22.09.2016

Rüzgarda Salınan Nilüfer: Sonsuz Aynılık

ruzgarda salinan nilufer

Orta üst sınıfın çözülüşü

Çoğunluk’tan sonra odağına aldığı yaş ortalamasını yukarıya çeken Seren Yüce, İstanbul’un lüks semtlerinde yaşam süren orta üst sınıf ve orta yaşlarına yaklaşmış iki çifte çeviriyor kamerasını. Rüzgarda Salınan Nilüfer, dikkatlerimizi, adından da başlayarak bir olmazlıklar, olamazlıklar dünyasına çekiyor. Olamayan ilişkiler, yaşamlar, kendini olduramayan bireyler ama yaşanıp gitmekte olan bir hayat…

Bir yanda hayatlarını mercek altına alarak takip ettiğimiz Handan (Songül Öden) ve Korhan (Tolga Tekin) diğer yanda ise ailecek görüştükleri Şermin (Tülay Günal) ve Aykut (Eraslan Sağlam). İstanbul’un orta üst sınıfına ait bu iki çekirdek aile; erkeklerin birlikte iş yapması, kadınların günlük görüşmeleri sayesinde sıklıkla bir araya gelir. Film de bu görüşmeler ve öncesinde / sonrasında çiftler arasındaki sohbetler yardımıyla görüntünün değil aslının izini sürmeye çalışır. Aslında hiçbir şey aslı gibi değildir, her şey ve herkes adeta bir fotokopidir. Gelip geçen günler de böyledir, birbirinin aynı… İşte bu aynılık içinde kendi yaşam alanını tekrar tekrar düzenlemeye çalışan Handan, ilk bakışta maymun iştahlılıkla itham edebileceğimiz bir kadındır. Oysaki bu itham da yine görünürün altını iyice kalınlaştırmak için birdenbire ağzımızdan dökülüverir, tıpkı Handan’ın kocası Korhan’ın karısıyla ilgili teşhisleri gibi.

Handan, devamlı bir arayış içindedir. Tam karşısında gördüğü Şermin ise o arayışını somut bir varlığa dönüştürebilmiştir. Çünkü Şermin bir yazardır ve o, Handan’ın ulaşmak isteyeceği noktalardan birini temsil etmektedir. O zaman Handan da artık bir kitap yazmalıdır. Ve yine bir arayış somut bir isteğe dönüşmüştür, şimdi sırada isteğin de bir esere dönüşme vakti gelmiştir: Rüzgarda Salınan Nilüfer. Evet, film adını Handan’ın yazmak istediği romanın başlığından alır. Handan romanında anlatmak istediklerine oturduğu yerden bakar, tüm yabancılığı ile bilmediği hayatları kendi steril dünyasının penceresinden anlamlandırmaya çalışır ama film; özellikle Handan’ı ve elverdiğince diğer karakterleri adeta bağırsaklarına kadar didikler. Seren Yüce, karakterlerini en yakın yerlerden kadraja alır, en ince ayrıntıları göstermeye çalışır.

nilufer

Handan ve diğerleri…

Tam odakta duran karakter Handan olduğu için seyirci olarak Handan’la daha fazla vakit geçiriyoruz. Handan, kocası ve kızının koskoca evde birkaç mekanı kullanması, aynı yerlerde vakit geçirmesi monotonluğun da altının çizilmesi olarak düşünülebilir. Birbirinin aynı günlerin, aynı noktalardan çekildikçe, birbirinden farksızlığı daha da ayyuka çıkar. Bunu bir tekrar olarak görsek de bu tercih aslında “aynı”lığı göstermek amacıyla bilinçli olarak seçilmiş gibidir.

Handan’ın sadece kocasıyla değil arkadaşı (!) Şermin ile de arasında gün geçtikçe büyüyen bir duvar hatta dağ vardır. O, bu duvara her çeşit yöntemle tırmanmaya çalışsa da bu çabalarının sonu hüsranla bitmektedir. Evliliğinden ümidi kesip farklı bir ilişkide kendi anlamını bulmak istese de arkadaşı adeta hayatındaki koca modeli gibi onun için ümitsiz bir vak’adır. Hatta Şermin’le dostluğu entelektüel bir küçük düşmenin her evresini Handan’a yaşatacaktır.

nilufer1

Handan için hayat hep bir anlam arama, onu bulduğunu sanma, onu somutlaştırma, gerçekleştirmeye çalışma ve hayal kırıklığı, bunun sonucunda da hırçınlık olarak devam eder. Çünkü o, suyunu bulamayan bir nilüfer gibidir. Suda değil toprakta büyümeye çalışmaktadır. Köklerini doğru yere salamamıştır ve her daim sallantıdadır.

Seren Yüce, Rüzgarda Salınan Nilüfer ile şehirli ve belirli bir gelirin üstündeki insanların bağırsaklarını yavaş ama etkili bir şekilde döküyor ortalığa. Adeta bir ameliyat masasına yatırıp içlerini didik didik ediyor. Parçaları ayırıp birleştiriyor.

Şevket Rado’nun da ifade ettiği gibi “Belki de dünyanın hayatı bizimkinden daha monoton, daha yeknesak ve bilhassa daha tekrarlıdır.” diyor Rüzgarda Salınan Nilüfer. Bütün olmamışlıklara, yaşanamamışlıklara, yaşanamayacaklara atıfta bulunur gibi, hatta dalga geçer gibi tekrar eden aynılıklar içinde yitip gidiyor. Her sayfası aynı bir roman gibi…