23.02.2019

Sibel: Ötekileştirilen Tüm Kadınlara

Sinema sanatı iyi-kötü, haklı-haksız, güzel-çirkin, eski-yeni ve daha birçok çatışma üzerine kurulmuş hikayelerden oluşan senaryo ve filmler ile seyirciyi etkileme çabası içindedir. Film içinde yer alan çatışmaların bir kısmını gerçek hayatımızda yaşasak da bir kısmını da daha önce hiç gitmediğimiz yerlerde, hiç tanımadığımız insanlar yaşar. Karakterlerin, bir başkası veya bir grup insan topluluğu ile karşı karşıya kaldığı bu tür çatışma ortamlarından ise filmin ana iskeleti ve hikâyesi oluşarak perdede izlediğimiz sanat eserine dönüşür. Her türlü çatışmada ayakta kalma ve hiçbir zaman yılmama başarısı ise senarist tarafından yaratılan, yönetmen tarafından yönetilen ve oyuncu tarafından da hayat verilen karakter sayesinde gerçekleşir. İşte bu tür bir karakter olan ve küçükken geçirmiş olduğu bir hastalık yüzünden konuşma yetisini yitirip yaşadığı yörede kullanılan ıslık dili ile derdini anlatabilen Sibel karakteri de bugün vizyona giren Sibel filmi ile bizlerin hayatına giriyor ve film boyunca onun en yakınındakiler dahil köydeki herkes tarafından ötekileştirilmesine verdiği dik duruşu izliyoruz. Yönetmen Çağla Zencirci’nin, Guillaume Giovanetti ile yönetmenlik koltuğunu paylaştığı film, çok güçlü bir kadın karakter üzerine kurulu gurur duyulacak bir yapım olarak vizyonda arz-ı endam ediyor.

Dünya prömiyerini geçtiğimiz sene gerçekleştirilen 71. Locarno Film Festivali’nde yapan ve burada FIPRESCI Ödülü ile Ekümenik Jüri Ödülü‘nü kazanan film, ülkemizde ise ilk olarak 25. Adana Film Festivali’nde seyirci ile buluşmuş ve burada En İyi Film, En İyi Kadın Oyuncu (Damla Sönmez) ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu (Emin Gürsoy) ödüllerinin sahibi olmuştu.

Karadeniz’in İnatçı ve Dirençli Kızı

Film, babası ve kız kardeşiyle beraber Karadeniz’de yaşayan ve yalnızca ıslıkla iletişim kurabilen Sibel’in hikâyesini konu ediniyor. Sibel, babası ve kız kardeşiyle Karadeniz’in dağlık bölgesinde bir köyde yaşar. Dilsizdir ve çevresiyle sadece bölgenin eski ve unutulmuş ıslık diliyle iletişim kurabilmektedir. Etraftakilerin uğursuz saydığı genç kız, dağlarda gezindiği söylenen bir kurdu avlayacağına inanır. Sonunda bir gün ormanda ummadığı biriyle karşılaşır ve olaylar gelişir.

Kadınlar da Güçlüdür

Karadeniz’in eşsiz yeşilliği içinde birbiri ile çatışan karakterlerin hikayesini ortaya koyan film, son derece güçlü bir kadın karakter olan Sibel’in gizemli hikayesini sunuyor. Konuşma engeline karşın hayata karşı bir ön yargısı olmasa da çevresi tarafından uğursuz ve asi olarak görülen karakterimiz Sibel, son derece güçlü bir kişilik yapısı sunuyor ve adeta bir rol model görevi üstleniyor.

Zorlu Bir Hayata Giren Gizemli Yabancı

Hikâyede köy tarafından dillendirilen ama kimsenin yakalayamadığı bir kurdun peşinde olan Sibel için hayatın en büyük amacı olarak karşımıza çıkan bu durum kurdu yakalamak için adeta bir alışkanlık haline gelen ve sırası değişmeyen ritüellerini yerine getirimesine dönüşüyor. Muhtar babası, kendisine karşı oldukça mesafeli olan kız kardeşi ve her daim yardımına koştuğu yaşlı Narin dışında hayatında başka biri olmayan Sibel’in karşısına asker kaçağı olan Ali’nin çıkması filmde tüm dengeleri alt üst ediyor. Ali ile ilk karşılaşması her ne kadar talihsiz ve bir o kadar acı dolu olsa da Ali’ye karşı yapmış olduğu davranışı telafi etmek için ona ilgi göstermesi Sibel’in hayatına biraz olsun farklılık ve hareketlilik getiriyor.

Kendimiz Gibi Olmayanlara Yapılan Ötekileştirme

Köylünün yaratmış olduğu fiziksel ve psikolojik baskıyı her seferinde bertaraf etmeye çalışan Sibel’i güçlü yapan iradesi tüm film boyunca karşımıza çıkıyor. Hikayesi ile daha ilk dakikadan itibaren kendi içine çeken ve kendini rahatça izleten film maalesef senaryo anlamında biraz yüzeysel kalıyor. Ele aldığı hikayeye derinlemesine inemeyen ve bazı noktaları ile seyircinin zihninde soru işaretleri bırakan film yine de başarılı ve vurucu bir son ile seyircinin tatminkar bir şekilde salondan ayrılmasını sağlıyor. Film özelinde en göze batan ve olumsuz olarak nitelendirilebilecek özellik de karakterlerin konuşma tarzıydı. Hikaye Karadeniz dağ köylerinden birinde geçmesine rağmen hiçbir karakterin Karadeniz ağzı ile konuşmaması oldukça aykırı duruyor filmde.

İsyankar Bir Son

Bunun dışında filmin doğal atmosferi hiçbir noktada müzik kullanılmaması ile de yansıtılıyor ve bu da son derece göze çarpan bir detay olarak değerlendirilebilir fakat filmin bitişi ile çalan Sus Payı adlı rap parça, film boyunca sesi çıkmayan Sibel’in adeta çığlığı oluyor ve koltuklarından kalkmak için hazırlanan seyirciyi birden şaşırtıp tekrar koltuklarına oturtuyor. Filmde kurdu her ne kadar görmesek de varlığı ile çok güçlü bir metafor olarak yerini alıyor. Bunun yanı sıra köyün tepesinde yer alan ve gelin olacak kızların çıktığı kayalıklar ile burada yakılan ateş de film dikkatli izlendiğinde güçlü bir metafor olarak okunabilir. Damla Sönmez’in son derece doğal bir yüzle karşımıza çıktığı ve sadece ıslık dili ile diyalog kurarak her oyuncunun altından kalkamayacağı bir iş çıkardığı film, bu haftanın izlenmesi gereken başarılı yapımlarından biri olarak dikkat çekip sinemada seyircisini bekliyor.