19.04.2017

Sinefil Günlüğü: Memoirs of a Sinner

Memoirs of a Sinner (1986)

Daha önce yine Sinefil Günlüğü köşesinde son filmi Niezwykla Podróz Baltazara Kobera’yı (1988) ele aldığımız, Polonya Sineması’nın en önemli yönetmenlerinden Wojciech Has, çeşitli türlerde film çekmiş olsa da, kendisinin en büyük başarıları hep fantastik – felsefik olanlardır. Kum Saati Burcundaki Sanatoryum (1973) ile sinefillerin gönlünde, Zaragoza’da Bulunmuş El Yazması (1965) ile de eleştirmenlerin gözünde, hep özel bir yerde durmuştur usta yönetmen.

İskoç yazar James Hogg’un 1824’te yazdığı The Private Memoirs and Confessions of a Justified Sinner adlı kitabını, İskoç Bill Douglas, senaryosunu da kendi yazmak suretiyle sinemaya aktarmak istediyse de, yine aynı amaçta olan usta yönetmen Lindsay Anderson gibi filmi çekmeye ömrü yetmedi. Hogg’un bu kült romanını filme aktarmak, Polonyalı usta Has’a nasip olacaktı.

Kalvinizm ile yoğrulmuş bağnaz bir köyde yaşanan gizemli cinayetleri, filmin baş karakterinden dinleriz; çünkü cinayetleri işleyen de kendisinden başkası değildir. Film, bir mezarlıkta açılır. Mezar kazıcıları bir mezarı kazıp, içindeki cesedi dışarı çıkarır, sonra diğer mezarlardan da ölüler dışarı çıkmaya başlar. Mezar kazıcılarının çıkardığı ceset (Robert) kendilerine, geçmişini ve anılarını anlatmak istediğini söyler.

Görüntü Ziyafeti

Filmdeki olayların yaşandığı çiftliğin sahibi karısına, sarhoş olduğu bir gece tecavüz eder. Karısı, bu geceden dolayı kocasını ve bu gecenin meyvesi olan oğlu Gustav’ı lanetler ve çiftlikten ikisini de gönderir. Bir Papazla yaşamaya başlayan kadın, ikinci çocuğuna hamiledir: Robert.

Film, Robert’in yirmili yaşlarının ortasına atlar ve Robert, bir gün önce aynadaki bir yansımada, sonra da evin içinde ikizi kadar kendisine benzeyen bir yabancı görür. Yabancı kendisinden, erkek kardeşi Gustav’ı öldürmesini, çünkü Gustav’ın yaşam tarzının inançlarına ters olduğunu söyler. Robert, gitgide normal yaşamla ilişkisini kaybedecek ve şeytanla (şeytani yönüyle) sürekli karşılaşacak (yabancı, karşısına farklı yüzlerle de çıkar) bir cinayet, bir diğerinin kapısını açacaktır.

Has’ın yine görüntü olarak bir ziyafet vadettiği film, William Blake’in Mad Song adlı şiirini merkezine alarak ilerler. “Şeytanla Anlaşma” alt türüne de dahil edilebilecek konusu; suçu, insanın kendi içinde araması gerektiğine dair söylenenler, felsefi tartışmalar, ürkütücü/gerçeküstü bir atmosfer ve Hogg’un dilimize de çevrilmiş bu kült romanının sinemaya aktarılmış tek versiyonu olarak, unutulmaz bir Doğu Avrupa Sineması örneğidir Bağışlanmış Bir Günahkârın İtirafları.