16.05.2020

Şeylerin Boktanlığı: Büyümek Üzerine Edebi Bir Deneyim

Batuhan M. Erdoğan

29. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale Uluslararası Yarışma Ödülü’nü kazanan The Misfortunates (Şeylerin Boktanlığı) filminin yönetmenliğini  Felix Van Groeningen yapıyor. Belçika yapımı, dram-komedi harmanı olan film, Dimitri Verhulst’un bir romanından uyarlama olarak karşımızda.

The Misfortunates (Şeylerin Boktanlığı), yazar olmaya çalışan bir gencin, kendi hayat hikâyesini anlattığı yaratma sürecini konu ediniyor. Bu anlamda Gunther Strobbe’nin yaşamında çeşitli zamanlara konuk oluyoruz. 13 yaşındaki Gunther Strobbe’nin, küçük ve yerel bir kasabada, diğer ailelere göre tuhaf kaçan ailesi ve buradaki yaşantısıyla filme başlıyoruz. Gunther, alkolik, haylaz ve serseri olan babası, başıbozuk amcaları ve tüm aileye maddi manevi kol kanat geren büyükannesi Meetje ile beraber yaşamaktadır. Kaos dolu bu evde Gunther hem çocukluktan gençliğine adım atmaya hem de hayatından bir çıkış aramaya çalışmaktadır. Çocukken yaşadığı bu mücadeleye paralel bir şekilde, yazarlık mücadelesi de bir o kadar sancılı geçmektedir.

Sancılı Bir Çocukluk

Filme daha yakından bakarsak Gunther’in yaratım sancıları ile başladığını görüyoruz. Yayınevleri tarafından sürekli reddedilen Gunther’in pes etmeyen tavrı, karakteri hakkında kabataslak bir fikir oluşturmaya olanak sağlıyor. Nitekim filmin ilerleyen sahnelerinde bu görüntünün güçlendiğini görüyoruz. Gunther’in çocukluğunda, alkolün su gibi aktığı ve pedagojik açıdan pek sağlıklı olmayan evinde, babası ve amcalarına göre daha makul bir karaktere evirildiğini görebiliyoruz. Bu anlamda neredeyse ataerkil bir eleştiri okumak mümkün çünkü asla büyümek istemeyen babası ve amcaları Gunther’in ve çevrelerindeki çoğu insanın hayatını kötü etkiliyorlar. Bunu yaparken farkına bile varmadıklarını görüyoruz.

Bunlardan ayrı olarak filmin en zayıf noktası da ailenin karakter gelişimi boyunca ortaya çıkıyor. Oldukça karikatürize ve bu kadar da olmaz denilecek düzeyde bir aptallığa sahip aile fertleri… Bu durum yönetmenin gerçeklik bağlamından kopmasından ziyade çarpıcı bir dramı ıskalamasına neden olmuş. Komedi unsurlarının bu fedakarlığa değecek kadar etkili olmadığını söylemek mümkün.

Baba Oğul Arasında

Filmin en özel yanlarından biri Gunther’in babası ile olan kaliteli diyalogları. Babanın arka plandaki terk edilme hikâyesi de filme derinlik katan bir detay olmuş. Ruh hali giderek kötüleşen babanın bu hale nasıl geldiğini, kurguda sıçramalar yaparak izlemek epey iyi çalışıyor. Ayrıca kurgudaki siyah beyaz geçişler hayli hoştu. Böylece baba oğul ilişkisiyle filmde iki ayrı koldan ilerleyen bir dram izliyoruz. Babanın gözünden bambaşka gelişen bir hikâye ve duygu geçişleri görmek mümkün. Filmin ikinci yarısında ise bu ilişkinin etkisi azalıyor ve yerini daha dingin bir atmosfere bırakıyor.

Vefa Borcu

Filmin sonlarında Gunther’in birey olma savaşının sona erdiğini ve iyi bir yazar olduğunda bile amcalarının değişmediğini görüyoruz. Gunther’in babasıyla benzer bir kaderi paylaşıp, istemediği bir çocuğa sahip olması ve huzurevi ziyaretinde amcalarıyla olan diyalogları onun hala bir Strobbe olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Olumsuz sonuçlar doğurmasına rağmen Strobbe’lerin birbirlerine olan sıkı bağlılıkları bir şekilde devam ediyor ve Gunther, küçükken gerçek bir bağ kurabildiği tek kişiye, büyükannesi Meetje’ye olan vefa borcunu ödüyor. Bunun yanında kaotik bir çocukluk ve onca yaratım sancısından sonra böyle dingin bir final, biraz mutlu son istemiyle yazılmış gibi duruyor.

Gunther’in çocuğuna bisiklet sürmeyi öğrettiği filmin son sahnesi, filmin bütününü ve aynı zamanda büyüme sürecini özetleyen bir niteliğe sahip. Babasının yardımıyla yola çıkan çocuğun defalarca yere düşmesi, yeniden kalkması ve en sonunda kendi başına bisikleti sürmeyi başarması, filmden sıcak duygularla ayrılmamızı sağlıyor.

Son olarak filmin, basmakalıp tiplemeleri dışında seyir zevki yüksek bir yapım olduğunu söylemek mümkün. Bu anlamda hazmı kolaylaştırmak adına ıskaladığı şeyler de mevcut. Yaratım süreci ve buradaki sancılar daha güçlü kullanılabilirdi. Absürtlüğe kaçan komedi unsurları da dozajı pek tutturulamayan şeylerden biri. Ayrıca filmde akılda kalıcı bir müzik kullanımı da göremiyoruz. Bütün bunlar toplandığında The Misfortunates (Şeylerin Boktanlığı), eksikliklerine rağmen sürükleyici bir büyüme hikâyesi.