefareti nasıl ve ne kadar zamanda ödenir? Ya da şöyle diyelim, hayata bedel olan bir hatanın bedeli ödenebilir mi?

A Walk to Remember

Nicholas Sparks’ın ayn adlı romanından uyarlanan A Walk to Remember, izleyiciyi ilk aşkını hatırlamaya itiyor. Zengin, havalı, gözde çocuk olan Landon ve sakin, dalga geçildiğinde bile sesi çıkmayan, dinine bağlı Jamie. Birbirinden bu kadar uzak iki insanın birbirlerinde tattığı ilk aşk. Kitabı ustalıkla uyarlayan senarist Karen Janszen’in başarıyı büyük.

A Fault In Our Stars

John Green’in  romanından beyaz perdeye uyarlanan A Fault in Our Stars, son zamanların gözde gençlik romanlarından. Kanser hastası iki gencin yaşadığı aşka odaklanan roman listedeki diğer yapımlara göre biraz daha genç yaşa hitap etse de Josh Boone, ortaya hiç de fena olmayan bir film çıkarmayı başarmış. Baş etmesi güç hastalıklar olsa da hayat yaşamaya değer!

The Notebook

Yine bir Nicholas Sparks kitabı… Yönetmenliğini Nick Cassavates’in üstlendiği filmin başrolünde ise Ryan Gosling ve Rachel McAdams bizleri bekliyor. Savaş ve dram iç içe bize sunan bu eşsiz film aşkın engel tanımadığının en büyük örneği. Sınıf farkının ve savaş yıllarının verdiği zorlukların üstesinden gelmeye çalışan hayran olunası bir aşk hikayesinin üstüne mükemmel oyunculukların da eklendiği The Notebook, 21. yüzyılda türünün klasiklerinden sayılabilir.

Silver Linings Playbook

Matthew Quick’in aynı adlı romanından uyarlanan film, karısını geri kazanmaya çalışan Pat’in, Tiffany’i tanımasıyla değişen hayatını anlatıyor. Başrollerinde Jennifer Lawrence ve Bradley Cooper’ı görme fırsatı yakaladığımız Silver Linings Playbook’un yönetmen koltuğunda daha önce bu ikiliyle üç kez çalışmış David O. Russell var.

P.S I Love You

Cecelia Ahern’in romanından uyarlanan P.S. I Love You, Richard LaGravenese tarafından beyaz perdeye aktarıldı. Gerry’nin ölümünden sonra karısı Holly’i mektuplarla ayakta tutmasını anlatıyor. Bu sırada karşısına çıkan Daniel ise Holly’nin en büyük sınavı oluyor. Size sevginin her daim yaşanması gereken bir duygu olduğunu tekrar tekrar gösteren filmlerden…

One Day

David Nichols’un aynı romanından uyarlanan filmin yönetmenliğini Lone Scherfig üstleniyor. Birbirinden hem karakter hem de sınıf olarak çok farklı olan Dexter ve Emma’nın her yıl aynı tarihte birbirlerinin hayatında olmalarını izlediğimiz film, “en yakın arkadaştan sevgili olur mu?” sorusunu sorgulatırken mesafenin aslında güçlü bağları asla yıkamayacağının da üstüne basıyor.