01.08.2016

RÖPORTAJ: Karışık Kaset

Uygar Şirin’in “Karışık Kaset” romanını 2013 yılının başlarında, !f İstanbul film festivalinin seans aralarında tek bir günde okumuş ve mest olmuştum. Ortada Türk edebiyatında çok nadir rastlanan özel bir çalışma vardı. Romanı okurken tabii ki filme çekilmeye çok uygun olduğunu düşünmüştüm ama hakikaten çekileceği aklımın ucundan bile geçmezdi. Birkaç ay evvel “Karışık Kaset”in sinemaya uyarlanacağı üstelik bu uyarlamayı Tunç Şahin’in gerçekleştireceği haberinin beni ne kadar mutlu ettiğini tahmin edebilirsiniz. Şimdi nihayet “Karışık Kaset” vizyonda; romanı nasıl Türk edebiyatında özel bir yerdeyse film de anaakım Türk sineması için artıları ve eksileriyle büyük önem arzediyor. Buyrun Tunç Şahin’le yaptığım röportaja…

.

-Öncelikle kişisel bir soruyla başlayayım, “Karışık Kaset”in vizyonunun ilk günlerindeyiz, çok güzel yorumlar gelmeye başladı. Filmden daha önce habersiz olan insanlar varsa onlar da haberdar olup sinema salonlarına gitmek üzereler. Nasıl, heyecan var mı? Galadan bugüne hayat nasıl gidiyor?

Her şey çok heyecanlı ve keyifli bir biçimde ilerliyor. 2014 yılının tamamını Karışık Kaset üzerine çalışarak geçirdim. Çekimlerin tamamlandığı temmuz ayının sonuna kadar, filmin izleyiciyle buluşacağı gerçeğini kafamdan uzak tutmaya çalıştım. Ancak post-prodüksiyon sürecinden beri vizyon heyecanı çoğalarak arttı. Filmin basın gösteriminin yapıldığı sabah ve gala günü heyecanın doruğa çıkmasıyla birlikte, bir yandan da bir rahatlama hissettim. Film artık vizyonda; benden çok, onu izleyenlere ait. Top benim ayağımdan çıktı, Karışık Kaset’in artık benim de kontrol edemeyeceğim kendine ait bir serüveni olacak.

Her ne kadar daha önce kısa filmler yapmış olsam ya da vizyona giren pek çok filmin dağıtımcılığını üstlenmiş olsam da, kamuya açık bir iş üretip onun halk tarafından değerlendirilmesini izlemek benim için çok yeni bir deneyim. Bir anda bu kadar yoğun geri bildirim almak ilginç bir his. Filmle ilgili aldığımız yorumların büyük kısmı çok olumlu ve cesaret verici eleştirilerden oluşuyor. İzleyiciler an be an Twitter’da da filmle ilgili düşüncelerini yazıyorlar. Olumlu yorumlar olduğu gibi, olumsuz yazılar da okuyorum. Filmdeki bir unsur bir eleştirmen tarafından çok beğenilirken, diğeri tarafından zayıf yan olarak gösterilebiliyor. Vizyon yolculuğunun başındayken bütün yorumları sağlıklı bir biçimde değerlendiremiyorum ama birkaç hafta sonra ben de vizyon sonrası muhasebemi yapacağım.

-Bence “Karışık Kaset”te başardığın en önemli şeylerden biri, filmin bir uyarlama olduğunu unutturmadan kendi dünyanı kurabilmen. Film olan “Karışık Kaset”in, roman olan karışık kasetten çok uzaklaşmasa dahi farklı bir yerde durabilmesi. Bunu başarıp başaramayacağından tereddüt ettiğin zamanlar oldu mu? Özel olarak nelere ihtimam gösterdin?

Senaryoyu Mert Atalay ile birlikte uyarladık. Mert de ben de kitabın yazarı olan Uygar Şirin’le uzun yıllardır arkadaşız. Uygar’ın kitapta anlattığı evren bizim için çok tanıdıktı. Karakterlerle aynı yıllarda doğduğumuz için onlarla aramızda benzerlik kurmakta hiç zorlanmadık. Hal böyle olunca da hikâyeyi kişisel anlamda çok kısa süre içinde benimsedik.

Mert’le çalışırken, önce filmde neyin hikâyesini anlatacağımıza karar verdik. Kitaptaki, hikâyeyi oluşturan ana durakları ve üç parçalı yapıyı koruyarak kendimize bir senaryo iskeleti çizdik. Bu noktadan sonra sadakatimiz kitaptan çok senaryonun iyiliği üzerine oldu. Kitaptan, hikâyenin gerektirdiği unsurları alıp, gerektirmediğini düşündüklerimizi dışarıda bıraktık.

Senaryo üzerine çalışırken, uyarlamanın kitaba ne derece sadık olacağıyla ilgili bir endişe hissetmedik ya da kendimizi Uygar’ın olay örgüsünden uzaklaşmak, yakınlaşmak için zorlamadık. Tek endişemiz Uygar’ın yazdığımız ilk versiyonu kabul edilir bulup bulmayacağı oldu. Ancak onunla yaptığımız ilk toplantıda Uygar belirli notları olsa da genel hatlarıyla uyarlamayı uygun bulduğunu belirtti.

-1990 bölümünün filmde özel bir yeri olduğunu düşünüyorum, kendi başına bir kısa film olarak bile çok güzel çalışabilir. Buradan nereye varmak istiyorsun dersen, biraz zor bir soru olabilir ama senin filmdeki üç bölüm arasında bir favorin var mı, en çok içine sinen? 🙂

Biz her üç kısmı da tek başına da çalışabilecek orta metrajlı filmler olarak yazdık. Açıkçası kısımları birbirinden ayırmak benim için çok zor. 2000’li yıllar, klasik sinema formülünün bire bir işlediği, olay örgüsünün çok hızlı aktığı, bizim de hem yazarken hem de çekerken çok keyif aldığımız bir bölümü oldu. Özellikle o bölümün final kısmı filmdeki favori sahnem olabilir.

-2000 bölümünü özellikle daha uzun ve tabii Beforevari bol diyaloglu sahnelerle kurmuşsun(uz). Bunu sorunsuz oturtabilmek için özel bir çalışma yaptın mı? Ve onyıllar arasındaki geçişlerde kendine özgü tonları oturtmakta zorlandığın oldu mu?

2000’li bölüm bir karşılaşma hikâyesi. O nedenle karakterlerin bir noktada birbirileriyle konuşup açığı kapatmaları gerekiyor. Filmde çok yoğun müzik kullanımı olmakla birlikte, karakterlerin konuştuğu sahnelerde müzik ve kamera hareketleri geriye çekiliyor. Bu noktada izleyicinin bütün dikkatini konuşulana vermesini ve dramatik tansiyonun diyalogla geçmesini hedeflemeye çalıştım. Karakterlerin konuştuğu bu kısımlarda ritmin düşmemesi için diyalog yazımı üzerine bayağı uğraştık. İzleyenler genellikle 2000’in en hızlı akan bölüm olduğunu söylüyorlar, bu da beni çok mutlu ediyor.

Karışık Kaset

-2010’da babanın hayaletini filme eklemek en başınızdan beri aklınızda mıydı? Şu yüzden soruyorum, çok kolay geri tepebilecek bir hamle. Filmde Bülent Emin Yarar’ın performansının da katkısıyla çok iyi çalışmış, ama çok ince bir çizgi; o riski almaktan çekindiğiniz bir nokta oldu mu?

 

Karışık Kaset romanını Karışık Kaset yapan en önemli şeylerden biriydi hayalet baba. Bu nedenle onu senaryonun dışında bırakmayı hiç düşünmedik. Ancak bunun riskli bir seçim olduğunun hem ben hem de yapımcılarımız gayet farkındaydık.

Karakteri oluştururken, hayalet baba bizi en çok zorlayan şey oldu. Ali dışarıdan baktığınızda hikâyesi sürekli kötüye giden bir karakter. 90’lı yıllarda evde sorunları olan bir aile babası, 2000’li yıllarda tek başına yaşayan ve hayatla pek de başa çıkamayan çatlak baba, 2010’da ise ölmüş ancak hâlâ oğlunun aklında canlı kalmaya çalışan bir baba Ali. Buna karşın biz Ali’yi giderek daha mutlu olan bir karakter olarak çizmeye karar verdik. 2000’li yıllarda özgürleşmiş, saçlarını uzatmış, istediği müziği dinleyen, şakalar yapan bir adama dönüşmüşken, 2010’da artık bedeninden de özgürleşmiş, on yıl öncesine göre fiziksel olarak da daha derli toplu görünen, hayatla didişmelerini geride bırakmış, Hande Yener’i bile kabullenmiş neşeli bir ruh olarak portre etmeye karar verdik.

Ölü babayı transparan bir hayalet şeklinde resmetmek ya da tuhaf görsel efektlerle belirişini göstermek gibi seçenekleri hiç düşünmedim. Sinemasal anlamda çok ufak bir-iki trük kullandık. 2010 yılındaki Ali’nin amors planı yok. Benzer şekilde Ali’nin foleyi de yok. Yürürken, otururken ya da başka herhangi bir deviniminden vücut sesi çıkmıyor. Ali’nin belirdiği sahnelerde önce genel plan kullanıp Ali’nin o sahne içinde aslında var olmadığı hissini yaratmaya çalıştık. Sahnenin devamında, daha önce boş olduğunu gördüğümüz yerlere Ali’yi yerleştirdik. 2010 yılında Ali hiç kıyafet değiştirmiyor. Ulaş’ın aklında kaldığı, hatırlamak istediği tek bir halde görünüyor.

Ali filmde canlandırması en zor rollerden biriydi. Bizim bütün ön çalışmalarımıza karşın karakter layığıyla canlandırılabildiyse, bunda en büyük etki Bülent Emin Yarar’ın oyunculuğu oldu.

-Teknede geçen kısma özellikle değinmek istiyorum. Pek çok açıdan filmin geri kalanına göre ayrıksı duran, daha karikatürize bir mizah içeriyor; Tülin’in kız kardeşiyle Ulaş arasındaki etkileşim özellikle. Şahsen bunun izleyicide biraz yabancılaştırma etkisi yaratabileceğini düşünüyorum. Sahneyi bu şekilde kurmanın sebebi neydi?

Düğünlere ve benzeri kutlamalara katılmaktan hiç hoşlanmıyorum. Katılımcıların çoğunun zorunluluktan katıldığı bu tür bir araya gelmeleri hep atlatılması gereken bir sosyal test olarak görmüşümdür. Düğün sahnesindeki kız kardeş Pelin sahnesini Mert’le biz, biraz da bu sebepten ötürü büyük bir keyifle yazdık. Pelin, organizasyonu mükemmel yapmak isteyen, sevimliliğinin altında despot bir karakter gizleyen düğün nedimesi. İşin içine alkol, karşılaşmalar girince aslında pek çok düğün, normal hayatta yaşamayacağımız taşkınlıklara sahne oluyor. İnanmazsanız katıldığınız düğün videolarını izleyin, utançtan sonunu getiremezseniz. En azından bana öyle oluyor 🙂

Pelin’i oynayan Öznur Serçeler bizim kafamızdaki bebek yüzlü ancak delicesine takıntılı kız kardeş karakterini tam istediğimiz gibi oynadı. Öznur’un çok bulunmayan acayip bir yeteneği olduğunu ve geleceğinin çok parlak olduğunu düşünüyorum. 

-Filmin çekim aşamasında senaryoda değiştirdiğiniz/değiştirmek durumunda kaldığınız çok şey oldu mu yoksa genel olarak plana sadık mı kaldınız?

Senaryonun son versiyonunun tamamını çektik. Değiştirdiğimiz çok az şey var. Teknede havaya balon değil, dilek feneri atılacaktı gibi ufak detaylar. Perdede izlediğiniz film de, hemen hemen son senaryoyla bire bir aynı sahnelerden oluşuyor.

-Filmin romana en sadık kaldığı yönlerden biri 90-2010-2010 şeklindeki kronolojik ilerleyiş. Romanı uyarlama fikri ortaya çıktıktan sonra hiç aklınızdan kronolojiyi karıştırmak, paralel kurgu kullanmak vesaire gibi ihtimaller geçti mi? O şekilde de yapılabilir miydi sence?

Her roman yüzlerce farklı şekilde uyarlanabilir. Bülent Emin Yarar şu anda Hamlet’in tek kişilik versiyonunu oynuyor mesela. Karışık Kaset’i de elbette başka bir yapıyla anlatmak mümkündü. Başka bir senarist, romandaki iç sesi koruyabilir, gündüz düşlerini tutabilirdi ya da 90’lı yılları daha kısa anlatabilirdi. Mert’le biz romanın kronolojik yapısına sadık kalıp, iç ses gibi diğer kısımları dışarıda tutmayı tercih ettik. Başka bir yolun da mümkün olduğunu kabul etmekle birlikte, şimdi masanın başına oturuyor olsak yine aynı yapıyı tercih edeceğimizi düşünüyorum.

-Bir uyarlama daha çekmek ister misin yoksa bir süre orijinal senaryolarla devam etme taraftarı mısın? 🙂 Bu vesileyle “sırada ne var” diye sormuş da olayım, adettendir.

Karışık Kaset bizim ilk uyarlama çalışmamızdı. Uyarlama yapmanın çok zor olacağını tahmin ediyordum ancak bu kadar keyifli olacağı aklıma gelmezdi. Kitapta karakterlerin kolaylıkla vardığı bir noktaya varmak için bizim filmde başka bir çözüm bulmamız gerekiyor. Bulmaca çözmeyi andıran zevkli bir yanı var uyarlama yapmanın. O yüzden bundan sonraki proje orijinal bir senaryo olabileceği gibi bir uyarlama da olabilir.

Üzerinde çalıştığım ya da ekip olarak geliştirdiğimiz pek çok şey var. Ancak içlerinden birisi henüz sıradaki proje adını alma aşamasına gelmedi.

Filmin eleştirisini okumak için tıklayın