06.05.2016

SİNEFİL GÜNLÜĞÜ: Los Santos Inocentes (1984)

İspanyol Edebiyatı’nın en saygın isimlerinden Miguel Delibes’in 1982’de yayımlanan aynı adlı romanından 1984’te sinemaya uyarlanan Los Santos Inocentes, kanlı iç savaşın ardından 36 yıl boyunca İspanya’ya bir kabusu yaşatan Francisco Franco’nun, diktatörlüğünün görece törpülendiği 60’larda geçer. Filmde, üzerindeki ölü toprağını atmaya uğraşan bir toplumun çığlıklarını, metaforlar aracılığıyla görürüz. Tabii, biat kültürünü asla terk etmeyen ve ezilmeyi kader sayanları da unutmamıştır yönetmen.

Miguel Delibes, kaybettiği babasının çıplak cesediyle ne yapacağını bilemeyen bir çocuğun öyküsünü anlattığı Kefen’den, doğup büyüdüğü köyü, eğitimi için terk etmek zorunda kalmasıyla, hayata tutunamayacağını düşünen bir gencin çıkışını aradığı Yol’a kadar, içimizden insanların minimalist öykülerine yer vermiştir kitaplarında. Yazar ayrıca, 94’te İspanyol Edebiyat’ının en önemli ödülü olan Cervantes’e de layık görülmüştür.

İspanyol Sinema Enstitüsü eğitimli, aynı zamanda Hukuk eğitimi de almış olan yönetmen Mario Camus, hem Los Santos Inocentes’le, hem de 1966 tarihli Con el Viento Solano’yla Cannes’da Altın Palmiye için yarışmıştı. İki aktörüne birden Cannes’da en iyi erkek oyuncu ve yönetmene özel mansiyon ödülü kazandıran Los Santos Inocentes, yönetmenin en başarılı filmi kabul edilmekte.

Bir askerin, yaşadığı ücra köye dönüşüyle açılan film, üç çocuklu bir ailenin bugününe ve geriye dönüşlerle geçmişine bakar. Ailenin reisi Paco, doğduğu günden beri varlıklı çiftlik sahibine hizmet etmekte, bu durumdan da büyük bir haz duymaktadır. Kendisi gibi itaatkar ve uysal karısı, zihinsel ve fiziksel özürlü küçük kızları, zeki ve alımlı büyük kızları ve askere uğurlamaya hazırlandıkları oğullarıyla birlikte, kendilerine hizmetleri karşılığında verilen küçük araziye bakarak, hayata tutunmaya çalışan küçük bir ailedir Paco’nunki.

Altmış yıl hizmet verdiği çiftlikten, elini kendi idrarıyla yıkadığı ve etrafa dışkıladığı için (ellerinin çatlamasını engellemek istediğinden bunu yaptığını savunur) kovulan Paco’nun kayınbiraderi yarım akıllı Azarias, ailenin yanına sığınır. Hayata tek tutunma sebebiyse, beslediği kuştur Azarias’ın. Acımasız çiftlik sahibi Ivan, ona yaranmaya çalışan baş kahya Pedro, O’nu çiftlik sahibiyle – gözünün içine baka baka – aldatan sadakatsiz karısı Regula, filmin önemli yan karakterleridir.

Efendilerinin isteğiyle, çiftlikte çalıştırılmak üzere okula gönderilmeyen çocuklar, hep buranın dışında yaşamayı hayal eder: Quirce, askerliğinden sonra Madrid’e gidip bir iş bulmayı; Nieves’se, efendilerine hizmetçilik yapmaktansa, bir fabrikada işçi olarak çalışmayı ister. Babalarınınsa tek derdi vardır, efendi Ivan’ı memnun etmek. Öyle ki, kaval kemiği kırıldığında dahi, av partisinde vurulan kuşları toplamak ve iz sürmek için bir hayvandan farksız şekilde koşturulmaya çalışır.

İspanya’da zamanda geriye gidilen ve yaşamanın, insan olmanın dahi unutulduğu bir dönemi yansıtan bu minimalist film, Francisco Rabal ve Alfredo Landa’nın – hak ettikleri ödüle de layık görülen – performanslarıyla, sinefillere unutulmaz bir deneyim yaşatır.