30.05.2015

Efsanevi Güzellik Scarlett Johansson

Scarlett_Johansson

Scarlett Ingrid Johansson 22 Kasım 1984’te New York’ta dünyaya geldi. Annesi Polonyalı bir bir musevi, babası Danimarkalı bir mimardır. Scarlett’in kendisinden üç dakika sonra dünyaya gelen Hunter adına bir erkek ikiz kardeşi vardır.  

Scarlett adını Gone with the Wind filminin Scarlett O’Hara’sından, Ingrid ismini de Hollywood’un en asil ve güzel kadınlarından biri olan Ingrid Bergman’dan almıştır. Oyunculuk kariyerine 1994 senesinde North filmiyle başlayan Scarlett, 95 senesinde Just Cause adlı filmde Sean Connery ve Laurence Fishburne ile kamera karşısına geçmiştir.

1996 senesinde henüz üçüncü filmi olan Manny&Lo’da daha 12 yaşındayken ilk başrolünü almıştır. Daha sonra sırasıyla If Lucy Fell, Fall ve Home Alone 3 filmlerinde rol alan Scarlett, sinemada asıl patlamasını The Horse Whisperer filminde yapmıştır. 1998’de Robert Redford’un hem yönetip hem de oynadığı The Horse Whisperer’daki oyunculuğuyla Hollywood’un dikkatini çekmeyi başaran Scarlett, genç star ödülünü kazandı. Bu filmdeki başarısının ardından 2001’de Coen kardeşlerin The Man Who Wasn’t There filmindeki oyunculuğuyla sinemaya iyice ısındığını gösterdi. 2001 senesi Scarlett için çok verimli bir sene olmuştu, The Man Who Wasn’t There’in ardından kült film Ghost World’de oynadı ve benim de en sevdiğim Scarlett filmlerinden biri olan Ghost World başta Amerika olmak üzere tüm dünyada büyük beğeni kazandı. Düşük bütçesine rağmen gişede de iyi iş yapan Ghost World, Scarlett’in Hollywood’da iyice yer edinmesini sağlamıştır. 2001’de oynadığı son film olan American Rhapsody’de de iyi bir drama oyunculuğu çıkaran Scarlett için 2001 senesi kariyerinin çıkış senesi olmuştur. 

2001 senesindeki çıkışını 2003 senesinde zirveye taşıyan Scarlett, Girl with a Pearl Earring ve Lost in Translation filmlerinde sergilediği efsane oyunculuklarla Hollywood’un yeni yıldızı olacağını göstermiştir. Sofia Coppola’nın çektiği ve eleştirmenler tarafından çok olumlu eleştiriler alan Lost in Translation filminde Bill Murray ile başrolü paylaşan Scarlett, filmin büyük başarı elde etmesinde de başrolü oynadı. Ressam Johannes Vermeer’in ünlü İnci Küpeli Kız tablosundan esinlenerek çekilen Girl with a Pearl Earring filminde İnci Küpeli Kızı oynayan Scarlett, eleştirmenler tarafından çok olumlu yorumlar aldı ve bu iki filmde gösterdiği performanslar sayesinde Altın Küre Ödüllerinde (Golden Globe) hem komedi hem drama dalında en iyi kadın oyuncu ödülüne aday oldu. Lost in Translation filmindeki oyunculuğuyla Venedik Film Festivalinde ve BAFTA’da en iyi kadın oyuncu ödüllerini kazandı ve henüz 19 yaşında iki önemli sinema ödülünün kazanarak bir anda Hollywood’un en önemli kadın oyuncuları arasına girdi. 

2003 senesindeki başarılarından sonra 2004 senesinde dört filmde oynadı Scarlett. The Perfect Score ve In Good Company adlı komedi filmlerinde ve A Love Song For Boby Long ve A Good Woman dram filmlerinde rol aldı ve A Love Song For Boby Long filminde tekrar Altın Küre’de en iyi kadın oyuncu ödülüne aday oldu. Scarlett’in bu başarıları Woody Allen’ın da dikkatini çekti ve 2005’te Woody Allen’ın Londra’da çektiği Match Point filminde rol aldı. Dördüncü kez Altın Küre adaylığı Match Pointteki performansıyla geldi oyuncuya ancak yine kazanamadı.

2005 senesinde kariyerinin ilk yüksek bütçeli filminde rol aldı oyuncu. Michael Bay’in yönettiği başrolünü Ewan Mcgregor’la paylaştığı The Island filminde ilk aksiyon rolünün üstesinden başarıyla gelen Scarlett, 2006 senesinde de büyük yönetmenlerde çalışmaya devam etti, Match Point’teki başarısı Scarlett’in ikinci bir Woody Allen filminde oynamasını sağladı ve Scoop’da bu sefer Hugh Jackman’la başrolleri paylaştı. Match Point’e göre daha vasat bir film olsa da Woody Allen’la kimyası uyuşmuştu Scarlett’in. 2006’daki bir diğer filmi usta yönetmen Brian De Palma’nın The Black Dahlia filmiydi. Yönetmen ve kadro çok iyi olsa da film maalesef istenen başarıyı sağlamamıştı ve De Palma’nın en kötü filmi olarak sinema tarihine geçmişti ama Scarlett bu fiyaskoyu hemen telafi edip 2008’in belki de en iyi filmi olan Christopher Nolan imzalı The Prestige’de Christian Bale ve Hugh Jackman’la (Scoop’dan sonra ikinci kez) başrolleri paylaştı. The Prestige o senenin en iyi filmi olmasının yanı sıra sinema tarihinin de en iyi filmlerinden biri olarak tarihe geçti ve Scarlett bu filmiyle artık büyük bütçeli filmlerin de aranılan oyuncusu olmayı başarmıştı.

timthumb

2007’yi biraz dinlenerek geçiren Scarlett sadece kendi çapında bir komedi olan The Nanny Diaries filminde oynadı. Bu dinlenmenin ardından 2008’de üç filmde daha beyazperdeye iddialı bir şekilde çıktı. The Other Boleyn Girl filminde Natalie Portman’la başrolü paylaştı ve çok iyi bir kimyayla harika iki performans izledik bu ikiliden. Bu filmin hemen ardından Woody Allen’la üçüncü filmine imza atan Scarlett, Vicky Cristina Barcelona filmiyle Javier Bardem ve Penelope Cruz’la birlikte harika bir film izletmeyi başardı seyircilere. 2008’de oynadığı son film ise 2006’daki The Black Dahlia fiyaskosuna çok benziyordu: Frank Miller’ın The Spirit. Film gerçekten çok kötüydü dolayısıyla Scarlett de filmi kurtaramadı ve 2008’i iki iyi bir kötü filmle kapattı Scarlett. 2009’da da 2007’de olduğu gibi sadece bir komedi filminde oynadı ama bu film kadrosu bakımından büyük yıldızların olduğu bir filmdi He’s Just Not That Into You. Jennifer Aniston, Jennifer Connely, Drew Barrymore, Ben Affleck ve Bradley Cooper ile oynadı genç oyuncu ve bu film de kariyerinin casting olarak en bol yıldızlı filmi oldu.

2010 senesinde Iron Man ekibine Black Widow olarak katıldı. Iron Man 2 filminde canlandırdığı Black Widow karakteriyle eleştirmenlerden çok olumlu yorumlar aldı ve aksiyon filmlerinde de yetenekli olduğunu kanıtladı. 2011’de Matt Damon’la bir Cameron Crowe filmi olan We Bought a Zoo’da oynadı. 2012’de Iron Man 2’deki başarılı performansı sayesinde The Avengers filminde oynamayı başardı ve yine Black Widow olarak karşımıza çıktı. Yine 2012’de Alfred Hitchcock’un Psycho filminin çekim aşamasını anlatan Hitchcock filminde Janet Leigh’i canlandırdı.  

2013 senesine geldiğimizde ise üç filmle karşımıza çıktı Scarlett. Bu filmlerden ikisi bu zamana kadar oynadığı filmlerden çok daha farklı filmler oldu ve izleyiciyi bir hayli şaşırtmayı başladı bu filmlerle. Önce yakın arkadaşı Joseph Gordon Levitt’in yönettiği Don Jon filminde bu zamana kadar gördüğümüz en seksi Scarlett Johansson’u gördük, bu zamana kadar seksi kadın karakterini canlandırdığı filmler olmuştu tabii ama Don Jon’da sınırlarını zorladı Scarlett ve karakterine iyi bir oyunculuk da katarak başarılı bir performans çıkardı. Bu filmden sonra oynadığı Under The Skin, Scarlett’in ünlendikten sonra oynadığı ilk bağımsız film oldu ve bu filmde Scarlett’i hiç görmediğimiz bir karakterde gördük. Bir yaratığı (Alien) canlandırdı Scarlett ve şimdiye kadar beyazperdede ilk defa çıplak bir Scarlett gördü seyirciler. Bu kadar güzel bir oyuncunun böyle düşük bütçeli bağımsız bir yapımda tamamen sahnelerin gerektirdiği çıplaklığı, kimseyi rahatsız etmedi; tam tersine kariyerindeki bazı engelleri kırması açısından çok olumlu karşılandı. Under The Skin’deki performansı izleyenleri ciddi anlamda etkiledi ve bu filmde Scarlett “Ben her türlü rolde oynarım” mesajını çok güçlü bir şekilde verdi. Under the Skin’den sonra 2013’deki son filmi Her’de ise belki de sinema tarihinde bir ilki gerçekleştirdi ve izleyenleri kendine sadece sesiyle âşık etti. Flmde sadece sesiyle rol alan Scarlett o kadar iyi bir oyunculuk performansı gösterdi ki (oyunculuğun sadece sesle de olabileceğini kanıtladı adeta) Oscar adaylığı konuşulmaya başlandı ama Akademi bir filmde bedenen olmayan bir oyuncuyu aday göstermeyeceğini açıklayarak büyük tepki çekti. Her, Scarlett’in de katkılarıyla AFI tarafından yılın filmi seçildi. Satürn ödüllerinde sadece sesiyle en iyi yardımcı kadın ödülünü aldı, hem Under The Skin hem de Her filmiyle Scarlett sinema alanında hiç alışık olmadığı ve cesaret isteyen alanlara girdi ve çok büyük bir başarıyla çıktı bu maceradan. Bu performanslarıyla Hollywood’da da çok büyük takdir kazandı. 

2014’e geldiğimizde yine üç filmle karşımıza çıktı Scarlett: Jon Favreu’nun Chef filminde Iron Man’dan başrol arkadaşı olan Robert Downey ile oynadı. Captain America: The Winter Soldier ile Marvel’in çektiği filmlerde üçüncü rolünü gerçekleştirdi. Son olarak da usta yönetmen Luc Besson’un Lucy filminde bu zamana kadarki en büyük aksiyon filminde tek başına rol aldı ve çok iyi oynadı. 

2014 bitmek üzere ve Scarlett Johansson’un bugün doğum günü tam 30 sene önce bugün dünyaya gelen bu sarışın kızın, 30 senelik yaşamında oynadığı filmleri yazdım size. 10 yaşında başladığı sinema kariyerinde tam 20 senedir kameralar karşısında olan Scarlett bu zamana kadar oynadığı filmlerde dram, komedi, macera, bilimkurgu türlerinde oynadığı filmlerde çok iyi performanslar sergiledi, güzelliğinin oyunculuğunun önüne geçmesine asla izin vermedi, sinema tarihinin en güzel kadınlarından biri olarak her filminde üstüne koyarak bu zamana kadar geldi.

Sadece sinemada değil tiyatroda da ben varım diyerek Broadway’de 2009’da Arthur Miller’ın yazdığı A View From The Bridge’de oynadı ve bu performansıyla 2010’da Tony ödüllerinde en iyi kadın tiyatro oyuncusu ödülünü kazandı. 2012’de Cat on a Hot Tin Roof’da Maggie karakterini canlandırdı ve eleştirmenler tarafından bu performansı da çok beğenildi. Müzik sektöründe de varım diyen Scarlett 2009’da Pete Yorn’la beraber bir albüm yaptı. Ayrıca bu zamana kadar sayısız dergi kapağını süsleyip, birçok ünlü markanın (Calvin Klein, L’Oreal, Louis Vitton, Dolce Gabbana, Moet&Chandon) reklam yüzü oldu. Politik olarak da tarafını belli eden Scarlett Obama’nın seçim kampanyalarında aktif bir rol almıştır. 

2008 senesinde kendi gibi oyuncu olan Ryan Reynolds’la evlenen fakat sadece iki sene evli kalıp boşanan Scarlett, 2013’de Fransız reklamcı Romain Dauriac’la nişanlanmış ve çiftin bu eylülde Rose Dorotyh adında kızları dünyaya gelmiştir.

Bugün 30 yaşına başan Scarlett Johansson bu zamana kadar başta sinema kariyeri olmak üzere bir sürü alanda çok başarılı bir kariyere sahip olmuş ve 20’li yaşlarını bitirip 30’lu yaşların ilk gününe başlamıştır. Scarlett’i 30’lu yaşlarında sinemada çok daha iyi rollerde, çok daha iddalı şekilde izleyeceğimizden hiç şüphem yok. Kendisinin bu olgunluk döneminde Oscar kazandığını görmek de açıkçası beni şaşırtmayacaktır. Hem sesi, fiziği hem oyunculuk yeteneği hem de o efsane güzelliğiyle 30 yaşına giren Scarlett Johansson’un doğum gününü bu yazıyla kutlamak istedim. iyi ki doğdun Scarlett.