31.05.2017

O AN: 8½

Bana Bir Rüya Anlat, İçinde Fellini Olsun

Tüm filmleri kendinden izler taşısa da Sekiz Buçuk tam olarak Fellini’nin kendisidir. Fellini’nin faşizm ve Katoliklik ile derdini ortaya koyduğu ama en önemlisi annesi de dahil olmak üzere kadınlarla kurduğu hayal dünyasının perdedeki yansıması olur.

Film, yönetmen Guido’nun rüya sekansı ile başlar. Ama ne rüya… İster misiniz bu rüyanın derinlerine bir yolculuk yapalım? Bir tünelde sıkışmış trafikte arabaların ulaşmak istedikleri istikamete ilerlemeye çalıştıklarını görürüz. Bu arabaların birinde de Guido vardır. Bu tüneli vajina, arabaları da sperm olarak düşünürsek döllenmeyi başaran spermin Guido olduğunu anlarız. Çünkü Guido bir süre sonra bulunduğu arabanın içerisinden çıkmaya çalışır. Zaten derinden gelen kalp atışı seslerinin dışında mutlak sessizliğin olması da bunun kanıtıdır. Fakat bir türlü fetüs şeklinde ki duruşu ile rahmin duvarlarını itelese de çıkmayı başaramaz Guido. Neyse ki tüm bebeklerde olduğu gibi hayata çıkış yolunu bulur nihayet. Arabanın üst penceresinden önce başını sonra da vücudunu yavaş yavaş çıkarır. Bu zorlu yolculuktan sonra dışarı süzülüşü görülmeye değerdir. Kollarını iki yana açarak tıpkı bir melek gibi göklere süzülür. Fakat unuttuğu bir şey vardır Guido’nun. Göbek bağı hala kesilmemiştir. Doğar doğmaz melek olmaya izin verilmez öyle. Gerçek hayatta kene gibi ona yapışacak insanlar tarafından göbek kordonundan çekilerek yaşamın tam da ortasına bırakılır.

Fellini’nin kendisinin bir yansıması olarak yarattığı Guido karakteri aracılığıyla tabiri caizse duygusal stripriz yapıyor. Zira Fellini konuşmak istiyor. Bunu Guido’ya söylettiği ‘Söylemek istediğim bir şey yok, ama yine de konuşmak istiyorum’ sözlerini söyletmesinden de anlıyoruz. Kendi iç dünyasını bize tüm samimiyetiyle aktaran Fellini’nin bu filmi yıllar boyunca eskimeyen bir klasik olarak kalacaktır.