06.05.2016

SİNEFİL GÜNLÜĞÜ: Messidor (1979)

1929 doğumlu Alain Tanner, İsviçre sinemasında 1960’ların sonunda başladığı yönetmenlik kariyerine, yirminin üzerinde başarı film sığdırdı. Yaşayan ustalar içinde, en değeri bilinmemişler sıralamasında üstlerde yeralan Tanner, görselliği ön planda tutuğu, varoluşa dair önemli mesajlar içeren ve stüdyodan bağımsız filmleriyle, sinefillerin oldukça ilgisini çekmiştir. Messidor da, yine Tanner’in az bilinen hazinelerinden biridir.

Messidor, ‘gitmek isteyip gidebilen’ iki kızın yollarda geçen varoluşçu öyküsüdür. Kendisinden önceki türün örneklerinden Monte Hellman’ın kült klasiği Two-Lane Blacktop (1971) filminin nihilist havasını barındıran film gelecekte de; Vagabond (Agnés Varda, 1985) Motorama (Barry Shils, 1991) ve Thelma & Louise (Ridley Scott, 1991) gibi örnekleri etkileyecektir.

Marie 18 yaşında, taşrada büyümüş, annesi ve babası kendisi küçükken boşanmış, annesi ve onun serseri sevgilisiyle Moudon kasabasında yaşamakta ve bir mağazada tezgahtar olarak çalışmaktadır. Jeanne ise 19 yaşında, Cenevre’de doğup büyümüş, Lozan’da erkek arkadaşıyla yaşayan ve üniversitede tarih bölümünde okuyan bir öğrencidir.  Marie, Lozan’daki babasını ziyaretinden dönüşü, tren biletini kaybetmesi üzerine otostop çekmeye karar verir. Jeanne’sa yaşadığı çevreden, hayattan ve erkek arkadaşından sıkılmıştır; böylece o da ‘bulunduğu bölge dışında’ bir yere gitmek ister. Erkek arkadaşının umursamaz tavırlarından sonra Jeanne da tek başına otostop çekmeye başlar. Bir araba durup iki kızı alır ve yolculuk başlar.

Karakterler yanlarında hiçbir şey olmadan, gittiği yere kadar yolculuk etmek üzere sözleşir. Kollarında zamanı gösteren saatleri, dolayısıyla artık zaman kavramları yoktur, zaten buna gerek de yoktur. Birinci gecelerini ormanda geçirirler, ikinci günüyse bir otelde; ama paraları ikinci günden sonra biter ve artık başka yollar aramaları gerekir.

Film boyunca kızların karşısına çeşitli statülerden, farklı insanlar çıkar. Birisi kendisinin de onların yaşında bir kızı olduğunu, kızların üniversiteye gitmesinin saçmalık olduğunu ve iki yumurta kırmayı bile beceremeyeceklerinden emin olduğunu söyler; diğer iki adam kızlara tecavüz etmeye çalışır, bir diğeriyse kızların borç para talebini geri çevirip onlara ‘akıl vermeye’ çalışır ardındansa para meselesinin ‘üçünün arasında’ başka yollarla çözülebileceğini söyler. Derken bindikleri bir askerin aracının torpido gözünde buldukları silah, macerayı başka bir boyuta taşıyacaktır.

Karakterler ülkenin hangi bölgesinde olurlarsa olsunlar, insanoğlunun yapısı hep aynıdır. Jim Jarmusch’un Stranger Than Paradise’ında (1984)  geçen ‘Buraya kadar geldik; ama burada da bir şey yok’ repliğinin hissettirdiklerini Messidor, metaforlarla anlatmıştır. Başlarına gelen her bela, kızların aslında yaptıkları şeyin doğruluğunu kanıtlar niteliktedir. Başarısız tecavüz girişiminden kurtulan kızlar arasında şöyle bir diyalog geçer:

-Marie: “Geri dönecek miyiz?”

-Jeanne: “Hayır. Geri dönersek, bu herifler beni gerçekten becermiş olur.”

Evet, John Frankenheimer’ın Seconds’ında (1966) her şeyi geride bırakıp hayaline gitmek isteyen Wilson’a da yasak elmayı vaat eden ‘yaşlı adam’ aynı şeyi söylemiştir:

“Geriye dönemeyeceğinizi bildiğinizde, ileriye gitmeniz daha kolaydır.”

Varolmanın acısının evrenselliğine vurgu yapan, hiçbir zaman sahip olmadıkları/olamayacakları ve kendilerine mutluluk getirmeyecek her şeyden vazgeçip yollara düşen iki cesur karakteriyle bu unutulmaz entelektüel film, feminist çevrelerde de büyük ilgi görmüştür.

Filmden bir sahne: