08.07.2019

Sciuscià (Kaldırım Çocukları): Kaosun İçinde İki Çocuk

Ayın Yönetmeni Vittoria De Sica’dan Sciuscià -1946

Filmde, fakirlik ve işsizlik dolu kaos dünyasına atılan iki genç çocuğun belalı yaşam öyküsü anlatılmaktadır. Giuseppe ve Pasquale, Amerikan subaylarının ayakkabılarını cilaladıkları sokaklarda çalışırlar. Tezgâhlarını yolun kenarına koyup kendileri de kaldırımın ucuna otururlar. Dönemin acımasız koşulları bu çocukları birer kaldırım çocuğu haline getirmiştir. Bu iki çocuğun bir hayali vardır. Beğendikleri atın sahibi olmak. Fakat boyacılıktan kazandıkları para ata sahip olmak için yetmiyordur. Daha fazla para için kaçak malların kuryeliğini yapma kararı alırlar. İşler sarpa sarınca tutuklanıp ceza evinin yolunu tutarlar.

De Sica, Çocuklar Bize Bakıyor filminde bir çocuğun gözünden çarpık aile yapısını ve bu aile yapısı gibi giderek yozlaşan İtalya’yı anlatmıştır.

Kaldırım Çocukları filminin temeli de aynı prensiplere ve gayelere dayanmaktadır. Çocuklar Bize Bakıyor filminden farklı olarak De Sica bu filmde, eleştirisini daha derinlerde işlemek yerine direkt bunu, hikâyesinin ana konusu haline getirip korkusuzca biz seyircilerin suratına vuruyor. Bu sefer eleştirisinin ana başlığını işlemeyen adalet sisteminin doğurduğu ailesiz kalan ve destek göremeyen çocuklar oluşturmaktadır. De Sica bu durumu, en yakından ve içtenlikle izleyebilmemiz adına iki küçük çocuğun hayatına odaklanarak sunmuştur. Savaş nedeniyle toplumda meydana gelen düzensizlik ve kargaşa bir başıboşluk yaratmıştır. Bu başıboşluk, kaos ortamının habercisidir. Ellerinde cilaları ile sokak sokak dolaşan -”sciuscia” yani karaborsada satış yapan veya ayakkabı boyacılığı yapan- çocuklar ve türlü suçlara ortak olan ya da girişimde bulunan çocuk sayısı kontrol edilemeyecek, ıslah evlerinde yer kalmayacak seviyeye gelmiştir.

Sahnelere çok iyi yedirilmiş diyalogların hiçbirini çıkaramaz, fazlalık olarak nitelendiremezsiniz. Çünkü bu diyaloglar mutlaka ya hikâyenin genel akışına hizmet ediyordur ya da De Sica’nın eleştirisini yaptığı bir konuya referans oluyordur. Kuşkusuz yalın anlatımının etkileyici olmasında Zavattini’nin de payı büyüktür.

Film başlar başlamaz tanıştığımız karakterler, çocukluklarını savaş sırasında rafa kaldırmış ve iki kurşun arasında büyümüş birer çocuk adamlar olarak bize gösteriliyor. Yaşadıkları hayatı kanıksamış, para kazanmaya odaklanmış güçlü duran çocuklar… Öyle gözükseler de içlerinde kalan çocukluğunu yaşayamama ezikliği ve ailesizlik onları derinden yaralıyor.

Filmde dikkatimi çeken ve benim filme bağlanmamı sağlayan bazı detaylardan bahsedecek olursak:

  • İlk sahnede “Amerika’da atları besliyorlardır” diyen çocukların gözünden İtalyan halkının fakirliği ve güçlü ülkelerin dominantlığına dikkat çekilmektedir.
  • “Ne yani, ceza olarak meyve mi vermeyelim?” sorusuna bir gardiyanın “Keşke meyvemiz olsa” diye cevap vererek durumun ne kadar vahim olduğunu bizlere direkt hissettirmesi.
  • Çocuklar Bize Bakıyor filminde olduğu gibi paralı kesimin, yokluk anında bile takındığı tavrın ve gösterdiği tutumun seviyesini, midesi yemekten şişen ve biftek yerine hafif bir şeyler getirmesini garsona söyleyen adamdan çıkarabiliyor oluşumuz.
  • Hapishanede yalnızca ispiyoncu çocukların rahat yaşayabilmesi ve akranlarına gardiyanlık yapıp acımasız davranışlar göstermeleri, dönemin yozlaşmış devlet yapısının metaforik görsel anlatımıdır.
  • Ülkenin yoksulluk durumunun yozlaşma ve görevi kötüye kullanma ile ne kadar bağlantılı olduğunu, sigaraya karşılık kibrit alışverişinde bulunan gardiyan-mahkum ilişkisi ile anlatılması.
  • Çocukların sürekli cezaevinin kurallarının tam tersini yapmaya çalışmasının ülkedeki kaos ve anarşik yapılanmaya ithafen konulmuş olması.
  • Beyaz atın özgürlüğü temsil edişi. Ata kavuşan iki çocuğun özgürlüklerini hemen arkasından kaybedişleri…
  • Oyun çağındaki çocuklara satın aldıkları atı nasıl bölüştükleri ve bunun hakkında yazılı bir sözleşme yapıp yapmadıklarının bir hakim tarafından abesçe sorulması.
  • Devletin atadığı avukatın bozuk sistemin içinde, işinden ve görev bilincinden uzak kalmış, kendini bırakmış olması…
  • Halkın çaresizliğe alışmak durumunda kalmasının hapishanedeki koşulları dışarıda bulamayan çocukların oradan ayrılmak istememesi ile gösterilmiş olması…

diye sıralamak mümkündür.

Filmin getirdiği toplumsal eleştiri etkili olmuş, İtalya’da suçlu çocuklara ilişkin yasal düzenlemelerde kimi reformlar yapılmıştır.